Mustafa Kemal’in İzmir’i, Baykal’ın İzmir’i...

Sabahları gazeteye geldiğimde, masamın üzerinde çoğu kez birkaç yeni kitap bulurum. Kimi şiirlerini yollar, kimi öykülerini, kimi anılarını... Ünlü yazarlarımızın yeni kitapları da gelir zaman zaman. Ünlü-ünsüz bütün kitaplar adıma imzalanmıştır.
Bana özel imzalanmamış kitaplar ise kurumların imzalarını taşır. TÜSİAD, TOBB, TİSK, TESEV, DİSK, SODEV, TÜSES, TÜRKONFED, İTO, MÜSİAD... Bunlar ya rapor, ya araştırma, ya da toplantı tutanaklarıdır; genelde eni de boyu da, roman ve anı kitaplarının 2 katıdır.
Şirketlerin hayat hikâyelerini anlatan kurumsal kitaplar da gelir tabii. Onlar da büyük formattadır, üstelik kalındır da... Çünkü 40-50 yılını devirmiş kurumların anlatacak o kadar çok şeyi birikmiştir.

Sanat eseri kitap
Borusan Holding Yönetim Kurulu Başkanı Ahmet Kocabıyık’ın, usta fotoğraf sanatçısı ve mimar Ahmet Ertuğ ile birlikte hazırladıkları ve Ertuğ-Kocabıyık Yayınevi’nde basılan dev kitaplara ise “Sayfaları çevrilebilen bir sanat eseri” demek, herhalde daha doğru. Zaten onlar bir tablo gibi mukavvalarla sıkı sıkı korunmuş olarak, özel ambalajlarında geliyor. Bu kitapların boyutları, kurumsal kitapların da 2 katı, ağırlıkları 7-8 kilo. Ama kitapların “dev”liği, boyutlarından ziyade fotoğraflarının, içeriğinin ve baskı kalitesinin de özgünlüğünde...

1922-30’ların İzmir’i
3-4 gün önce gazeteye geldiğimde masamda duran kitap yığını, beni hayrete düşürdü. Zira akşamdan sabaha bu kadar kitap birikmez genelde. 5 tane büyük boy kalın kitap; yükseklikleri tam bir karış...
Nedir diye sayfalarını çevirdiğimde karşıma, İzmir Ticaret Odası’nın (İTO) 1922-1930 yıllarına ilişkin Meclis Karar ve Zabıtları, İdare Heyeti Kararları ile Komisyon Kararları çıktı. Karşılıklı sayfaların birinde Osmanlıca orijinal metin, diğerinde ise günümüz Türkçesiyle bizim anlayabileceğimiz şekle dönüştürülmüş hali..
İTO’nun karar defterleri, Kurtuluş Savaşı sonrası İzmir’de ekonominin nasıl büyük bir değişim yaşadığına ilk elden tanıklık ediyor. İmparatorluktan devralınan İzmir’i ve Cumhuriyet’e giden yolda olan biteni anlatırken, bir anlamda yeni rejimin kuruluşunu, İzmir örneğinde belgeliyor.

Deniz Baykal’ın İzmir’i
Kayıt defterlerine gömülünce, haber saatinin başını kaçırmışım. Televizyonu açtığımda Ergenekon, kapatma davası falan geride kalmıştı; CHP lideri Deniz Baykal, başında efelerin giydiği oyalı zeybek fesiyle İzmir’de nutuk atıyordu:
“İzmir çok özeldir. Türkiye’yi fethetmek isteyenler, orayı-burayı alırlar ama yetmeeeez; İzmir’i almadıkça o iş bitmeeeez. İzmir dimdik ayaktaysa bu ülkede umut var demektir. Türkiye’ye yönelik hesapları olanlar, ‘İzmir’i istiyorum’ derler. İsterler de kimin adına, ne adına isterler? İzmir orada duruyor. İzmir laik, demokratik cumhuriyetin kalesi olarak duruyor.
İzmir’i istemek kolay da, almak o kadar kolay değil. İzmir’i alan almıııışş. İzmir’i Mustafa Kemal 9 Eylül’de almış bir kere. Sen neyi alacaksııın? 9 Eylül’de Mustafa Kemal’den mi alacaksııın?”
Ana muhalefet lideri, yerel seçimlerde İzmir’i isteyen Başbakan Erdoğan’a çatarken, İzmir Ticaret Odası’nın kayıt defterlerinden fırlamış gibiydi.
İçimi derin bir hüzün kapladı...