Prof. Ayata: ‘Aile içi çoktan patladı’

Prof. Ayata: ‘Aile içi çoktan patladı’



Hasta ve yaşlı bir başbakanla kilitlenen siyaset, ekonomik göstergelerden çok psikolojik nedenlerle alt - üst olan finans piyasaları ve yeni bir ekonomik krizin ayak sesleri...
Şubat 2001 krizinin yoksullaştırdığı milyonlarca kişi tünelin ucundaki ışığı dört gözle beklerken, Türkiye yeni bir tünelin karanlığına, yeni bir kriz ve bir miktar daha yoksullaşmaya doğru hızla ilerliyor maalesef.
İstifa etmemek noktasında iyice kenetlenmiş Ecevit çifti, ülkenin yegâne gündem maddesi. Bu arada "Sosyal patlama yok, Türkiye Arjantin değildir" falan diye öğünüyoruz ama, ODTÜ Sosyoloji Bölümü Başkanı Prof. Dr. Sencer Ayata'ya göre sosyal patlamanın ille de alışveriş merkezlerinde olması gerekmiyor. Ayata'nın yoksulluk araştırmasının bulguları, aile içi patlamanın çoktan başladığını, evine ekmek götüremeyen babanın otoritesinin erozyona uğradığını, gençlerin isyankâr ve başına buyruk davrandıklarını gösteriyor.

Dünkü yazımda yoksullluk araştırmasının, açlık sınırındaki en alttaki yüzde 10'luk bölümle ilgili bulgularına yer vermiştim. Prof. Ayata'nın yardım bağımlısı olarak nitelediği bu en alttaki grup, kirada oturduğu halde kira veremiyor, evinde TV ve buzdolabı var, ama hiçbiri çalışmıyor, ailede tek bir kişinin bile düzenli geliri olmadığı için kimi gün tok, kimi gün aç, çoğu gün de konu - komşunun yardımlarıyla karınlarını doyurabiliyorlar.

En alttaki yüzde 10 - 35 arasındaki bir üstteki grupta, 5 - 6 kişilik ailede tek bir kişinin asgari ücret düzeyinde düzenli geliri olsa bile, hemen ortaya başka bir tablo çıkıyor. Ayda 160 - 170 milyon lira düzenli geliri olan 5 kişilik ailede her hafta pazara çıkılıp 8 - 9 milyon liraya 10 - 15 kilo sebze meyve satın alınabiliyor. Üzerine bir 5 - 6 milyon lira daha koyduğunuzda tuz, salça, hatta zaman zaman akciğer, tavuk kanadı, inek memesi gibi proteinli gıdalar bile yiyebiliyorlar. Prof. Ayata, ilk kez bu araştırma sırasında inek memesinin yiyecek olarak kullanıldığını öğrenmiş.
Ayata, araştırmaya başlamadan en altlardaki gelir gruplarında evde ekmek yapımının ve süt - yoğurt tüketiminin daha fazla olduğunu zannediyormuş. Araştırma sonucu aksini göstermiş. İnek memesi yiyebilen bile pahalı olduğu için süt - yoğurt alamıyor. Evde ekmek yapımı da pahalıya geldiği için yaygın değil. Aile bireyleri daha ucuz ekmek satan Halk Ekmek önünde saatlerce kuyruk bekliyor, hatta en alttaki kesim daha da ucuza satılan bayat ekmekleri alıp ıslatarak kullanmayı tercih ediyor.

Asgari ücret de olsa düzenli geliri olan ailelerin evlerindeki buzdolabı da, TV de çalışıyor. Aile bunlara sahip, ama ev kirasından arta kalan kazancı, bu aletlerin borcuna gidiyor. Bu gruptakiler alan çalışmasında Prof. Ayata'ya kendilerini "Taksitle nefes alıyoruz" diye tanıtmışlar, Ayata ise "negatif birikim" tanımını kullanıyor.
Tabii ki çoğunluk kirada oturuyor, ancak düzenli geliri olmayan en alt gruptakilerin aksine bu grupta kiralar ödenmek zorunda. Ödenemediği takdirde ev sahibi yasal yollara başvurup kirayı çatır çatır alıyor. Kaldı ki kiralar da, bir alt gruptakilere göre yüksek. 170 - 180 milyon lira kazanıyorsa, 70 - 80 milyonunu ev sahibine veriyor.
Kentlerden çıkılıp kırsal kesime gidildiğinde kiralar yine aynı, ama evler büyüyor. Aynı fiyata tek göz oda yerine 3 - 5 odalı evler bulabiliyorsunuz. Çünkü köyler boşalmış, konut bol.