Ya ABD'den yanasın, ya da barıştan!

Ya ABD'den yanasın, ya da barıştan!




11Eylül'le birlikte içimize düşen korkular, aradan geçen 2 yıllık sürede azalacağına arttı. "Ya bizden yanasın, ya da terörden" diyerek teröre savaş ilan eden ABD; müslüman ülkeler dışındaki dünyayı da kendine düşman etmeyi başardı.
İki Kule'ye karşılık 2 yılda 2 ülke çökertildi, binlerce insan öldürüldü. Yerine ne kondu? Bush yönetimi neyi hedeflediyse tam tersi oluyor. Küçük bir örnek: Saddam'ın otoritesi sayesinde Irak'a hiç sızamayan El Kaide, ABD'nin otoriteyi kuramadığı şimdiki Irak'ta rahatça at koşturuyor. ABC News'un geçen haftaki 1004 kişilik anketine göre Amerikan halkı bile Irak Savaşı'nın, terör tehdidini arttırdığını düşünüyor. Ve "Ya ABD'den yanasın, ya da terörden" sloganı giderek "Ya ABD'den yanasın, ya da barıştan!"a dönüşüyor.

11 Eylül'ün filmi
TÜRSAK'ın geçen yılki Sinema - Tarih Buluşması'nda izleme ayrıcalığına eriştiğim 11 farklı ülkeden, siyasi duruşlarıyla dikkati çeken 11 yönetmenin, 11 dakikalık 11 filmi, 11 Eylül üzerine düşünürken farklı çağrışımlar arayan sinemaseverlerin bir haftadır emrine amade. Hararetle tavsiye ederim.
Böylesi parlak projenin fikir babası ancak bir Fransız olabilirdi. Zaten de öyle: Alan Brigand. 11 yönetmenden hiçbiri, diğer meslektaşlarının çektiği filmler hakkında en ufak bir fikre sahip olmadan çalışmışlar. Bu da filmdeki çoksesliliği güçlendirmiş. 11 filmin 11'i de 11 benzemez! Buna rağmen bu birlikteliğin, kendi içinde harmonisi olan ortak tek bir bakış açısı doğurduğu izlenimiyle sinemadan ayrılıyorsunuz: "Amerika 11 Eylül saldırısını hakketti!"

Şili'de 11 Eylül
İngiliz marksist yönetmen Ken Loach, Şili Devlet Başkanı Salvador Allende'nin öldürüldüğü 11 Eylül 1973 gününden siyah - beyaz karelerin yer aldığı filminde, Amerika'nın da bir başka 11 Eylül'de oynadığı kanlı rolü sorguluyor.
Hintli yönetmen Mira Nair, 11 Eylül sonrasında Batı toplumunu kasıp kavuran İslam fobisi üzerine yoğunlaşıyor.
Burkina Faso'lu yönetmen, Afrika'nın yoksul ve sert atmosferi içinden insanı şaşırtacak kadar keyifli bir filme imza atmış.
Bosna Hersek'li Danis Tanovic; kaybın, acının ve yıkımın sadece New York'ta yaşanmadığını, etkileyici bir çalışmayla dile getirmiş.
İsrailli yönetmen Amos Gitai, terör eylemlerinin hemen her gün yaşandığı bir ülkeden, medyanın olaylara yaklaşımına eleştirel bir bakış getiriyor.

Kuleler güneşe engel!
Amerikalı sinema oyuncusu Sean Penn, 11 film içinde belki de Amerikan politikasına en sert, en muhalif çıkışa imza atmış. Eşinin ölümünden sonra onun anılarıyla yaşayan ve evi ışık görmeyen yaşlı adam, açmayan çiçeklerinin üzüntüsünü çekerken, birden evinin içi ışıkla dolar, boynu bükük çiçekler hemen canlanır. İkiz Kule'ler yıkılmış, uzun yıllar gölgede kalan ev güneşe kavuşmuştur...
Fransızların ünlü yönetmeni Claude Lelouch'un 11 Eylül filmi, kadın - erkek ilişkileri etrafında örülmüş. Lelouch denince hemen akla gelen, yıllar öncesinin "Bir kadın, bir erkek" tadında bir kısa film. Eh, Fransızların da o kadar farkı olsun!

Favorim İran filmi
İran sinemasında Makmalmaf ailesinden birden çok imza var. Genç yönetmen Samira Makmalmaf, Batı'da yıkılan 2 kulenin, Doğu'daki pek çok şehirde büyük çaplı yıkımlara yolaçabileceğini, İran'a sığınmış minicik Afgan göçmen çocuklar aracılığıyla ortaya koyarken, bizleri yoksul ülkelerle zengin devletler arasındaki küresel ikilem üzerinde düşünmeye çağırıyor.
(Mısır, Japon ve Meksika filmlerine yer kalmadı.)