Mısır, bizim uyduya talip

425 milyon dolara malolan yeni uydumuzu, 550 milyon dolar verip devralmak istiyorlar

Mısır, bizim uyduya talip
Mısır, bizim uyduya talip

425 milyon dolara malolan yeni uydumuzu, 550 milyon dolar verip devralmak istiyorlar

Uzaya fırlatılışı gelecek aya ertelenen 3. uydumuz, tam da dijital televizyonların pazarda pay kapmak için kolları sıvadıkları döneme denk düştüğü için pek rağbette.
Türk Telekom, bu uydunun üretimine başlandığı 2 yıl önce finansman bulmak için yurt dışına çıktığında, Asya krizinin de etkisiyle kapılar yüzlerine kapanmıştı. Şimdiyse daha uydu fırlatılmadan tüm kanalları satılmış durumda. 28 kanalın her birinin yıllık kirası 2,5 milyon dolar, ama anlaşmalar 10'ar yıllık. Dijital TV'ciler belli bir süre zarar etmeyi göze almışlar. Zaten bugünü değil, geleceği satın alıyorlar. Televizyonun aynı zamanda görüntülü bilgisayar olarak da kullanılacağı, uydudan internetin jet hızıyla indirilip tüketicinin hizmetine sunulacağı bütünsel bir hizmetin hazırlığı içindeler.
Ulaştırma Bakanı Enis Öksüz, Fransız Guyanası'ndan dönerken yolda anlattı. Bu uydunun geliriyle, Hazine'den tek kuruş borçlanmadan bundan sonra yaptırılacak 2 uydu finanse edilebilirmiş.
Mısır başkanlığındaki bir Arap Konsorsiyumu, bizim uyduyu 550 milyon dolar ödeyip devralmak istiyormuş. Çünkü zamanın maliyeti çok daha yüksek. Nitekim uyduyu üreten Alcatel Space de her gecikilen gün için Telekom'a 1 milyon dolar tazminat ödemek zorundaymış. Öksüz, "1 yıl gecikse 360 milyon dolar tazminat alacağız, ama tazminatta gözümüz yok, uyduyu istiyoruz" diyor.
3. uydunun 425 milyon dolarlık toplam maliyeti, şu kalemlerden oluşuyor:
* 220 milyon dolar uydunun kendisi
* 55 milyon dolar sigorta
* 40 milyon dolar ordunun 2 X Bandı için ödediği para
* 100 milyon dolar, uydunun uzaya fırlatılması

Uydu yerde kalınca, dijital TV'ciler karalar bağladı
Türksat 2A ya da nam - ı diğer Eurasiasat, daha uzaya fırlatılmadan kanalları tümüyle satılan ilk uydu. Ordu ve Telekom için ayrılan kanallardan geriye kalan 28 kanaldan 10'unu Çukurova Grubu şirketlerinden Digitürk, 11'ini Uzanlar'a ait Star Digital, 7'sini de Doğan Grubu'nun Dijitivi'si satın almış.
Biliyorsunuz Digitürk, dijital TV yayınlarına ilk başlayan kuruluş. Yeni uydumuzdan satın aldığı 10 kanala bir an önce kavuşmak istiyor. Çünkü şu anda uzayda 7 derece meridyende dönen bir başka uydudan aldığı sinyallerle yayın yapıyor ve kaydettiği abonelere buna göre çanak anten takıyor. Digitürk Yönetim Kurulu Üyesi Osman Erk'ten öğrendiğime göre abone sayısı arttıkça, yeni uydu devreye girdiğinde değiştirilmesi gereken çanak anten sayısı, dolayısıyla maliyet de artıyor. Zira bizim uydu 42 derece Doğu meridyeni üzerinde yörüngeye oturtulacak.
Aslında Star Digital'in durumu daha vahim. Zaten Fransız Guyanası'na gelen Star Digital yöneticisi Petek Çavuşoğlu, uydunun fırlatılamayacağı kesinleşince adeta çöktü. Çünkü Star Digital, uydu eylülde fırlatılacak diye başka bir uydudan kanal kiralamamış. Ama aboneleri toplamış. RTÜK'ün koyduğu engel sonucu şu anda sadece 5 kanaldan yayın yapabiliyor ve aboneler de haklı olarak kazan kaldırıyor.
Guyana'da bulunan dijital TV'lerin yöneticilerinden en rahatı Dijitivi'nin CEO'su Mehmet Özkan'dı. Çünkü henüz yayına başlamadıkları için ne tüketici boğazlarına basıyor, ne de daha fazla abone kaydederek ön almak uğruna ertelemenin getireceği fatura kabarıyor.
Ancak onlar için de geç kalmanın bir maliyeti olabilir tabii. Herkes kendi hesabını yapıyordur herhalde.

Git git git bitmedi...
Uydumuzun uzaya fırlatılışını izlemek üzere Fransız Guyanası'na giderken, 3,5 günlük seyahatin 1,5 gününün yolda geçeceğinden yakınmıştım.
Sen misin yakınan! Yol faslı keşke 1,5 günle kalsaydı...
Meğer ben, Guyana'daki bitmez tükenmez dumanaltı otobüs yolculuklarını hesaba katmamışım.
Bizim seyahat, 3,5 gün süren yol filmi gibiydi. Benim açımdan en tahammül edilmez bölümü de, 9 saatlik (Paris'ten) okyanus aşırı uçak yolculuğunun ardından Guyana'daki otelimize ulaşmak için bir 2,5 saat daha otobüsle yol kat etmek mecburiyetiydi.
Bitmedi. Bavullarımızı bırakır bırakmaz ve saat farkı nedeniyle gecemiz gündümüze karışmış bir halde yeniden otobüslere bindik ve uydumuzun neden fırlatılamadığı gibi üzücü bir konunun ayrıntılarını öğrenmek üzere 1 saatlik (10 saat gibi geldi) yeni bir yolculuğa çıktık.
Otobüsle yol alırken yerlileri ya da özgün yapıları gördüğümüzü falan da sanmayın. Sadece değişik ağaç türleri çıkıyor karşınıza. Ancak biliyorsunuz benim gözler de maalesef onları ayırt edip keyfine varmaya müsait değil...
Otobüste sigara içilmesi yasak olduğu halde gazeteci arkadaşlarımızın çoğu, sigaranın birini söndürüp diğerini yaktılar. Otobüslerin camları da açılmıyordu.
Kuş uçmaz kervan geçmez yollarda saatler süren dumanaltı yolculuklar sona erdiğinde ise sinek faslı başlıyordu. Kolumuza, bacağımıza hatta yüzümüze sinek kovucu spreyler sıkıp, neredeyse kapalı şişelerdeki suları bile içmeye çekinerek sıtmaya ve sarı hummaya karşı korunmaya çalışıyorduk.
Bari uydumuzun uzaya fırlatılışını izleyebilseydik...