Trafikte devlet de suçunu itiraf etmeli

Trafikte devlet de suçunu itiraf etmeli

     İzmir Tolga'ya göre trafik kazalarında hatanın yüzde 99 sürücü ve yayalarda olduğunu gösteren resmi istatistiklerimiz, aslında gerçeği yansıtmıyor. Trafiğe köklü çözüm bulunmak isteniyorsa, Türkiye'de maalesef hala egemen olan "devlet hata yapmaz" zihniyetinin de terkedilmesi gerek. Terör kadar trafikten de çeken ülkelerden biri olan Kuzey İrlanda'da iyi bir stratejiyle 3 yıl içinde ölüm ve yaralanmalar yüzde 25 azaltılmış. Avustralya'nın Victoria Eyaleti ise 1970'lerden bu yana alınan önlemlerle dünyanın yol güvenliği açısından bir numaralı bölgesi olmuş.

       Trafik kampanyamız, bugün 2 ayını doldurdu. Özellikle trafik konusunda bu tür kampanyalardan sonuç alınamayacağı görüşünde olanlar, son günlerde "yanılmışız" diyorlar. Üstelik de yanıldıklarını büyük bir keyifle dile getiriyorlar. Çünkü trafik, toplum olarak hepimizin ortak kabusu!
       60 gün, hiç de uzun bir süre değil. Ama bakın sadece 60 günde trafik konusu, kamuoyunun nasıl da gündemine giriverdi...
       Son günlerde ne zaman televizyonu açsam, Başbakan Mesut Yılmaz'ın 2 konuşmasından birinin trafikle ilgili olduğuna tanık oluyorum. İncir çekirdiğini doldurmayan kısır siyasi çekişmelerin hiç değilse bir bölümü yerine, Türkiye'de yaşayan 65 milyon kişinin tümünü ilgilendiren bir konuya Başbakan düzeyinde ilgi gösterilmesini sevinç ve teşekkürle karşılıyorum.
       Trafik kampanyamızı başlangıçta pek de önemsemediğini itiraf edenlerden biri de Birleşik Reklamcılar'ın sahibi İzmir Tolga. Ancak Tolga, günler geçtikçe kampanyamızın toplumun her kesiminden ilgi gördüğünü ve değişik görüşlerin seviyeli olarak tartışılabildiği bir platform haline dönüştüğünü görmüş.
       Kutlamak için beni aradığında, trafik kazalarında sorumluluğun sadece sürücülere yüklenmemesi gerektiğini, devletin de suçlu olduğunu kabul ve itiraf etmesinde yarar olduğunu laf arasında söyleyecek oldu. Ben de ısrarla bu görüşlerin de köşemizde yer almasını istedim. Ve böylece trafik kazalarının çok önemli bir diğer boyutunu mercek altına alma olanağı doğdu.
       İzmir Tolga'nın trafik kazalarıyla ilgili resmi istatistiklere itirazı var. Trafik Hizmetleri Başkanlığı'nın, Türkiye'de trafik kazalarının yüzde 99'unun sürücü ve yaya hatası sonucu meydana geldiği yönündeki istatistiki verilerine de katılmıyor Tolga ve diyor ki:
       "Bu istatistikler, kaza anında tutulan zabıtların dökümü. Ancak Türkiye'de devletin suçlu olamayacağı noktasından hareket edildiği için, bu zabıtlar hep vatandaşı hatalı çıkaracak bir zihniyetle düzenleniyor. Zabıtların bu şekilde düzenlenmesinde kaza yapan sürücüler de suçlu, sigortacı da polis de..."
       Tolga'ya göre eğer trafik kazalarında karayollarının kusuru gerçek olarak zabıtlara, dolayısıyla da istatistiklere yansıyabilse, yolların bu denli masum çıkması kesinlikle söz konusu olamaz: "Yol güvenliği için yıllardan beri kafa yoran ülkelerdeki örneklere baktığımızda, yol durumunun kazaların meydana gelmesindeki payının, tüm çabalara rağmen bugün hala bizdeki resmi ramamların çok üzerinde olduğu görülüyor. Dolayısıyla öncelikle kendi kendimizi kandırmaktan vazgeçmemiz gerek."
       Tolga'yla konuşurken anladım ki, onun elinde bu konuda kabarık ve kapsamlı bir dosya var. Bir kopya istedim. Hemen ertesi sabah gönderdi. 10 - 12 yıl öncesinde yapılan bir seminerin dökümanlarının dahi yer aldığı bu dosyanın sayfalarını karıştırırken, hafta başında dinlediğim ve bu haftaki Ekonomi Kulisi köşemi kendisine ayırdığım dünyaca ünlü strateji gurusu Prof. Gary Hamel'in kulaklarını çınlatmadan edemedim. Zira Birleşik Reklamcılar, Hamel'in pek hoşuna gidecek şekilde, trafik konusunda öncelikle belirlenmiş bir stratejimiz olmasının gerekliliğinin altını çiziyorlar:
       "İlk yapılması gereken, trafik kazalarına yol açan etkenleri gerçekçi bir biçimde saptamak olmalı. Çünkü nedenleri doğru saptamadan, önümüze doğru hedefler koyabilmemiz de mümkün değil. Ardından da önümüze kısa vadelerde gerçekleşecek somut hedefler koymalı ve bu hedeflere kimlerle ve hangi yollardan ulaşacağımızı saptamalıyız."
       Birleşik Reklamcılar'ın yaptığı çalışmaya göre, Türkiye'deki kaza nedenleriyle ilgili olarak aşağıda yer alan Karayolları ve Emniyet Genel Müdürlüğü'nün resmi verilerinin gerçekçi olması mümkün değil.
       Sürücü kusuru yüzde 85.7
       Yaya kusuru yüzde 11.5
       Yolcu kusuru yüzde 0.3
       Araç kusuru yüzde 2.0
       Yol kusuru yüzde 0.5
       Ben kendi hesabıma olaya hiç bu yönüyle bakmamıştım. Ama rakamlara bakınca, yolların yüzde 0.5 gibi düşük bir oranda olmasına ancak kargalar güler. Tolga değinmedi, ama rakamlara baktığımda araçlar da tertemiz pir - ü pak görünüyor. Rüşvetle araç muayenesinin yapıldığı ülkemizde, trafik kazalarında araç kusurunun sadece yüzde 2 olması mümkün mü hiç!
       Bierleşik Reklamcılar'ın araştırmasında küçük bir karşılaştırma için Avustralya'dan bir örnek veriliyor. Avustralya'nın Victoria Eyaleti yol güvenliği açısından dünyanın örnek gösterilen bölgelerinden biriymiş. Ancak bu uygar ve gelişmiş bölgede bile resmi makamlar trafik kazalarına yol açan nedenleri şöyle sıralamışlar:
       İnsandan kaynaklanan yüzde 85
       Yol ortamı yüzde 35
       Taşıt faktörü yüzde 5
       (Kazalar birden fazla etkene bağlı olduğu için toplam 100'den fazla çıkıyor)
       Görüldüğü gibi yol güvenliğinde dünyada örnek gösterilen Avustralya'da bile, yolun trafik kazalarına etkisi yabana atılmayacak düzeyde. Otoyolları çukurlarla dolu ülkemizde yol kusurunun yüzde 0.5'e indirgenmesi, galiba biraz devekuşu misali başını kuma gömmeye benziyor.
       Siyasi otoritenin, trafik güvenliğine dönük somut bir hedef saptamasını, başarının ön koşulu olarak gören Birleşik Reklamcılar, bu konuda 2 ülke örneğini önümüze koyuyorlar:
       "Kuzey İrlanda, bu açıdan başarılı sayılan bir örnek. Kuzey İrlanda Çevre Bakanlığı 1989 yılında aldığı bir kararla, 2000 yılına kadar kazalarda ölen ya da yaralanan sayısını 1981 - 85 yılları ortalamasına kıyasla üçte bir azaltma hedefi belirlemiş. Ve toplumda kişi ve kuruluşların yaygın desteğini sağlayan çalışmalar sonucunda gerçekten de 1994'te ölümlü kazalarda yüzde 20, ağır yaralanmalarda ise yüzde 24 azalma kaydedilmiş."

       Belki biz de işe önce kendimize böyle bir hedef saptamakla başlayabiliriz. Örneğin "önümüzdeki 5 yıl içinde trafikte ölüm oranlarını yarı yarıya düşüreceğiz" diyebiliriz.
       Aslında terör ve trafik konusunda Kuzey İrlanda'yla benzeşiyoruz. Yıllarca terörden çeken Kuzey İrlanda, meğer tıpkı bizde olduğu gibi siyasi şiddete verdiğinden daha fazla canı trafikte kaybediyormuş. 1994'te bu ülkede meydana gelen trafik kazalarında 157 kişi ölmüş, 12 bin kişi de yaralanmış. İngiltere, İskoçya ve Galler'de nüfusa göre bu oranlar çok daha düşükmüş.
       Sonunda hükümet 1995 - 98 yıllarını kapsayan bir planı yürürlüğe koymuş. Yukarda sözünü ettiğimiz düşüş özellikle şu önlemlerle sağlanmış:
       * Yol güvenliğinden sorumlu kuruluşların koordineli çalışması sağlanmış
       * Anaokullarından başlayarak tüm okullarda ve kütüphanelerde yol güvenliği eğitimi verecek her türlü araç bulundurulmuş ve bunlar sürekli güncelleştirilmiş
       * Yılda en az iki etkin trafik kampanyası düzenlenmiş
       * Öncelikler saptanmış ve şu konuların üzerine gidilmesi kararlaştırılmış:
       - Hız aşımı
       - Dikkatsiz sürüş
       - İçkili araba kullanma
       - Genç sürücüler
       - Yayalar
       - Çocuk güvenliği

       Dünyada en düşük trafikte ölüm oranlarından birine sahip olan Avustralya'nın Victoria Eyaleti'nde ise bu sayıyı daha da aşağı çekmenin yolları aranıyor. Ülke genelinde trafik kazalarında yılda yüzde 3 artış olurken, bu bölgede yalnızca geçtiğimiz yıl yüzde 13 azalma kaydedilmiş.
       1970'lerin başında yılda 1000'den fazla kişinin öldüğü bölgede 1994 yılında trafik kazalarında yaşamını yitirenlerin sayısı 378 kişiye düşmüş. Tabii burada dikkat çekici olan ölü sayısının her yıl biraz daha azalarak bu sayıya inmesi.
       Üzerinde en çok durulan önlemler ise şunlar:
       * Emniyet kemeri
       * Motosiklet ve bisiklet sürücüleri için kask zorunluluğu
       * Yollarda sürekli alkol kontrolü
       * Ağır vasıta sürücüleri için sıfır alkol zorunluluğu
       * Hız kameraları
       * Bazı trafik suçlarında otomatik ehliyet iptali
       Bu arada bölgede nüfusun ve araç sayısının sürekli arttığının ve turizm faaliyetlerinin de 1970'lerden beri önemli ölçüde geliştiğinin altını çizmek gerek. O zaman bu rakamlar daha da anlam kazanıyor. Kısacası bu bir tesadüf değil. 2000 yılına kadar trafiğe 250 bin yeni araç ve yılda 100 bin yeni sürücü eklenmesi bekleniyormuş.



Yazara E-Posta: M.Tamer@milliyet.com.tr