Sezer'in hakkı Sezer'e, Gül'ün hakkı Gül'e...

Suriye ile ilk adım




Suriye Devlet Başkanı Başar Esad'ın Ankara'yı ziyareti, önceki akşam CNN International'da her saat başı birinci haberdi. Anlayacağınız 50 küsur yıllık "düşman" Suriye ile Türkiye arasında, stratejik işbirliğini de beraberinde getirebilecek hızlı yakınlaşma, Amerikan yönetimince pür dikkat izleniyor.
Ankara - Şam yakınlaşması, Ortadoğu'da kartların yeniden dağıtılmasına kadar varabilir, ABD'nin Ortadoğu'da tek başına hükmedebileceği bir düzeni oluşturma çabalarına çomak sokabilir. Buna karşılık Ortadoğu'da geçmişteki etkinliğini korumak isteyen Avrupa Birliği de, bu yakınlaşmaya mutlaka arka çıkacaktır.
Türkiye, ABD'nin Irak'ı işgalinden bu yana Ortadoğu ile ilgili attığı her adımda elini güçlendirdi. Kimi zaman eğrisi doğrusuna geldiği için, kimi zaman iç dinamikler, kimi zaman da dış dinamikler dolayısıyla Tayyip Bey arzu etmiş olsa da AKP hükümetinin ABD'ye yakın politika izlemesi pek mümkün olamadı.

Son günlerde pek çok köşe yazısında vurgulandı: Hak etmediği eleştirilerin hedefi olan Cumhurbaşkanımız Ahmet Necdet Sezer'in 2000'de ölen Hafız Esad'ın cenaze törenine gitmesi, Ankara - Şam gerginliğini yumuşatan ilk adım oldu. Bush yönetiminin ve neo - con'ların borazanı köşe yazarlarımızın "intihar dış politikası" diye niteledikleri Abdullah Gül'ün 2003 Nisan'ındaki Şam ziyareti ise iki ülke arasındaki yakınlaşmaya ivme kazandırdı.

Başar Esad, TBMM Başkanı Bülent Arınç'ı ziyareti sırasında, "Irak operasyonunda ABD askerlerinin Türkiye'deki üs ve limanları kullanmasına olanak tanıyan tezkerenin kabul edilmemesi, bölge barışına büyük katkı yapmıştır. 1 Mart tezkeresini reddettiği için Türkiye'ye teşekkür ediyoruz" demiş.
Tesadüfler sonucu da olsa, izlenen doğru politikaların meyvelerini toplamaya başladık şimdi. Bu sürece katkılarından dolayı başta Cumhurbaşkanı Sezer (tezkereye de kesinlikle karşı çıkmıştı), hükümetin başı olduğu sırada tezkereye çok gönülsüz yaklaşan, Dışişleri Bakanı olarak Ortadoğu ülkeleriyle sıcak diyaloğu geliştirmeye çalışan Abdullah Gül'e, tezkere geçmesin diye Tayyip Bey'e karşı adeta kazan kaldıran TBMM Başkanı Bülent Arınç'a teşekkür borcumuz var.

Suriye ile Türkiye'yi aslında dünya koşulları buluşturdu. Bölgedeki gelişmeler, iki ülkeyi mecburen de olsa birbirine yaklaştırdı. Birkaç yıl öncesine kadar Türkiye ile Suriye arasında bir numaralı ihtilaf konusu olan Kürt sorunu, bugün iki ülkeyi ittifaka itiyor. Eskiden Kürt kartını elinde tutan Suriye, bugün tıpkı Türkiye gibi bölgede bir Kürt devleti kurulmasını engellemek için elinden geleni yapıyor. Türkiye ile birlikte ortak politika oluşturmaya çalışıyor.
Aslında iki ülkenin de birbirlerine ihtiyacı var. Türkiye, Suriye'yi İsrail ve Amerika'nın hışmından koruyabilecek yegâne ülke. Dahası Balkanlar'a, Avrupa'ya ve Kafkaslar'a açılma yolu. Zaten Başar Esad'ın "Türkiye'nin AB üyeliği sayesinde Suriye de AB'ye kuzeyden komşu olacağı için mutluyuz" demesi boşuna değil.

Türkiye ilk defa bölgede kendine ciddi bir müttefik bulmuş gibi görünüyor. Suriye ile stratejik işbirliğine varabilecek bu yakınlaşma, tüm Arap dünyasıyla diyaloğun normalleşmesi açısından önemli bir adım.
Abdullah Gül, pazar sabahı CNN Türk'teki Cafe Siyaset'te Türkiye'nin Ortadoğu'daki İslam ülkeleri için model oluşturma arzusunu dile getirdi. İslam ülkelerinde yönetimi devralan genç liderlerin de - seleflerinin aksine - Batı ile her türlü ilişkiyi reddetmek yerine bu fikre sıcak baktıklarına işaret eden Gül'e göre "Bizim Avrupa ile yakınlaşmamız, İslam dünyasında olumlu karşılanıyor. İslam ülkelerinin genç liderleri, Türkiye AB'de yer alırsa, bundan biz de olumlu yararlanırız diye düşünüyorlar."

Yıllarİhracatİthalat
1995272258
1996308311
1997269456
1998309308
1999232307
2000184544
2001281463
2002257506