Otomotiv yeniden yapılanırken biz ne yapıyoruz?

Alman Daimler-Benz, 1998’de 36 milyar dolar ödeyerek, Amerika’nın 3. büyük otomobil şirketi Chrysler’i bünyesine katmıştı. Bu mutsuz evlilik, Daimler’in 2007’de Chrysler’in % 80 hissesini 7.4 milyar dolara bir yatırım fonuna satmasıyla noktalandı.
Aradan 11 yıl geçtikten sonra Avrupa’dan bir başka otomotivci -İtalyan Fiat, kıtalararası evliliğe hazırlanıyor. Üstelik yine Chrysler’le, dahası bu kez pek de elini cebine atmadan; çeşitli manipülasyonlarla yeni bir yönetim modeli yaratmaya çalışarak...
2000’li yıllarda köprülerin altından çoook sular aktı; devran değişti! Dün de yazdım; bu arada Fiat, batmanın eşiğinden döndü.
Türkiye’de ise otomotiv sektörümüz, 2000’li yılları çok başarılı geçirdi; ihracatımızın medar-ı iftiharı haline geldi. Ancak sektörün parlak isimlerinden Jan Nahum, daha aralık 2001’deki söyleşimizde, bugünleri öngörerek önemli bir uyarıda bulunmuştu:

Jan Nahum uyarmıştı
“Türkiye otomotivde üretim merkezi oldu ya, sittin sene böyle kalacağını düşünmeyin. Bugün üretim merkezi olarak sahip olduğumuz rekabet gücünü, 10 yıl sonra kaybetme tehlikesiyle karşı karşıyayız. Otomotiv üreticileri, üretim merkezlerini Çin - Hindistan gibi maliyetin daha düşük olduğu ülkelere kaydırabilirler. 10 sene sonrası için şimdiden hazırlanmaya başlamalıyız. Bizim ne yapıp edip, elimizden yavaş yavaş kaybolacak olan üretim katma değerini, teknoloji yaratma katma değerine dönüştürmenin yolunu bulmamız lazım.”
PricewaterhouseCoopers’ın otomotiv sektörüyle ilgili son raporunda da karşılaştırma 2001 ile yapılmış: “Brezilya, Çin, Hindistan ve Rusya’dan oluşan BRIC ülkeleri, 2001’de hafif araçlarda 5.1 milyon adetlik üretimle dünya üretiminin % 9’unu karşılarken, 2009’da hafif araç üretiminin % 25’i, yani 13.8 milyon adedi bu 4 ülkede üretilecek!”
Nahum’un 8 yıl önce işaret ettiği gibi üretim, maliyetin daha düşük olduğu ülkelere kayıyor. Bu kaçınılmaz. Peki, Türkiye bu yıllar içinde üretim katma değerini, teknoloji yaratma katma değerine dönüştürmeyi başarabildi mi? Fiat Auto’nun CEO’su Sergio Marchionne’nin, ölçek ekonomisine erişmek için başlattığı müthiş hamle “mutlu son”la bitip de Avrupa’da 5.5 milyon adetlik bir üretim imparatorluğu oluşabilirse, bize nasıl bir rol düşecek? Biz yeniden yapılanan dünya otomotiv sektöründe etkin bir rol üstlenebilmek için ne tür hazırlıklar yapıyoruz?

Kan uyuşmazlığı mı?
Dün de yazdım. Marchionne çok atak, çok başarılı, ama astığı astık, kestiği kestik. Amerika’da Chrysler ayakta kalabilsin diye sendika, işçilerin belli haklarından vazgeçmeye zorlanacak; ama Almanya’daki sistemde işçilere her istediğini yaptırmak mümkün mü?
Daimler-Chrysler evliliği çok başarısız oldu; ama Renault - Nissan evliliği, kültürlerin bu denli farklı olmasına rağmen mükemmel yürüyor. İtalyan - Amerikan - Alman üçlü evliliği bakalım nasıl yürüyecek?
Sanayileşmede standartlaşmayı bir otomobil firması olan Ford başlatmıştı. Sanayileşmede, standartlaşmadan sonraki en önemli aşama olan Toplam Kalite Yönetimi’ne de yine bir otomobil firması, Toyota imza attı.
Otomotivdeki bu alt-üstlük, belki de sanayide yepyeni bir açılımın habercisi. Kim bilir?