Yerli ortağın global oyunda söz hakkı yok

Kantarcı: "Otomobilde ihracat için üretim yapılacaksa, yerli ortağın, markanın sahibi yabancı ortak karşısında barınabilmesi mümkün değil"

Yanlış ekonomi politikaları, hortumlamalar ve krizler sonucu gelir dağılımı iyice bozulup da orta sınıf eriyince, 90lı yılların sonuna doğru tüketici diye nitelenebilecek insan sayısı 15 milyona kadar geriledi.Üstelik cebinde harcayacak parası olan bu 15 milyonluk nüfus için, otomobilin penetrasyon oranı da hayli yüksekti. Kaldı ki geçen yılki krizden bu yana daha da yoksullaşmış, kişi başına milli gelirimiz 2900 dolardan 1900 dolara gerilemişti. Bu durum, tüketme gücüne sahip 15 milyon kişinin büyük bölümü için de geçerliydi.Bu koşullardaki iç pazarımız, dev otomotivcilerden hiçbiri için cazip olamazdı. Dış pazara üretim içinse yerli ortağa ihtiyaç yoktu. Dünkü yazımda Honda ve Toyotanın Türkiyeye yerleştikten sonra yerli ortaktan neden boşandıklarını irdelemeye çalışmıştım. Gelir uçurumu ise, yer darlığı nedeniyle bugüne sarktı. 65 milyonluk nüfusumuz, yabancıların geçmişte hep iştahını kabartmıştı. Ama Türkiyede aslında hiçbir zaman 65 milyon tüketici olmamıştı ki... Lastikte hâlâ ortak Kantarcıya göre Bridgestone ile Toyotayı karşılaştırmak yanlış: "Bridgestone ortaklığı sürüyor, çünkü bizim de Lassamız var. Yani 2 tarafın da kendi markası var. Ayrıca otomobilde, maliyetler açısından mutlaka ölçek ekonomisi gereklidir. Lastikte ise piyasanın durumuna göre esnek olunabilir."Otomobilde tarafların kendi markaları diye bir durum yok tabii. Marka bir tane. Sahibi Japonlar. Dolayısıyla da tek söz sahibi onlar. Hele bir de ortada iç pazar diye bir şey kalmamışsa... Sabancı Holdingin CEOsu Hazım Kantarcı, Japon otomotivcilerin Türkiyeye yerleştikten sonra yerli ortaktan neden boşandıklarını en iyi bilebilecek kişilerin başında geliyor. Zira yıllar önce lastikte Japon Bridgestone ile başarılı bir evliliği gerçekleştirmişti (Ve o evlilik hâlâ mükemmel yürüyor). Özdemir Sabancının zamansız vefatının ardından başına geçtiği ToyotaSada ise epey ter dökmüş, ciddi sıkıntılar yaşamıştı. Markası olan konuşur "İç pazar o kadar daraldı ki, artık üretimi sürdürebilmek için mutlaka ihracat yapmak lazım. İhracat yaptığınızda da haliyle teknolojinin ve markanın sahibi olan şirket, burayı bir üretim üssü durumuna getiriyor. Buradaki üretim üssünden kendi pazarlama ağını besliyor. Ve girdilerden üretim ve pazarlamaya giden zincirde markanın sahibi, kârlılığı da dilediği yerde (genellikle de ana merkezde) oluşturuyor. Dolayısıyla üretim tarafında yerli ortağın müdahil olma durumu yok. Bu global olayda yerli ortağın barınabilmesi mümkün değil.Yabancı otomotiv firmaları Türkiyeye geldiğinde çok iyimser bir tahmin vardı. Milyonlara gidecek satış rakamları söz konusuydu. Gümrük Birliği yoktu. O günlerde ihracat düşünülmüyordu bile. Otomobilde kuyruk vardı. Herkes alacak, mal yetişmeyecek gibiydi.Bugün ise 700 bine yakın kapasite var otomobilde. Buna karşılık geçen yıl ancak 130 bin otomobil satıldı iç piyasada. Bu 130 binin yarıdan fazlası da ithal. Bu durumda elbette ihracat büyük önem kazanıyor. 2002de Türkiyeden ihraç edilen otomobil sayısı 350 - 400 bini bulur."Kantarcının değerlendirmelerinin ardından Renault, Fiat ve Ford gibi yıllar önce Türkiye pazarına yerleşmiş markaların, yerli ortaktan ayrılma yoluna neden gitmediklerini de sanırım biraz irdelemek gerek. Yarın da bu konuya kısaca değineceğim. mtamer@milliyet.com.tr Kantarcı diyor ki: