Türkiye, tımarhanedir!

Türkiye, tımarhanedir!

       Türkiye'nin son üç beş günlük gündemine bakın! TBMM Başkan Vekili, medyada sesini duyurabilmek için Çankaya önünde çırıpçıplak soyunan kadını model alıyor. TOBB Başkanı bütün işadamlarının hırsız olduğunu, İTO Başkanı çetelere komisyon vermeyenin devletten ihale alamadığını ilan ediyor.

       Çakıcı'nın ifşa ettiği kasetlerle Türkiye'nin en büyük bankasının genel müdürü istifa etmek durumunda kalıyor. Bir başka ülkücü baba Kürşat Yılmaz, Halis Toprak'ı öldürmediğine neredeyse pişman görünüyor. Amerika dönüşünde "Türkiye tımarhaneye benziyor" diyen başbakanımız Mesut Yılmaz ne kadar da haklı.

       Türkiye'nin gündemi epeyce bir süredir ilgimi çekmez olmuştu. Politikacıların incir çekirdeğini doldurmayan kısır çekişmeleriyle zamanımı ve kendimi tüketmek yerine, dünyadaki yeni eğilimler ve gurularla ilgilenmeye başlamıştım. (Trafik ve tüketici dışında tabii.)
       Ama Alaattin Çakıcı'nın Fransa'da yakalanması ve ardından da peşpeşe ortaya çıkan kasetlerle durum değişti. Devlet Bakanı Eyüp Aşık'ın ne kadar işin içinde olduğunu gazete ve televizyon haberlerinden anlamaya uğraşırken, İş Bankası Genel Müdürü Ünal Korukçu da istifa etmek zorunda kalınca, geçen haftanın tüm birikmiş gazetelerini haftasonu önüme koydum ve saatler boyunca satır aralarında ipuçları aradım.
       Bazı haberleri arşivlemek için kesip üstüste koyarken ortaya çıkan manzarayı görünce gözlerime inanamadım ve bunlardan en çarpıcılarını sizlerle paylaşmaya karar verdim. 2 - 3 günde olan - bitene bakın! "Türkiye tımarhaneye benziyor" diyen Başbakan Mesut Yılmaz'a hak vermemek mümkün mü?
       Yılmaz'ın Amerika dönüşü yaptığı basın açıklamasını bu başlıkla veren tek gazete Cumhuriyet. Bence en çarpıcı başlık da bu. Hürriyet'te ise başlık daha sıradan, ama spot çok çarpıcı: Mesut Yılmaz, "Demirbank'ın sahibi Halit Cıngıllıoğlu'nun Alaattin Çakıcı'ya 5 milyon dolar verdiğini biliyoruz" diyor. Yılmaz, Refahyol hükümeti döneminde Mafya babalarının komutan tayinine bile cüret ettiklerine de işaret ediyor!

       Tunceli'nin kurtuluşu, Demirel'in ölümüne bağlı!

       TBMM Başkanvekili Kamer Genç'in "Türkiye'nin kurtuluşu, Demirel'in ölümüne bağlı" sözlerinin ayrıntılarını ise gazetelerden okumaya gerek görmedim. Zira bir gün önce ATV'nin haberlerinde Ali Kırca'nın sorularını yanıtlarken dinledim kendisini. Tıpkı Çankaya'nın önünde soyunan Gonca gibi, sesini duyurabilmek için bu demeci verdiğini söylüyordu!
       Demirel nasıl Isparta'yı ihya ettiyse, kendisi de milletvekili seçildiği Tunceli'ye hizmet götürmek istiyordu! Kimseye sesini duyuramadığı için de "Demirel ölse de yerine ben geçsem" yollu bir çıkış yapmıştı! TBMM Başkan Vekili koltuğunda oturan biri sesini başka türlü duyuramamaktan, medyanın dikkatini ancak bu yolla çekebilmekten yakınıyorsa, sade vatandaş ne yapsın! Ayrıca sayın Genç de, örnek aldığı Gonca gibi Çankaya'nın önünde soyunsa, bence daha fazla ilgi çekerdi! Belki bir dahaki sefere bu yöntemi de dener. Benden hatırlatması...
       Yılmaz'ın dediği gibi Türkiye gerçekten tımarhaneye benziyor. Sadece yurtdışından dönüldüğünde değil, içerde yaşarken de...

       Önümde arşivlemek için kestiğim bir başka gazete küpürü: İstanbul Ticaret Odası gibi 230 bin üyeli, 116 yıllık köklü bir kurumun başkanı çıkıyor ve diyor ki: "Türkiye'de artık mafyaya komisyon ödemeden hiçbir devlet ihalesinin alınması mümkün değildir." İTO Başkanı Mehmet Yıldırım, açık yüreklilikle çete reislerinden bakanlara kadar uzanan bir mafya zincirinin bulunduğunu belirterek, "bu iş devletin damarlarına işlemiş" diyor. Yıldırım'a göre başta ulaştırma, bayındırlık ve enerji olmak üzere devlet ihalelerinde son sözü mafya söylüyor. İhale çeteleriyle ilgili bakanlar ve ihaleci kurumun memurlarının ortak çalıştığını belirten Yıldırım, "çete tehdit ediyor, adam da korkup ihaleye girmiyor. Diyelim ki çete engelini bir yolunu bulup aştınız, bu kez de kurumda çeteyle ortak çalışan ekip devreye giriyor ve hangi malı verseniz uygun değil diye reddediyor, istihkaklarınızı zamanında ödemiyor."

       Tam bunu hazmetmeye çalışırken İTO'nun da bağlı olduğu, Türkiye'deki tüm ticaret ve sanayi odalarını çatısı altında toplayan Odalar ve Borsalar Birliği TOBB'un başkanından tüm iş dünyasının vergi kaçırdığını öğreniyoruz! Merd - i kıpti, şecaat arzederken sirkatin söyler misali, üstelik de hırsızlık yaptıklarını açık açık belirterek..."Affedersiniz, hepimiz çaldık!"
       Miras, vergi reformuna ve 30 eylüldeki Mali Milad'a destek vermek üzere söylemiş bu sözleri... Ama tüm iş dünyasının vergi kaçırdığını, "çaldık" kelimesiyle ifade etmesi çok şaşırtıcı değil mi?

       Eh bu kadarı yeter, diyebilirsiniz, ama bitmedi. Cuma - cumartesi gazetelerinde bakın daha neler neler var: İş Bankası Genel Müdürü Ünal Korukçu'nun istifası Sabah'ın manşetinde "Batık krediler götürdü" diye birinci sayfadan koskocaman verilirken, Posta gazetesi, "Çete müdürü yedi" diye başlık atmış.
       Türkiye'nin en büyük bankasında olan bitenlere bakın! Çakıcı'nın yakın arkadaşı Erol Evcil, İş Bankası'ndan 150 milyon dolar kredi alabiliyor. Kaç babayiğit, benim diyen işadamı, İş Bankası'ndan 150 milyon dolar kredi alabilir ki! Kredinin göze battığı günlerde bir bölümü İş Bankası kuruluşu olan İş Leasing'e kaydırılıyor.
       Korukçu, düzenlediği basın toplantısında (Show TV'de izledim), "Bakın onlar da söylüyorlar (Çakıcı ve Ataç'ın televizyonlarda yayınlanan kasetlerini kastederek) dünyanın en modern ve en büyük zeytin fabrikasına kredi vermişiz. Üstelik şimdi de işletiyoruz. Bunda ne kötülük var" diyebiliyor.
       Basın toplantısının bir başka yerinde "Bizim bankanın Rusya'ya tek kuruş riski yok. Diğer Türk bankalarının toplam riski 4,5 milyar dolar" diyerek çok ciddi ve eğer gerçekse diğer bazı bankaları da sarsabilecek bir iddia ortaya atıyor. Ertesi gün Metin Münir'in Yeni Yüzyıl'daki köşesinde Mafya'nın İş Bankası'nın içinde olduğuna ilişkin iddialı bir yorum okuyoruz.

       Bitti sanmayın! Dahası var. Adı Çakıcı'nın telefon rehberinde yer alan ANAP dönemi İçişleri Bakanımız, şu anda da Fazilet Partisi'nin Genel Başkan Yardımcısı olan Abdülkadir Aksu'nun uyuşturucu ve silah mafyasıyla ilişkide olduğunu öğreniyoruz.

       Artıhaber dergisinin kapak konusu da gazetelere haber oluyor. Bir süre önce yakalanan ülkücü baba Kürşat Yılmaz, "Halis Toprak'ı öldürtmem istendi. Öldürseydim, bugün özgürdüm" diye cezaevinden açıklamalarda bulunuyor.

       Bunları gördükten sonra artık Refaeddin Şahin'in yerine atanan ve Emlakbank'tan da sorumlu olacak olan yeni Devlet Bakanı Yıldırım Aktuna'nın Bahçeşehir'den 1994'te usulsüz olarak ucuza ev aldığını öğrenmek ve bu haberi "kuzu kurda teslim" başlığıyla okumak, herhalde ne sizi, ne de beni yadırgatıyor değil mi?



Yazara E-Posta: M.Tamer@milliyet.com.tr