Süpermarketlerde optik okuyucu kazığı!

Süpermarketlerde optik okuyucu kazığı!

     Prof. Muhittin Karabulut, Beylikdüzü'ndeki bir süpermarketten aldığı yarım kilo kıyma için 21 milyon lira ödedi. Çünkü optik okuyucu, kıymayı faturaya 7.5 kilo olarak işlemişti. ABD'de yapılan araştırmalara göre tüketici, süpermarketten satın aldığı her 10 üründen 1'ine, etiket fiyatından fazlasını ödüyor. Süpermarket müşterilerinin yüzde 85'i, faturaları incelemiyor

       Amerika'da yapılan bir araştırmaya göre süpermarket müşterilerinin yüzde 85'i, parayı ödedikten sonra aldığı faturayı incelemiyor. Dolayısıyla kasa fiyatıyla raf fiyatının birbirini tutup tutmadığından da, faturada yapılan diğer yanlışlardan da habersiz.
       Oranın yüksekliği sizi şaşırtmış, hatta abartılı gelmiş olabilir. Ancak süpermarketlerde bazen ne abartılı hatalar yapıldığını bir bilseniz!
       İşte size Türkiye'den çok taze bir örnek:
       Beykent Üniversitesi Ekonomi ve İşletme Bölümü Dekanı Prof. Muhittin Karabulut, geçenlerde Beylikdüzü'ndeki bir marketten, aralarında yarım kilo kıymanın da bulunduğu bir sürü yiyecek ve temizlik maddesi aldı. Kasiyer barkodlu hesaplamada 33 milyon lira fatura çıkardı. Karabulut da pek çoğumuzun yaptığı gibi itiraz etmeden parayı ödeyip çıktı.
       Ertesi gün, "ben bu kadar parayı acaba ne için ödedim?" diye düşünüp faturayı inceledi. Profesörün aldığı yarım kilo kıyma, 7.5 kilo olarak faturaya geçmişti ve karşısında da 21 milyon lira yazıyordu.
       Prof. Karabulut mağazayı aradığında, kıymayı getirmesini istediler. Neyse ki kıyma, henüz paketinin içinde duruyordu. Ama tüketilmiş de olabilirdi. Sonunda sistemden kaynaklanan bu hata için Prof. Karabulut'tan özür dileyip, parasını geri ödemişler. Ancak Karabulut'un sırf bu yanlış işlemi düzeltmek için gidiş - dönüş 45 km yol katetmesi gerekmiş.
       Bu tatsız olay başına geldikten sonra konuyla daha yakından ilgilenme gereğini duyan Karabulut, Amerika'da süpermarketler üzerine yapılan çok sayıda araştırmanın sonuçlarını içeren bazı bilgileri bize yolladı.
       Araştırmalar gösteriyor ki, süpermarketlerde fiyat bazlı hatalar, kasalara optik okuyucuların konmasından sonra bayağı artmış. Bildiğiniz gibi bu sistemde kasiyer fiyatı görmüyor, yalnızca cihazdan geçiriyor.
       Optik okuyucunun en büyük avantajı, işlemleri hızlandırması. Ancak yine araştırmalara göre ABD'de süpermarket müşterisi, her alışverişte sepetine ortalama 30 ayrı ürün atıyor. Dolayısıyla tüketicinin kasaya geldiğinde, satın aldığı her ürünün raftaki fiyatını hatırlamasına ve yanlışları yakalamasına olanak yok.
       ABD'de perakendeciler, müşterilerden bu yönde gelen şikeyetleri bildikleri için, kendi yaptırdıkları araştırmalarda doğrudan müşterinin fiyat farkıyla ilgili şikayetlerini ölçmemişler. Araştırmalar daha çok optik okuyucuların alışverişte sağladığı avantajları ölçmek üzerine tasarlanmış. Bu araştırmalarda bile müşterilerin yüzde 20'si, fiyat hataları nedeniyle duydukları memnuniyetsizliği açıkça ifade ediyorlar.
       Hatta Amerika'daki tüketici örgütlerinin çatısı durumundaki Amerika Tüketici Federasyonu, süpermarketlerdeki fiyat hatalarını ulusal bir sorun olarak niteliyor ve çoğunun da basit yanlışlardan ziyade bilerek yapılan aldatmalar olduğunu savunuyor.
       Tüketici odaklı araştırmalara göreyse tüketici, optik okuyucunun kendisine yarar sağlamak bir yana, tam tersine bir sürü zararı dokunduğunu düşünüyor.
       Bir araştırmaya göre ABD'de bakkaliye tipi ürünler satan dükkanların yüzde 30'unda müşteriden fazla para alınması alışkanlık haline getirilmiş. Ve yine bu dükkanlardan alışveriş eden tüketiciler, satın aldıkları her 10 üründen biri için etiket fiyatından fazla para ödüyorlarmış.
       Yeni Zelanda'da 18 bin barkodlu ürün üzerinde yapılan bir araştırma ise ürünlerin yüzde 4.29'unda fiyat farkı bulunduğunu ortaya koyuyor. Uzmanlar tüketicileri, indirime giren ya da promosyonlu ürünlerde hata oranının daha da yüksek olduğu konusunda uyarıyorlar.

     Su bidonlarını Hamidiye'ye geri vermek isteyen tüketiciler, faturalarını gösterirlerse paralarını eksiksiz alabilecekler

       Büyükşehir Belediyesi'ne bağlı Hamidiye Kaynak Suları, İstanbulluların tepkisi üzerine su bidonlarından alınan depozito bedelinden "kesinti" uygulamasına son verdi.
       Okurlarımızdan Ayda Gürkaynak'ın bu yöndeki şikayeti, 2 aralık günkü Tüketici Gözüyle köşemizde yer almıştı. Gürkaynak, 2 milyon lira depozito ödeyerek aldığı bidonu 4 gün sonra Erenköy bayiine geri götürmüş ve kendisine yıpranma bedeli gerekçe gösterilerek yalnızca 1 milyon 200 bin lira ödenmişti.
       Haberin yayınlanmasının ardından bu kez de İTÜ öğretim üyelerinden okurumuz Prof. Özgül Evranuz, Hamidiye'nin depozito konusunda son derece keyfi davrandığını belirten bir yazı gönderdi. Evranuz'u bu şekilde düşünmeye yönelten, Hamidiye - Bostancı bayiinin su bidonlarını 2 milyon lira yerine 2.5 milyon lira karşılığında vermesi. Üstelik de bayi bunun depozito değil satış bedeli olduğunu ve bidonu bir daha geri almayacağını belirtmiş. Bu durumda Gürkaynak'ın parasını yüzde 40 eksik almış olmasına bile şükretmesi gerekiyor herhalde!
       Bu arada yazımız Hamidiye Suları yönetimini de harekete geçirmiş olmalı ki, gazetemize gönderdikleri yazılı açıklamayla 7 aralık tarihinden itibaren depozitoda kesintinin kaldırıldığını bildirdiler.
       Açıklamadan anlaşıldığına göre Hamidiye tüketiciye depozito olarak yansıtılan uygulamayı satış olarak nitelemeyi tercih ediyor. Ama adı ne olursa olsun, faturasını gösteren her müşteriye, bidon bedelinin tamamının iade edileceği belirtiliyor.

       Philips'in selülit cihazı Cellese'nin dolaşım bozukluğu ve varis gibi rahatsızlıkları olan kadınlar tarafından kullanılması sakıncalı.
       İstanbullu okurumuz İnci Gerdanevi, 40 milyon liraya satın aldığı cihazın böyle bir özelliği olduğunu ancak evde kullanma kılavuzunu okurken öğrendi. Bu bilgi ne kutunun üzerinde yer alıyordu, ne de satıcı kendisini uyarmıştı.
       Varis tedavisi gördüğü için doktoru cihazı kesinlikle kullanamayacağını söyledi.
       Bu durumda bayinin "ürünü geri almam," deme gibi bir şansı olabilir mi?
       Olmamalı. Ama olmuş.
       Okurumuz da bizi aradı. Neyse ki Philips, faturanın getirilmesi halinde İnci Gerdanevi'ne yeni bir ürün verilmesini kabul etti. Bize göre insan sağlığıyla doğrudan ilgili olduğu için, uyarının kutunun üzerinde yer alması daha uygun olurdu.

       Ankaralı okurumuz Ayşen Yazgan, Miele servisi Bulut Teknik'in toz torbası için kendisine 55 mark fiyat vermesine çok şaşırmış, çünkü geçen yıl aynı torba 35 marktan satılıyormuş.
       Yazgan, Aşağı Ayrancı servisine başvurup İstanbul distribütörünün de adını verince toz torbasını 23 marktan satın almayı başarmış.
       Arkadaşımız Ceyda Karaarslan'ın görüştüğü Bulut Teknik'in sahibi Latif Bulut'a göre 55 marklık toz torbası fiyatına karbon filtresi de dahil. Ancak asıl neden farklıymış. Müşterinin hal ve tavırlarını beğenmediği için fiyatı yüksek tutmuş!
       Ayşe Yazgan ise, "sanırım mağaza sahibi fiyat farkını ortaya çıkarmamdan rahatsız oldu. Demek ki Miele'den bir şey alırken kazıklanmadığınıza emin olmak için İstanbul distribütörünün adını vermek gerekiyormuş," yorumunu yapıyor.

       Metro Turizm'le 16 kasımda Ankara'dan İstanbul'a gelen makine mühendisi Şafak Gündüz'ün deri montu otobüste kayboldu. Gündüz, otobüse bindiğinde, hepimizin yaptığı gibi montunu üsteki rafa sıkıştırmış. Çok yorgun olduğu için de hemen uykuya dalmış ve mola yerinde dahi uyanmamış. Montunun yerinde yeller estiğini ise ancak Yeni Sahra'da inmek üzere hazırlandığında farketmiş.
       Okurumuzu asıl şaşırtan, kaptan şoför ve muavinin ağız birliği etmişcesine kendisinin otobüse montsuz bindiğini iddia etmeleri olmuş. Kasımda Ankara - İstanbul güzergahında yolculuk eden biri için garip bir iddia tabii ki.
       Arkadaşımız İlkay Özcan'ın sorularını yanıtlayan Metro yetkilisi Şenol Ayyıldız'a göre otobüse binen herkesin montuna, cüzdanına, çantasına sahip çıkması gerek. Aslında haklı.
       Ancak Metro personelinin garip tavrı, okurumuzda ciddi kuşkular yaratmış durumda ve o da haksız sayılmaz. Demek bundan böyle otobüsle şehirlerarası yolculukta çantamızı - montumuzu da kucağımızda taşımak zorunda kalacağız.

       İstanbullu okurumuz Leyla Meleyim Caymaz, geçenlerde Filiz'in burgu makarnasını tencereye attığında su yüzeyinde tel tel metal parçacıkları belirivermiş. Toplu alışveriş yaptığı için hemen evdeki diğer paketleri de kontrol etmiş. Ve paketlerin birinde daha aynı şekilde metal parçacıklara rastlayınca, makarnayı açmadan tahlil için Hıfzıssıhha'ya götürmüş.
       30 kasım tarihli raporda numunenin Gıda Maddeleri Tüzüğü'ne aykırı bulunduğu belirtiliyor.
       Arkadaşımız İlkay Özcan, Hıfzıssıhha'nın raporunu Filiz Makarna'nın Ar - Ge şefi Yücel Arslan'a iletti. Arslan'ın verdiği yanıttan, Filiz Makarna'nın konuya yabancı olmadığı anlaşılıyor! Çünkü Arslan, geçtiğimiz eylülde metal dedektörün çok kısa bir süre devre dışı kaldığını belirtmiş. Güç kesintisinden kaynaklanan bu aksaklığın bir daha yaşanmaması için sonradan önlem alınmış.
       Olayın ortaya çıkmasından sonra okurumuzu evinde ziyaret eden Filiz yetkilileri hem özür dilediler, hem de tahlil ücretini banka hesabına yatırdılar.



Yazara E-Posta: m.tamer@milliyet.com.tr