Sanayi Bakanlığı, Vestel'in cezasını neden kesmedi?

Sanayi Bakanlığı, Vestel'in cezasını neden kesmedi?

Meral TAMER

Bakanlığa bağlı Reklam Kurulu, Vestel'i reklamlarında tüketiciyi yanılttığı için suçlu buldu. Ancak yasanın emrettiği 54 milyar lira cezayı, firmayı zora sokabilir gerekçesiyle kesmeye bir türlü eli varmadı.
Adanalı okurlarımızdan Pervin Çarkçı ve eşi, bu yılın başlarında yeni bir televizyon almaya karar verdiklerinde, önlerinde pek çok seçenek vardı. O sırada Vestel'i tercih etmelerinin tek nedeni, yılbaşında başlatılan bir kampanyada büyük boy televizyon alan herkese bir Vestel video hediye edileceğinin duyurulmasıydı.
Adana'daki bayii Gizerler'den televizyonu alan Çarkçı çifti, sıra videoyu almaya geldiğinde hayal kırıklığına uğradı. Bayii bunun için fark ödemeleri gerektiğini söylüyordu.
İşte Pervin Çarkçı'nın Vestel'le mücadelesi de bu noktada başladı. Çarkçı, bütün televizyon kanallarında ve gazete ilanlarında "hediye video" ifadesini tekrarlayıp duran Vestel'i, 24 şubatta Sanayi ve Ticaret Bakanlığı bünyesindeki Tüketicinin ve Rekabetin Korunması Genel Müdürlüğü'ne şikayet etti. Aynı zamanda Vestel'in Manisa'daki merkezine de başvurdu.
Vestel'den bugüne dek ses çıkmadı. Genel Müdürlük ise geç de olsa Pervin hanıma bir yanıt verdi. Ancak bu yanıt, okurumuzu tatmin etmekten hayli uzaktı. Çünkü kurul Pervin hanımı haklı bulduğu halde Vestel'i cezalandırmıyordu.
Sanayi Bakanlığı bünyesindeki Tüketicinin ve Rekabetin Korunması Genel Müdürlüğü'nden okurumuza gönderilen 8 temmuz tarihli yanıtta özetle şöyle deniyor:
"Sözkonusu reklamlarda, "Vestel, büyük boy televizyon ya da bir buzdolabı alan herkese uzaktan kumandalı bir video hediye ediyor," denilmesine karşın, videoların bedava değil bu ürünlerle birlikte alınması halinde daha ucuza verildiği anlaşılmıştır.
Anılan reklamların tüketiciyi aldatıcı, yanıltıcı ve istismar edici reklam yapılamayacağını belirten hükümlere aykırı olduğu kararına varılmıştır. Ancak kampanyanın 1 ocak - 28 şubat tarihleri arasında gerçekleşmiş ve bitmiş olması nedeniyle herhangi bir ceza uygulaması yoluna gidilememiş, firma bundan böyle yapacağı reklamlar konusunda uyarılmıştır."
Özetle kampanya bitmiş olduğu için Vestel'in suçu da suç olmaktan çıkmıştı. Bu mantık Pervin Çarkçı'ya kabul edilebilir gelmedi. Ve kararı sineye çekmek yerine mücadeleye devam etmeye karar verdi. Konuyu bir kez de bize iletti.
Aslında çok da iyi etti. Çünkü arkadaşımız İlkay Özcan araştırmaya başlayınca, konunun değişik bir boyutu olduğunu gördü. İlkay'ın sorularını yanıtlayan Reklam Kurulu Genel Sekreteri İ. Hakkı Karakelle, Vestel'in reklamının oy çokluğuyla yasaya aykırı bulunduğunu belirtti. Ancak takıldıkları nokta para cezasının miktarı olmuştu:
"Bu gibi durumlarda 3 tür ceza uyguluyoruz. Ya reklamı durduruyoruz. Ya para cezası veriyoruz ya da uyarıda bulunuyoruz. Bazen üçünü birden yapıyoruz. Kampanya bitince durdurma şansımızı da kaybettik. Geriye bir tek para cezası kalıyor. Ancak o da ek bir maddeyle 54 milyar liraya yükseltildi. Doğrusu bu da bizim elimizi - kolumuzu bağlıyor. Çünkü bu miktar, firmayı mali yönden zora sokabilecek kadar yüksek!"
Başka bir deyişle cezanın aşırı bulunması, sonunda bir çeşit affa dönüşmüş oluyordu. Burada sanırız tüketicinin aklından geçen soru, "madem bu cezalar bu kadar yüksek bulunuyor, o zaman uygulanmasın diye mi konuluyor?" olacaktır.
Vestel'in yanıt olarak yolladığı yazılı açıklamada ise "hediye"nin "avantaj" anlamında kullanıldığını belirtiliyor:
"Kampanya ilanlarında videonun tek başına peşin fiyatı 43.5 milyon liradır. Aynı tabloda 70 ekran televizyonun peşin fiyatı 84.8 milyon liradır. İkisinin toplamı ise 128.3 milyon lira eder. Ancak tüketici bu ikisini birlikte 110.2 milyon liraya alabilmektedir. Bu durumda 18.1 milyon lira kazancı olmaktadır. Toplam bedelin yüzde 17'si civarında olan bu miktar, gerçek anlamda bir hediyedir."
Ancak ilanlardaki "hediye" vurgulamasından tüketicinin fiyat indirimini anlamadığını, sanırız Vestel yöneticileri de farkındadırlar.


Pepsi'nin promosyonu 10 eylülde sona ermiş. Ama üretim tarihi 9 ekim olan şişelerde hala size otomobil ve motosiklet vaadeden ambalajlar kullanılmış.
İstanbullu okurumuz Mehmet Karabulut'un mektubuna iliştirdiği 2.5 litrelik Pepsi şişesinin ambalaj kağıdında, kocaman promosyon ibareleri göze çarpıyor. Spice Girls konserinden tutun da, Mercedes otomobile kadar değişik armağanlar sıralanmış.
Ancak Karabulut, ambalajın altlarındaki bir başka ifadeye dikkat çekiyor. Burada, "kampanyaya 10 eylül 1997 tarihine kadar katılabilirsiniz," deniliyor. Yani kampanya 2 ay önce sona ermiş. Aynı ambalajın bilgisayar baskılı dolum tarihine baktığımızda ise 9 ekim 1997 tarihini görmekteyiz. Belli ki şişe kampanya bittikten bir ay sonra doldurulmuş.
Okurumuz ambalaj üzerindeki bu çelişkili ifadeleri görünce, "bitmiş promosyonun logolarıyla tüketici yanıltılıyor," diye düşünerek köşemize başvurmuş. Çok da iyi etmiş. Ambalajın üzerinde otomobil ve motosikleti gören tüketici, kolaylıkla yanılıp kampanyanın sürdüğünü sanabilir.
Arkadaşımız İlkay Özcan konuyu Pepsi yetkililerine ilettiğinde, atalarımızın "özürü kabahatinden büyük" dedikleri bir durumla karşılaştı.
İlkay'ın sorularını yanıtlayan Berna Nuri Süer, "kalan ambalajların imha edilmesi gerekirken şişelemeye devam edilmiş. Fark edilince piyasadan toplamak istedik. Ancak miktar çok cüz'i, sirkülasyon da çok hızlı olduğu için çok az kalmıştı," dedi.
Acaba Amerika'da ya da herhangi bir Avrupa ülkesinde olsalar, bu kadar gayrı ciddi davranabilirler miydi?
Tabii akla şu sorular da geliyor:
* Türk - Pepsi o kadar başıboş bir şirket mi ki, yönetimin "imha edilmesi" talimatını verdiği ambalajlar üretime gidebiliyor?
* Pepsi şişeleme bölümünün çalışanlarının okuma yazması yok mu ki, hiçbiri kalkıp da "aradan 1 ay geçmiş, biz bu ambalajları nasıl kullanırız" diye yönetimi uyarmıyor?

Çengelköy Güzeltepe mahallesi sakinleri, yaklaşık bir yıldır düşük voltajla yaşıyorlar. Bu yüzden evlerdeki aletler arızalanıyor. Ayrıca sık sık da elektrikler kesiliyor.
Mahalle sakinleri adına köşemize başvuran Cevri Özkan, "son bir yıl içinde hem çamaşır makinemin, hem de elektrikli süpürgemin motoru bozuldu. Kendi imkanlarımla tamir ettirdim. Komşularımın durumu da benden farklı değil. Ampullerimiz mum ışığı kadar aydınlatıyor," diye yakınıyor.
Mahallece imza toplayıp Aktaş'a başvurmuşlar. Ancak hiçbir olumlu gelişme olmamış.
Arkadaşımız İlkay Özcan'ın sorularını yanıtlayan Aktaş yetkilileri ise sorunun bölgedeki 60'ar dairelik 2 kooperatiften kaynaklandığını söylediler. Bu kooperatiflerin hala şantiye elektriği kullandığını belirten Aktaş'çılar, "oysa bu inşaatların kendi trafolarını kendilerinin yapması gerekiyordu. Ama trafoyu yapmadan dairelere taşınmaya başladılar. Tabii mevcut sistem bu yükü kaldırmıyor," dediler.
Bu iki kooperatif de işlemlerini tamamlamış, yakında trafo yapımına başlanacakmış. Ancak bu süre içinde Aktaş'a düşen görev, yöre halkını mağdur etmek değil, kooperatiflerin elektriğini kesmek olmalıydı. Daha pahalı olan şantiye elektriğini satmak, herhalde Aktaş'ın da işine gelmiş olmalı.
Ancak bu konudaki yönetmelik açık. Okurlarımız bozulan elektrikli aletlerini kendi keselerinden tamir ettirmek yerine, zararlarını pekala Aktaş'tan tazmin etme yoluna gidebilirler.




Yazara EmailM.Tamer@milliyet.com.tr