Türkerler'in indirimi 6 milyona maloluyordu

Meral Tamer

Belgesellerin tanınmış yönetmeni Fehmi Gerçeker'in Paris'ten Amsterdam'a trenle yaptığı yolculuk, susuzluk yüzünden 5 saat süren bir işkenceye dönüştü.

Hızlı mı hızlı, modern mi modern bir trendesiniz. Avrupa'da, uygarlığın göbeğinde ülkeler kathediyorsunuz. Gecenin bir vakti dayanılmaz bir susuzluk sizi uykunuzdan ediyor. Ama ilaç için olsun bir damla su yok.
Mevlana ve Hoşgörü gibi ses getiren belgesellerden tanıdığımız sinemacı Fehmi Gerçeker merkezi Fransa'da bulunan S.N.C.F Company'nin (aslında açılımı bizdeki TCDD'nin aynısı oluyor) treninde yaklaşık 5 saat susuz kaldı.
Yıllardır Newyork'ta yaşayan Gerçeker, Amerika standartlarına alışmış bir tüketici olarak bu olayı son derece ciddiye almış bulunuyor. Aynı olay Amerika'da olsa, S.N.C.F.'nin başının ciddi belaya gireceğini düşünüyor. Zaten Newyork'taki avukatı da, "olur mu öyle şey! Ya senin hayati bir ilaç içmen gerekse ne yapacaklardı? Burada tazminat davası açsak, kesinlikle kazanırdık," demiş.
Gerçeker'in ağzından Fransa, Lüksemburg ve Belçika'yı kapsayan uzun ve susuz yolculuğun öyküsü:
"11 aralıkta çekim için Paris'ten Amsterdam'a gittim. Tren gece saat 11'de kalkıyor ve sabah 6.30'da Amsterdam 'a varıyor. Zaten kuşetli olan tek tren de o.
Saat 01.30 sularında korkunç bir susuzlukla uyandım. Koridora çıktım. Bir konduktöre rastladım. Nereden su bulabileceğimi sordum.
Kondüktör "bizde hiç su yok," dedi. "Ama ben susuzluktan öleceğim. Ne olur bana biraz su," dedim.
Kondüktör baktı durumum kötü, aldı beni ve birlikte trenin bütün vagonları arkadan öne doğru arşınlamaya başladık. Ben her vagonda, "su, su" diye inliyorum. Kondüktör de arıyor, soruyor ama bulamıyor.
Bu arada olaya başka kondüktörler de karıştı. Ama onlar da yardımcı olamadı. Sonunda içlerinde birazcık İngilizce bilen bir tanesi, "eskiden su da vardı, başka şeyler de. Ama 7 - 8 aydır hiçbir şey yok. Çünkü buradaki kafeyi kapattılar," dedi.
Anlattığından anladığım kadarıyla iş yapmıyor diye kaldırmışlar.
Bu arada dakikalar ilerliyor ve ben ciddi susuzluk çekmeye devam ediyordum. "Yeter artık dayanamayacağım, vallahi imdat kolunu çekeceğim," dedim.
"Çekerseniz treni durdurursunuz, ama gene su yok," dediler. Çıldıracağım.
Bir konduktör, "saat 2'yi 5 gece bir istasyonda duracağız. İner bakarız," dedi. İnip baktık, ama gene su yok!
Yine bindik trene. Benim aklımdan artık tuvaletlerden akan suyu içmek gibi düşünceler geçmeye başladı.
"Sakın ha, çok zararlıdır," diye uyardılar. Anladım ki 6.30'a kadar bir damla su bulma ihtimalim yok.
1 saat kadar sonra konduktör elinde nereden bulmuşsa bulmuş bir portakalla çıkageldi. Güler misin, ağlar mısın dedirtecek bir durum.
Ben Türkiye'ye geldiğimde de İstanbul - Ankara arası yataklıyla seyahat etmeyi severim. Su da vardır, her şey de vardır. Hep biz onlardan örnek alacak değiliz ya. Biraz da onlar bizden örnek alsın!"
S.N.C.F'e internet aracılığıyla e - mail yolladık. Ancak bize ne internetten ulaştılar, ne de telefon numaralarımızı bıraktığımız halde aradılar. O yüzden onların savunmalarını alma şansımız olmadı.

Ankaralı okurumuz Birkan Selçuk, 2 ocakta Türkerler mağazasından toplam 28 milyon liralık alışveriş yaptı.
Mağazanın kredili müşterisi olduğu için sık sık uğruyordu. 11 ocak günü mağazaya girdiğinde kredili müşteriler için yüzde 20, peşin alışveriş yapanlar içinse yüzde 40 indirim yapıldığını gördü. Yaklaşık 6 milyon lira zarara girdiğini düşünüp üzüldü. Mağaza yetkilisi, indirimin 4 ocakta başladığını söyleyince üzüntüsü bir kat daha arttı. Arada sadece 2 gün vardı.
Ancak mağazanın sürekli müşterisi olduğu halde bu konuda olumlu bir yaklaşım göstermediler. Birkan hanım da bunun üzerine köşemiz aracılığıyla sorununa çözüm aramaya karar verdi ve başarılı da oldu. İlk aradığında "köşenizi yakından izlediğim için son zamanlarda mağazaların bu gibi durumlarda müşterilerine aradaki farkı iade ettiklerini biliyordum. Ben de bir şansımı denemek istedim. Ama tüketici olarak böyle bir hakkım olmadığını söylediler," diye yakınıyordu.
Arkadaşımız İlkay Özcan'ın sorularını yanıtlayan Türkerler mağazasının müdür yardımcısı Figen Orçan ise söze, her indirim döneminde benzer sorunlarla karşıladıklarını söylemekle başladı.
Orçan'ın dediğine göre onlar aslında bu konuda hassastı. Özellikle sürekli müşterilerine indirimi birkaç gün önceden haber veriyorlardı. Okurumuz için, "kendisini yakından tanırız. Ne yazık ki atlamışız. Aslında biz yalnız onun için değil, bütün müşterilerimiz için kalıcı bir çözüm arıyoruz," dedi.
Daha sonra okurumuzla karşılıklı görüşerek bundan sonraki ilk alışverişinde indirimden doğan zararını mutlaka tazmin edeceklerini söyledi. Okurumuz da bu çözümü kabul edince konu tatlıya bağlanmış oldu.




Eczanelerde kilo verme tutkunları için satılan ürünlerden biri de zayıflama bantları. Yara bandı gibi teninizin üzerine yapıştırıyorusunuz.
Üretici firmalar, bu bantların iştah kesici özellikleriyle kilo vermeye yardımcı olduğunu iddia ediyor. Aynı bantların sigarayı bırakmak isteyenler için üretilmiş tipleri de var.
İstanbullu okurumuz Tülin Dedetaş da bir yakınının tavsiyesiyle bu üründen kullanmaya başladı. 7.5 milyon liraya ödeyerek Shape - Patch marka bantlardan edindi. Bir kutunun içinden 30 adet çıkıyordu ve prospektüste yazdığına göre 24 saatte bir değiştirmek gerekiyordu.
Okurumuz 20 bant kullandı ama kilosunda en küçük bir değişiklik olmadı. Oysa prospektüste ne yazıyorsa harfi harfine yerine getiriyordu.
Sonunda ithalatçı firmayı aradı. Ve kendisini çok şaşırtan bir şey söylendi: Bu bantlara su değmemesi gerekiyordu. Tabii duşa girmesi düşünülemezdi bile. Ama okurumuza bu konuda hiçbir uyarı yapılmamıştı ve o da bantla banyoya girmekte bir sakınca görmemişti. Prospektüste ise sadece kahvaltıdan önce takılması tavsiye ediliyordu o kadar.
Açıkca yanıltıldığını düşünen okurumuz, "üstelik aradığımda bantlardan 2'şer 2'şer takmamı önerdiler. Bu yüzden ciddi mide bulantısı çektim," diye yakınıyor.
Arkadaşımız Nuray Köroğlu'nun sorularını yanıtlayan Bio - Visage Zayıflama Merkezi yöneticilerinden Doç. Dr. Altuğ Barut, ürünün İngilizce olan orijinal prospektüsünde de bu yönde bir uyarı bulunmadığını söyledi. Ancak okurumuza hak verdiğini de belirten Barut, "zararını telefi edeceğiz," dedi. Şimdi kendisine ücretsiz olarak 30'luk bir set daha verilecek.
Bu arada 1 aydır pazarlanan ürünün Türkçe prospektüsüne su değdirilmemesi gerektiğiyle ilgili uyarı da eklenecek.

Göztepe Sağlık Tesisleri'nde ameliyat öncesi tahlil yaptıran Işılay Pekediz'in kan grubunu A Rh (-) yerine A Rh (+) olarak belirlediler.

Gazetemizin reklam servisinde çalışan Işılay Pekediz, az kalsın ölümcül bir hataya kurban gidecekti.
Bu hafta bir ameliyat geçirecek olan Pekediz, doktorunun kendisinden istediği tahlilleri daha önce gittiği ve evine de yakın olan Göztepe Sağlık Tesisleri'ne yaptırdı. Bu arada kan grubu kartını kaybetmişti. Gitmişken yeniden kart almak istedi.
Ancak tahlil sonuçlarında kendisini çok şaşırtan bir şey vardı. Yıllardır A Rh (-) diye bildiği kan grubu, A Rh (+) oluvermişti. Tam da ameliyat öncesi böyle bir hatayı nasıl yaparlardı?
Pekediz kan grubunu önceden bildiği için bu hatadan zarar görmedi. İtirazı üzerine tahliller yeniden yapıldı ve yalnız kan grubunun değil, diğer 6 tahlilin sonuçlarının da farklı çıktığını hayretle gördü.
Ya Işılay Pekediz kan grubunu önceden bilmiyor olsaydı ne olacaktı? Kendisi bunu düşünmek bile istemiyor.
Arkadaşımız Nuray Köroğlu'nun sorularını yanıtlayan ancak adını vermek istemeyen Göztepe Sağlık Tesisleri yetkilisi ise durumu laborantın oruçlu olmasıyla açıkladı.
"Bunun kabul edilemez bir hata olduğunu biliyoruz," diyen yetkili laborant hakkındaki raporun yönetim kuruluna iletildiğini, kararın kurula ait olacağını söyledi.