Londra'da otel odanızın kapısı kırılabilir!

Londra'da otel odanızın kapısı kırılabilir!

Meral Tamer


Cumberland Otel'de kalan Şahin Alpay, kahvaltı etmek için odadan ayrıldığı bir sırada, laptop bilgisayarı, fotoğraf makinesi, ses kayıt cihazı ve dökümanları çalındı.

Polis geldi. Zabıtlar tutuldu. Otel güvenlik müdürü 4 bin dolarlık zararı, sigortanın karşılayacağını vaadetti. Ancak daha sonra 100 sterlin ödemeye kalktılar.

Yazışmalar fayda etmeyince Londra'daki Türk Turizm Bürosu devreye girdi ve aynı sigorta şirketinin 4 ay gecikmeyle de olsa 4 bin doları Alpay'a ödemesini sağladı.


Bugün köşemi, Cumhuriyet gazetesinde yıllarca birlikte çalıştıktan sonra şimdi de Milliyet'te beraber olmaktan mutluluk duyduğum sevgili arkadaşım Şahin Alpay'a bırakıyorum.
Londra'nın tanınmış otel zincirlerinden Trust House Forte'nin otellerinden birinde meydana gelen bu olaya inanmak zor. Ama olayın ardından otel yönetiminin ve sigorta şirketinin gösterdiği duyarsızlığa inanmak daha da zor.
Söz Şahin Alpay'ın:
"Sevgili Meral,
Başımdan geçenleri "Tüketici gözüyle" köşene rapor etmenin yararlı olacağını düşünüyorum.
Olay şu:
Şubatta karımla birlikte, bir haftalığına Londra'ya gittik ve Oxford Street üzerindeki, Forte otel zincirine bağlı Cumberland otelinde kaldık. Bir sabah, kahvaltı etmek üzere saat 9.00'da aşağı indik. Yarım saat sonra döndüğümüzde, odamızın kapısının kırıldığını, içeri giren hırsızın, henüz ilk taksidini ödediğim IBM Thinkpad laptop bilgisayarım başta olmak üzere, fotoğraf makinem, ses kayıt cihazım (tape recorder) ve not defterim de dahil tüm mesleki eşyalarımı alıp götürdüğünü dehşet içinde gördük.
Tabii durumu hemen otel güvenlik birimine bildirdik. Görevliler gelip zabıt tuttular. Çalınan eşyalarımın 4 bin dolar dolayında olduğunu zapta geçirdim. Hırsızlık Marylebone karakoluna da bildirildi. Polisler de ayrı bir zabıt tuttular. Otel idaresi hemen bizi terfi ettirerek "Business Class" bir odaya taşıdı. Güvenlik Müdürü Mr. R. O. Wilmshurst ziyaretime geldi. "Zararımızın otelin sigortasından tazmin edileceği hususunda en küçük bir kuşku duymamamız" gerektiğini, ancak yazışmaların birkaç hafta alabileceğini söyledi. Sigortadan bir ay zarfında bir ses çıkmazsa mutlaka kendisini aramamı rica etti.
Biz de odaya biraz daha önce dönmüş olup hırsızla burun buruna kalma talihsizliğine uğramadığımıza şükrederek; uğradığımız zararın tazmin edileceğine güvenerek teselli bulduk. Gerek bilgisayara kayıtlı yazılarımın, gerekse not defterimdeki kıymetli kayıtların yitirilmesinin acısını bağrıma bastım ve üzerlerine bir bardak soğuk su içtim.
Ertesi gün, uzun yıllar BBC'nin Türkçe yayınlarının yöneticiliğini yapan dostum Andrew Mango ile buluştuk. Andrew, tazminat talebimi lafta bırakmayıp, otel müdürüne mektupla bildirmemin çok yerinde olacağını söyledi. Ben de tavsiyesine uydum.
İstanbul'a dönmemizden birkaç gün sonra gelen cevap mektubunda otel müdürü Mr. Paul Schnepper üzüntülerini bildiriyor ve "bir gelişme olması halinde" derhal benimle temas kuracaklarını söylüyordu.
Aradan bir ay geçti. Otel müdürüne tekrar yazarak, mesleki eşyalarımın kaybından doğan zararın bir an önce telafi edilmesini beklediğimi hatırlattım. Cevaben gelen mektup, konunun sigorta şirketine intikal ettiğini ve şirketin kısa süre sonra benimle temas kuracağını bildiriyordu. Nitekim öyle oldu. Royal & Sunalliance adlı sigorta şirketinden Mr. Chris Hunt imzasıyla gelen yazıda, Britanya'da geçerli kanunlar uyarınca, müşterilerin emanete bırakılmayan eşyalarının çalınması halinde otel sahiplerinin tazminat yükümlülüğünün en çok 100 sterlin ile sınırlı olduğu; banka hesap numaramı bildirmem halinde bu miktarın derhal ödeneceği söyleniyordu.
Tahmin edebileceğin gibi, müthiş öfkelendim. Otel müdürüne yeniden yazdım. Bilgisayar ve fotoğraf makinesi gibi eşyaları her odadan çıkışta emanete bırakmak zorunda olduğum gibi bir saçmalığı ömrümde duymadığımı, oda kapım kırılmak suretiyle yapılan hırsızlıktan tümüyle otelin sorumlu olduğunu, 100 sterlinlik gülünç tazminat teklifini kesinlikle reddettiğimi, taahhütlerin yerine getirilerek 4 bin dolar tutarındaki zararımın derhal tazmin edilmesini, aksi takdirde kendilerini mahkemeye vereceğimi bildirdim.
Sigorta şirketinden gelen cevap kısa ve kesinde: İngiliz kanunları uyarınca bana 100 sterlinden fazla tazminat ödemeleri kesinlikle mümkün değildi. Üstelik, bu kanunları gayet iyi bilen Cumberland oteli güvenlik müdürü Mr. Wilmshurst de, zararımın tazmin edileceğine dair bir taahhütte asla bulunmadığını(!!!) söylüyordu.
Bu aşamada gelip sana dert yandığımı hatırlayacaksın... Mahkeme yoluna gitmeden önce, konuyu Türkiye Otelciler Birliği (TÜRTOB) başkanı Sayın Ali Güreli'yle görüşmemi tavsiye ettin. Ben de öyle yaptım. Sayın Güreli, sağolsun ilgilendi; durumu derhal Londra'daki Türk Turizm Bürosu direktörü Sayın Savaş Küce'ye bildirdi. Ben de Sayın Küce'yi arayarak olayı bütün ayrıntılarıyla anlattım.
Sayın Küce konunun peşini bırakmayacağını vaad etti. Nitekim aradan bir gün dahi geçmeden bana, Londra Turizm Kurulu'na, Londra Belediyesi Ticaret Standartları Bölümü'ne, Londra Tüketiciler Derneği'ne, Forte otelleri genel müdürlüğüne ve Cumberland oteli müdürüne gönderdiği ve zararımın derhal tazmin edilmesi için gereğinin yapılmasını talep eden yazıların birer kopyasını faksladı.
Küce, yazılarında, "Türk ziyaretçilerin Londra'nın turizm gelirlerine hatırı sayılır bir katkıda bulunduklarını; dolayısıyla Londra otellerinde daha büyük bir özenle ağırlanmaya hakları olduğunu" hatırlatmayı da ihmal etmemişti.
İnanılır gibi değil, ama aynı sigorta şirketinden aynı Mr. Chris Hunt, mektupların muhataplarına ulaştığı gün Sayın Küce'yi arayarak, Şahin Alpay'a 4 bin dolarlık tazminatın bir hafta içinde tam olarak ödeneceğini bildiriyordu... Nitekim birkaç gün önce, yaklaşık 4 ay uğraşmadan sonra, hakkım olan tazminat nihayet banka hesabıma yattı.
Sevgili Meral, başıma gelenlerden, tabii ki Londra'yı ziyaret eden bütün yurttaşlarımız için çıkarılacak dersler var. Bunları sana yazmamın sebebi de elbette ki, onların bu derslerden yararlanmaların sağlamak.
1) Londra belki dünyanın en görülecek kenti, ama hırsızlık çok yaygın. Güpegündüz, günün en civcivli saatinde, otel odanızın kapısını kırıp eşyalarınızı götürebiliyorlar.
2) Londra'da kalacağınız oteli iyi seçin. Her otel yöneticisine de güvenmeyin. Aralarında çok kolay yalan söyleyenleri de oluyor. Bana zararımın tümüyle tazmin edileceğini vaad ettikleri halde, daha sonra utanmadan böyle bir vaadde bulunmadıklarını söyleyebildiler.
3) İngiltere'deki sigorta şirketlerine de her zaman inanmayın. Kanun uyarınca bana en çok 100 sterlin ödeyebileceklerini söyledikleri halde, Londra Turizm Büromuzun müdahalesi üzerine 4000 dolarlık zararımın tümünü ödediler. Demek ki İngiliz sigorta şirketleri, kanunları duruma göre farklı yorumlayabiliyor.
4) Londra'daki Turizm Büromuz görevini fazlasıyla yapıyor. Benimkiyle benzer sorunlarla karşılaşacak yurttaşlarımız onların desteğine güvenebilir. Kendi hesabıma Sayın Savaş Küce'ye, gösterdiği ilgi için büyük teşekkür borçluyum. Miktar ne olursa olsun, maruz kaldığım zarar ve haksızlık onun müdahalesi olmasaydı giderilmeyecekti.
Sayın Ali Güreli'yi aramamı tavsiye ederek çözüme giden yolu açtığın için sana da teşekkürler, Meralciğim."
Şahin Alpay



Otomobille 8 kilometre yol katedip yanlışlıkla aldığı 2 milyon lirayı iade etti.

Türkiye Sınai Kalkınma Bankası'nda çalışan İstanbullu okurumuz İlhan Eksen ve eşinin geçen ay kısa bir tatil için gittikleri İzmir - Aliağa'da başlarından son derece hoş bir olay geçmiş. Tam da turizm sezonu açılırken yaşadıkları bu olayı, Milliyet okurlarıyla paylaşmak istemişler:
"Eşimle 1 yıl önce bir kere yemek yediğimiz ve memnun kaldığımız Can Balık Lokantası'nı bir kere daha denemek istedik. Bir levrek buğulama, birer barbunya balığı, birer porsiyon karides, salata, soda, birer duble rakı ve kahveden oluşan bir öğle yemeği yedik.
Adet olduğu üzere balık fiyatında önceden mutabık kalmıştık. Karides ve barbunya içinse fiyat sormadık. Hesap 4 milyon 850 bin lira tuttu. Fazla görünmesine rağmen yemeğin keyfini kaçırmamak için itiraz etmeden ödedik.
Aliağa'dan ayrılalı 7 - 8 kilometre olmuştu ki, birden arkamızda bir Broadway belirdi. Israrla klakson çalıyor, durmadan selektör yakıyordu. Anlamadığımız için yol verdik. Tam hizamıza geldiğinde direksiyonda restorandaki görevlilerden birini gördük. Durmamızı işaret ediyordu.
"Herhalde birşey unuttuk" diyerek arabayı sağa çektik. Meğer restoranın sahibiymiş. "Kasa görevlimiz bir iş için şehre indiği için sizin hesabınız yanlışlıkla fazla yazılmış. Sizden sonra farkettim, çok özür dilerim. Buyrun 2 milyon liranız," diyerek elime 2 tane 1 milyon liralık tutuşturdu.
Şaşkınlığımızı tahmin edebilirsiniz."
Özellikle siyasette herkesin birbirini kazıklamaya uğraştığı, içimizi karartan şu dönemde, lokantacının bu beklenmedik duyarlılığı, bizim içimizi ısıtıverdi. Eminim bu yazıyı okuyan okurlarımızın yüreği de birkaç saniye için de olsa biraz ferahlamıştır.

Yazara Emailm.tamer@milliyet.com.tr