Orta Avrupalı kendini yeniden tanımlıyor

Orta Avrupalı kendini yeniden tanımlıyor

Meral TAMER

Sadece bireyler değil, ülkeler de sıfırdan yeni mülkiyet düzeni, demokrasi anlayışı, ekonomik ilişkiler ve hukuk normlarıyla kendilerini yeniden tanımlıyorlar.

Orta Avrupa'da Amerikan, Avrupa ve Asya modellerinden ister istemez esinlenen, ama kendi özgün kültür ve birikimleri üzerine oturacak yepyeni bir model doğuyor.

Prag ve Leningrad... (St. Petersburg adına ben bir türlü alışamadım)
Çok seyahat ettiğim halde bir türlü yolumun düşmediği bu 2 kenti görebilmek, son birkaç yıldır benim için neredeyse bir takıntı haline gelmişti.
Neyse ki ekim sonunda Prag'ı görme olanağına kavuştum ve dünyanın bu benzersiz kentini, belki düşlediğimden de daha güzel buldum. Leningrad'a henüz gidebilmiş değilim.
Prag'a giderken, bu yıl sona ermeden Moskova'yı, değişen yüzüyle yeniden görme olanağını bulabileceğim hiç aklımdan geçmiyordu. 1988'de Dış Ticaret Derneği'nin fuarı, 1989'da ise Yapı Kredi'nin Moskova Temsilciliği'nin açılışı nedeniyle 2 yıl ardarda Moskova'ya gitmiştim.
Hiç unutmuyorum. İkinci gidişimizde Moskova havaalanında valizlerimizi beklerken, bagajların geçtiği lastik bantların üzerinde birden biberler, domatesler, muzlar, portakallar belirmeye başladı. Kasa kasa, kiminin üzeri yırtılmış!
Yapı Kredi Bankası Genel Müdürü Burhan Karaçam, her zamanki titizliğiyle hiçbir şeyi şansa bırakmamak için, yemeklerin malzemelerini bile Türkiye'den götürme gereğini duymuştu. Temsilciliğin açılışına katılan Rus bakan ve üst bürokratların açık büfedeki yiyecekleri hapur hupur yemeleri, bu arada da daha etler yenmeden tüm meyvaları ceplerine ve çantalarına doldurmaları hala gözümün önünde.
Bugünün Moskova'sında mağazaların içi lebaleb dolu. Üstelik de Benetton'undan GAP'ına, Pierre Cardin'inden Cartier'ine... Ama ben bu görüntüye de alışamadım. Sınırların kalktığı günümüz dünyasında Moskova da başka bazı tarihi kentler gibi özgünlüğünü yitiriyor, diğer başkentlere her geçen gün daha fazla benziyor diye içim burkuluyor.
Eski sosyalist blok ülkelerinden ikisinin efsanevi başkentlerine ardarda yolum düşünce, rakamsal veriler konusunda da güncelleşmek istedim. Ve birden karşıma Wall Street Journal'ın haftalık ekindeki yandaki tablolar çıktı. Sizlerin de ilgisini çekebileceğini düşündüm.
Tablolardan daha popüler olanı, kuşkusuz Orta Avrupa ülkelerinde yaşayanların kendilerini nasıl gördükleriyle ilgili anket çalışması. Ekonomik göstergeleri içeren diğer tablo ise sanırım daha çok işadamlarımızı ilgilendirir.
Rusya'dan Çek Cumhuriyeti'ne, Polonya'dan Macaristan'a bu ülkeler büyük bir alt - üstlük dönemi yaşıyorlar. Bir ekonomik sistemden diğerine geçtiler. Mülkiyet sistemleri büyük bir değişime uğruyor. Sahip oldukları kapasitelerin büyük bölümünün işe yaramadığını farkettiler. Zorlu bir küçülme döneminden geçtiler. Milli gelirlerinde çok büyük düşüşler oldu.
Çoğu için artık küçülme dönemi bitti. Bugüne kadar yaptıkları dönüşümü konsolide ederek büyüme dönemine adımlarını atıyorlar.
Geçmekte oldukları yeni sistem, eşitliğe değil, eşitsizliğe prim veren, iç dinamikleri adeta eşitsizlikle beslenen bir sistem. Dolayısıyla bu alışık olmadıkları düzenin yarattığı yeni üretim ilişkileri, yeni insan ilişkileri ve hatta yeni tepkiler söz konusu. Bu geçiş içinde her birey, kendi konumunu da yeniden tanımlamak zorunda.
Bireyler için geçerli olan, ülkeler için de geçerli. Bu ülkeler adeta sıfırdan yeni bir mülkiyet düzeni, yeni demokrasi anlayışı, yeni hukuk normlarıyla Avrupa, Asya ve Amerikan modellerinden esinlenen ama farklı kültür ve birikimden geldikleri için de mevcutlara benzemeyen yeni bir kapitalist model oluşturuyorlar.
Daha Prag Havaalanı'na adımımı atar atmaz, yepyeni bir Avrupa başkentinin inşa edilmekte olduğu izlenimine kapılmıştım. Dokusu yüzyıllardır bozulmamış bu görkemli kentte Avusturyalıların işlettiği Don Giovanni adlı gıcır gıcır otele yerleştiğimde, bu duygum perçinlendi. Kafka'nın Şato'sundan Mozart'ın Prag Senfonisi'ne uzanan bir sohbet eşliğinde, müthiş bir birikime sahip olan rehberimiz Jana ile Prag sokaklarını arşınlarken ise Avrupa Birliği yetkililerine hak verdim.
Buram buram Avrupa kültürü kokan, enflasyon sorununu çözmüş, kişi başına milli geliri 5 bin dolar düzeyindeki Çek Cumhuriyeti'ni, tabii ki bizden önce AB'ye tam üye yapacaklardı.


Yazara EmailM.Tamer@milliyet.com.tr