Önce bilgilendir, sonra ameliyat et!

Önce bilgilendir, sonra ameliyat et!

Meral TAMER

Ameliyata girecek olan bir hasta, ya da ultrasonografisi çekilecek bir hamile, sağlık hizmeti alacak olan bir tüketicidir.
Sağlık hizmeti alan tüketicinin giderek bilinçlenmesiyle birlikte, dünyada hasta hakları ve sağlık sektöründe toplam kalite yönetimi gibi kavramların da güçlendiğini görüyoruz. Buna karşın ülkemizde hastaların önceden bilgilendirilmesine yönelik uygulamaların henüz yerleşmediği de bir gerçek.
Gazetemizin kültür - sanat sayfası yönetmeni Bülent Berkman'ın erkek kardeşi Aşkın Berkman'ın International Hospital'da bir böbreğinin alınmasıyla sonuçlanan taş kırma operasyonu, bu konuda çarpıcı bir örnek oluşturuyor. Hatırlarsanız Berkman ameliyata girmeden önce doktoru kendisine, "operasyonun hiçbir riskinin bulunmadığını" belirtmişti. Hastane yönetimi ise hastaya olabilecekler hakkında bilgi verilmiş olması gerektiği konusunda ısrarlıydı. Ancak ortada yazılı bir belge bulunmadığı için tek somut gerçek, Aşkın Berkman'ın böbreğini kaybetmiş olmasıydı.
Ankara'daki ESWL ve Endorüloji Derneği başkan yardımcısı Prof. Remzi Sağlam bu örnekten yola çıkarak, Türkiye ile Batı ülkeleri arasındaki sistem farklılığına dikkat çekiyor. Avrupa ülkeleri ve Amerika'da titizlikle uygulanan "complete informed consent", yani "hastanın bilgilendirilmesi ve yapılacakları kabul etme anlaşması"nın Türkiye'de de bir an önce hayata geçirilmesi gerektiğinin altını çiziyor.
Sağlam'ın aktardığına göre Batı'da sistem şöyle işliyor:
"Bu sistemde doktor hastaya bir ameliyat teklif ettiğinde, hasta ameliyat konusunda en geniş biçimde bilgilendirilir, sorularına yanıt verilir. Çoğunlukla hastaya ameliyatla ilgili basılı broşürler sunulur. Hastanın soruları ve verilen yanıtlar kayda geçirilir. Hasta "bana yapılacak müdahaleyi anladım. Başka sorum yoktur," dedikten sonra soruları ve yanıtlarını içeren belgeyi imzalar ve bu imzalı belge dosyasına konur. Halen hastanelerimizde imzalatılan "her türlü müdahaleyi kabul ediyorum" cümlesi ise doktorların ve hastanelerin hukuki sorumluluktan kurtulmalarını sağlamanın ötesinde bir anlam ifade etmemektedir."
Eğer Aşkın Berkman örneğinde de Prof. Sağlam'ın önerdiği yol izlenmiş olsaydı, sorunların büyük kısmı yaşanmayacaktı. Hatta belki de Berkman operasyona girmekten vazgeçecek ve taşın düşmesini bekleyecekti.
Prof. Sağlam, Aşkın Berkman'ın başına gelenden sonra böbrek taşı kırma makineleriyle ilgili yer verdiğimiz yazıda geçen bazı noktalar için de uyarılarda bulunuyor.
Öncelikle Türkiye'de üretilen makinelerin İsrail malı makinelerle aynı teknolojiye sahip olmasının, yerli cihazların kopya olduğu şeklinde anlaşılmaması gerektiğini ifade eden Sağlam, "benim de üretim aşamasına katıldığım bu makineler, 2 yıllık bir çalışmanın sonucudur. Dornier dahil pek çok yabancı marka gibi yerli cihazlar da elektrohidrolik sistemi kullanmaktadır. İlk cihaz Gaziantep'e satılmıştır. Ancak globalleşmeyle birlikte kaliteli, servisi iyi, fiyatı uygun ürünler milliyetine bakılmaksızın tercih edilmektedir. Artık yalnız Türkiye'de değil Hindistan'da, Suriye'de, Brezilya'da, Mauritus'ta ve başka ülkelerde Türk malı cihaz kullanılmaktadır," diyor.

İzmir'den İstanbul'a yaptığı otobüs yolculuğu sırasında cinsel tacize uğrayan İngiliz Karen'ı, başına gelenden çok "Nataşa" benzetmesi çileden çıkardı.
Kadınsınız, yalnızsınız ve yabancı bir ülkedesiniz. Ülkenin bir ucundan diğer ucuna saatler süren bir otobüs yolculuğu yapmak zorundasınız. Bu yolculuk sırasında cinsel tacize uğradığınızı düşünün. "Tacizci" de otobüs yolcularına çay - kahve vs. ikram etmekle görevli olan servis memuru.
İngiltere'de Türkoloji öğrenimi gören ve bir Türkle nişanlı olduğu için 5 yıldır sık sık Türkiye'ye gelip - giden İngiliz Karen'ın taciz öyküsü böyle başlamış ve olaylar daha sonra genç kadını daha da kızdıracak şekilde gelişmiş.
İşin ilginç yanı, Karen otobüste başına gelenden çok, şikayetini dinledikten sonra kendisine öğüt vermeye kalkışan genel müdürün "Nataşa" benzetmesinden rahatsız olmuş.
"Olay duyulunca çocuğu işten çıkarmışlar, ama benim gözümde asıl suçlu şirket" diyen Karen, İzmir'den İstanbul'a yaptığı yolculukta başına gelenleri ve sonrasını şöyle anlatıyor:
"İzmir'e nişanlımın teyzesini ziyarete gitmiştim. Bugüne dek Türkiye içinde çok seyahat ettiğim için otobüs firmalarını da tanıyorum. Bana göre en iyilerinden biri olan ...... tercih ettim.
Olay İstanbul'a dönerken meydana geldi. Ben de bütün yolcular gibi ara sıra uyukluyordum. Birden bacaklarımda bir elin dolaştığını hissettim ve sıçrayarak uyandım. Otobüste bizlere servis yapan çocuktu. Çok şaşırdım ve kızdım. Otobüste bir sürü boş yer olduğu için başka bir yere geçtim. O andan sonra çok rahatsız bir yolculuk yaptım.
İstanbul'a vardığımızda başıma geleni otobüs firmasının genel müdürüne aktardım. Daha sonra öğrendiğime göre bu yüzden çocuğu işten çıkarmışlar. Ama işin bu kısmı beni çok fazla ilgilendirmiyor. Asıl üzüldüğüm, olayı benden dinleyen genel müdürün yaklaşımı.
Bana, "bakın burası Türkiye. Müslüman bir ülke. Bizim değişik bir kültürümüz var. Bu tür şeylerin olmasını normal karşılamalısınız. Son yıllarda ortalıkta bir sürü Nataşa var. Çocuk sizi de onlardan biri sanmış olabilir," dedi. Bu sözleri kabul edilemez buluyorum ve hiç anlayamıyorum."
Arkadaşımız İlkay Özcan, otobüs şirketinin genel müdürüyle görüştüğünde, olayın aşağı - yukarı bu şekilde geliştiğini öğrendi. Genel müdürün en önemli itirazı, Nataşa benzetmesi oldu. Nataşa'nın ilk olarak kendisi tarafından değil, okurumuz tarafından telaffuz edildiğini ısrarla vurguladı.

Ford, Adanalı öğretmen okurumuz Betül Gök'ün, alındığı günden beri kendisini uğraştıran Escort'unu yenisiyle değiştirdi.
Gök 1997 model sıfır kilometre arabasını geçtiğimiz ekim ayında almıştı. Ancak alındığı günden itibaren üstüste servise girmesi gereken arabanın 8 ay gibi kısa bir sürede tam 12 parçası değiştirildi.
Kendisine yeni bir araba verilmesi talebiyle köşemize başvuran Gök, arabanın o güne kadar servislerde hangi tarihlerde ne tür işlemler gördüğünü de bir liste halinde titizlikle tek tek sıralamıştı. Çünkü arabanın her servise girişinde belge almayı ve bu belgeleri dosyalamayı ihmal etmemişti.
Ford da işlemler hakkında aynı titizlikle bilgi verince, ortaya altta gördüğünüz tablo çıkmıştı.
Haberin 5 temmuz günkü köşemizde yer almasının ardından okurumuzun mağduriyetini gözönünde bulunduran Ford yetkilileri, arabanın yeni bir Escort'la değiştirilmesine karar verdiler.
Ancak okurumuz, 320 milyon lira fark ödeyerek Escort'un bir üst modeline geçmeyi tercih etti. 25 temmuzda teslim aldığı yeni arabasından şimdi çok memnun.
Yazara EmailM.Tamer@milliyet.com.tr