Seni seviyorum yemek!

En güzel yemek de çoğunlukla kendi pişirdiğim oluyor. Daha önce de yazmıştım: Yemek yemeye de, yapmaya da, hatta dışarıda yediğim her yeni yemeği evde denemeye de bayılırım.Yemek yemeyi müthiş keyif verirken aynı zamanda sakinleştirici, yemek yapmayı ise yaratıcı ve heyecan verici buluyorum. Bu arada "Erkeğin kalbine giden yol, midesinden geçer" atasözünün ne kadar isabetli olduğuna da -laf aramızda- her geçen gün biraz daha fazla ikna oluyorum. Çok sıkıntılı ve yoğun tempolu, inisiyatifin başkalarında olduğu yorucu bir iş gününün akşamında beni sakinleştirebilecek 2 şey var: Güzel bir yemek ve esaslı bir klasik müzik konseri. Son yıllarda bu böyle! Hülya Ekşigil de "Dilim Gülümsüyo!" adlı kitabına, yemeğin önemini anlatarak başlıyor:"Yemek önemli. Yalnızca 2 lokmayla karın doyurmak derdinde olmayan herkes için bu, böyle. Karın doyurmanın ötesine geçildiği noktada da nasıl, neyle doyulduğu sorusu geliyor gündeme. Mönüyü çeşitlendirmek, yemek pişiriyorsanız yeni reçeteler denemek ya da farklı mutfakları temsil eden lokantalara gitmek, o evrenin faaliyetleri. Bir sonraki aşama ise doymanızı sağlayan yiyeceklerin taşıdığı özellikleri, hikâyeleri merak etmek..." Ve kitap boyunca bu merakın yolculuğunu anlatıyor. Yiyeceklerin hikâyeleri Çiçekçilerde görmeye alıştığımız ve evdeki tek yerinin de vazo olduğunu düşündüğümüz bazı çiçekler, biliyorsunuz artık ülkemizde de yenebiliyor. Frezya, şebboy, hercai, yabani menekşe, mimoza, leylak, sümbül, gül...Çiçekleri mutfakta kullanmanın en zor tarafı, kullanılmaya uygun halde bulmanın güçlüğü. Ekşigil'in kitabından öğreniyoruz ki Roma döneminin efsane aşçısı Apicius gül yapraklarını beyin salatasında, mercanköşk çiçeklerini pürelerde, safran çiçeklerini ise soslarda kullanıyormuş. Ben derhal deneyebilirim!İngiltere Kralı 2. Charles, sofrasında menekşe lezzetine bayılırmış. Çinliler için çorbalarındaki krizantemler mutluluk ve neşenin sembolüymüş. Alexandre Dumas, içinde kadife çiçeklerinin yüzdüğü bitki çorbalarını pek severmiş. Çiçekle yemek yapmak Değişik kültürlerde ölüm acısına neyle tat katılıyor? Ekşigil'in kitabında bu sorunun da yanıtı var:İtalyanlar ve İspanyollar için cenazenin ardından özel olarak bir şeyler yiyip içmek neredeyse 'vahşi' bir davranış! Yas tutan İtalyanların, ölülerinin ardından sarhoş olan İrlandalıları ya da cenazeye eşlik eden bir caz orkestrasının nağmeleriyle sokakta dans eden New Orleanslıları anlamaları mümkün değil. Almanya ve Fransa'da ölen kişilerin yakınları, bir lokantada bir araya gelerek yemek yer. Avusturya'da şarap evine gidilerek ziyafet çekilir. Danimarka'da ölen kişinin evinde toplanılarak soğuk büfe eşliğinde şarap ve bira içilir. Sırpların geleneklerinde, bizdeki irmik helvasının muadili bir tatlı var. Yunanistan'da cenazeden sonra kuru aşure olarak tanımlanabilecek bir helva ikram ediliyor. Çin ve Hong Kong'da cenaze günü vejetaryen bir mönüye sadık kalınıyor. Hindistan'ın Bengal bölgesindeyse ölümü izleyen 13 gün boyunca, üstelik günde tek öğün deniz tuzu ve sebzeyle pişmiş yağsız pirinç yeniyor. mtamer@milliyet.com.tr Cenaze yemekleri

DİĞER YENİ YAZILAR