Türkiye’nin geleceği Diyarbakır’da şekillenecek

Gördüğünüz gibi Diyarbakır’dan döneli 2 gün oldu, ama Milliyet ekibi olarak aklımız-fikrimiz hâlâ orada...
Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanı Mehdi Eker’in hafızamızı tazelediği üzere Diyarbakır, 30 medeniyeti emziren, besleyip-büyüten, tarihin her döneminde merkez olmuş; bio-çeşitliliği kadar kültürel çeşitliliği de olan müstesna bir kent. Ne var ki düne kadar hep sadece çatışmalar, kan ve gözyaşıyla gündemde kaldı maalesef.
Hiçbirimiz oranın muhteşem bazalt taşlarıyla inşa edilmiş enfes yapılarına, bu sefer olduğu kadar doya-doya bakamamışız. Diyarbakır’da yediğimiz lahmacun ve içli köftenin, bugüne kadar Ankara’nın doğusunda yediklerimizin en lezzetlisi, en klası ve en tarzlısı olduğunu fark edememişiz... Belki de daha önceki gelişlerimizde barışa, hiç bu kadar yaklaşıldığını hissetmediğimiz içindir!

Ortadoğu’nun merkezi mi?
Başbakan Yardımcısı Beşir Atalay ve Eker’i konuk ettiğimiz “Geleceğe Yatırım, Türkiye’ye Yatırım” toplantısında konuşma yapan Diyarbakırlı işadamlarından ısrarla şu 3 cümleyi duyduk:
“- Silahların susmasıyla Diyarbakır, Ortadoğu’nun en önemli merkezi olmaya aday.
- Barış süreci tamamlandığında Diyarbakır, Güneydoğu’nun en çok yatırım yapılan kenti olacak.
- Türkiye’nin geleceği Diyarbakır’da şekillenecek.”
Benim fikrim şu: Diyarbakır, Ortadoğu’nun en önemli merkezi olur mu bilemem; ancak Güneydoğu’nun en çok yatırım çeken kenti olabilir. Bu 2 seçenek de silahların susması koşuluna bağlı.
Buna karşılık silahlar sussa da susmasa da bundan böyle Türkiye’nin geleceğinin, Diyarbakır’da şekilleneceğini rahatlıkla söyleyebilirim. Ya doğusu ve Batısıyla hepimiz birbirimizle kucaklaşacağız, ya da bir kaosa sürükleneceğiz. Dolayısıyla Aslı Aydıntaşbaş’ın dün yazdığı gibi Diyarbakır Belediye Başkanı Osman Baydemir’in, “İzmirlileri ikna etmek için Çeşme Belediye Başkanı olayım” esprisini yabana atmamak gerek.

Bir otobanı yok
Toplantıda Atalay, altyapıyı hazırladıkları halde özel sektörün Diyarbakır’a bir türlü gelmediğinden yakındı. Diyarbakırlı işadamlarını dinlediğimizde ise özel sektörün bu kente gelmekten imtina etmesinde tek nedenin çatışma ortamı olmadığını anladık. Toplantıda söz alan işadamlarının dile getirdikleri şu yetersizlikler, Batı’dan gelecek işadamını caydırmaya yeter zaten:
“- Bir otobanımız bile yok.
- Doğru dürüst bir havaalanımız yok.
- Konutlara doğalgaz verildi, ama Organize Sanayi Bölgesi’nde yok.
- Çözüm sürecinde bankalar elini taşın altına koymuyor. Özellikle de kamu bankaları...”

Dağdan inene iş var mı?
BDP Eşbaşkanı Gültan Kışanak ve Baydemir’le yemekte tam karşımda oturan Mehmet Tezkan ısrarla, “Diyelim ki silahlar sustu; dağdan inecek olan 3 bin genç ne yapacak? diye sordu. Kışanak, “Onlar zaten hayatın içinde. Annelerinin yanına dönerler. Adaptasyon sorunu olmaz” dedi. Baydemir, yerel yönetimlerde istihdam edilebileceklerini söyledi; ama belli ki bu işi pek düşünmemişler.
Konu kafama takılmış olmalı ki işadamlarının ne düşündüklerini öğrenmek istedim. Güneydoğu Sanayici ve İşadamları Derneği GÜNSİAD’ın Başkanı Şahismail Bedirhanoğlu, “Dağdan ineceklerin kimi siyasete atılır, kimi ticarete... Sorun olmaz” dedi. Diyarbakır Ticaret ve Sanayi Odası Başkan Yardımcısı Diyadin Gezer, GAP sulama kanallarının tamamlanması ve yeni havaalanının açılmasıyla müthiş bir potansiyelin ortaya çıkacağını ve herkese iş imkânı olacağını söyledi. En gerçekçi yanıt ise GÜNSİAD Genel Sekreteri Ahmet Öcal’dan geldi: “Teröre bugüne kadar 400 milyar dolar harcandı; 1 milyar dolar verilse o gençlerin hepsi bir yerlere yerleştirilir!”