Wolfowitz ve Perle, beni neden çıldırttı?

Wolfowitz ve Perle, beni neden çıldırttı?


     Bana bir haller oldu. Hem ailemden miras, hem de Alman Liselilikten kalma her koşulda mantıklı düşünme ve ayakları yere basma özelliğimden birkaç aydır eser kalmadı! Daha doğrusu olan - bitene mantık yürüterek vardığım sonuç ve kafama takılan sorular, bugüne kadar çoğu konuda pek de farklı düşünmediğim çevrelerden hızla uzaklaştırıyor beni. Buna karşılık sokakta yolumu çevirip "Biz de aynen sizin gibi düşünüyoruz, birilerinin de çıkıp bunları söylemesi lazım" diyenlerin sayısı hızla artıyor. (Bu arada değişik TV kanallarında pek çok programa katıldığım için, görüşlerimi daha geniş kitlelerle paylaşma imkânım oldu.)
     Amerika’nın her türlü hukuk kuralını çiğneyerek Irak’ı işgal etmesinden sonraki gelişmelerin her aşamasında (üstüme vazife olmadığı halde) tepki verir oldum. İçimde büyümesini engelleyemediğim bir Amerikan aleyhtarlığı oluşuverdi.
     Son olarak Bush çetesinin has unsurlarından Paul Wolfowitz’in demeci ve Karanlıklar Prensi Richard Perle’ün İstanbul’a gelişinde olduğu gibi her yeni örnekte tepkim daha da kabarıyor. Bunu engelleyemiyorum.
     
     Perle’e protesto
     Örneğin Richard Perle Forum İstanbul toplantısında konuşma yapmak için Türkiye’ye geldi diye, aylardır katılmayı çok istediğim Forum İstanbul’a gitmekten vazgeçiverdim.
     Randevu taleplerine Wolfowitz’den olumlu yanıt alan Cengiz Çandar ve Mehmet Ali Birand, kimilerine göre bir gazetecilik başarısının altına imza atmış olabilirler. Ama kendi hesabıma ben, Wolfowitz’in Türkiye’den hatasını kabul etmesini ve özür dilemesini istediğini duyar duymaz feci sinirlendim, cinlerim tepeme çıktı.
     Wolfowitz’in bu çıkışının zamanlamasına baktığımızda:
     a) Geçmişin muhasebesinden çok geleceğe yönelik olduğu,
     b) Kuzey Irak ve Kürtlerle ilgili muhtemel yeni gelişmelerde Türkiye’nin sesini yükseltmesini önleme,
     c) AKP hükümetinin Suriye ve İran’la ilişkilerini denetleme ve frenleme,
     d) ABD’nin bundan sonraki yayılmacı hamlelerine karşı Türkiye gibi başkaldırabilecek diğer ülkelere göz dağı verme amacı seziliyor.
     
     Dizlerini dövenlere...
     Wolfowitz ile Grossman’ın uyarılarının ardından Türkiye’deki koro, şimdi sesini yeniden yükseltmeye başladı: "Zaten tezkereyi Meclis’ten geçirmeyerek bir halt ettik. 26 milyar doları kaçırdık. Irak’ta ABD’nin yanında yer almamakla Türkiye büyük kayıplara uğradı. Bari şimdi hatamızı telafi edelim! Aksi halde Amerika, Irak’ın yeniden yapılanmasından bize zırnık koklatmaz! İlişkileri bir an önce tamir etmek için ne gerekiyorsa yapalım!"
     Amerika ile stratejik ortaklığı kaçırdığımız için dizlerini dövenlere naçizane birkaç soru sormak istiyorum:
•  Amerika’nın 60 yıldır sadık müttefiki olmak Türkiye’ye ne kazandırdı?
•  ABD ile stratejik işbirliği bu kadar önemliyse, bu yolda en yoğun çabanın harcandığı 80’li ve 90’lı yıllar boyunca neden borcumuz sürekli katlanarak 200 milyar dolara dayandı?
•  ABD ile en muhabbetli olduğumuz 90’lı yıllarda neden ekonomik krizler birbirini izledi? Neden halkımızın giderek artan yüzdesi, Kurtuluş Savaşı’ndan bu yana görülmemiş ölçüde bir yoksulluğa terkediliyor?
•  Borcun üzerine borç ekleyerek borcu çevirmeye dayalı formüller, halkı daha nereye kadar yoksullaştıracak?
     
     Neden 8.5 milyar dolar
•  Çapsız ve soyguncu yöneticiler Türkiye’yi talan ederken, elini üzerimizden hiç çekmeyen has dostumuz Amerika neden hep sırtımızı sıvazladı? Enerji sektöründeki soygundan Amerikan şirketleri ne kadar pay aldı?
•  Kurtuluş Savaşı sonrasında demirağlarla örülmüş yurdumuzu bugün otoyolların kıskacında sıkıştıran politikanın mimarı hangi ülke?
•  Bush yönetimi, 2004 sonuna kadar IMF’ye 8.5 milyar dolar borç geri ödememiz gerektiği için mi, "özür dilemediğimiz" halde 1 milyar dolar yardım kararı aldı? Dahası bu yardımı 26 milyar dolarlık krediye dönüşebilecek 6 milyar dolarlık yardımda olduğu gibi 4’le değil de 8.5’la çarptı?