Pazartesi Sendromu Kalp Krizi, Felç Geçirmenize Sebep Olmasın. Onu Egzersiz ile Yenin!

20 Kasım 2017

Yine yeni bir haftaya pazartesi günü ile merhaba dedik.Pazartesi deyince çoğumuzun stres altına girdiğini hisseder gibiyim.Öyle ki pazar gününden başlar bu kaygı durumu.Çalışanlar için işe gitme vakti,öğrenciler için okula gitme vaktinin belirleyicisidir kendileri.

Pekçok ülkede pazartesi günü haftanın ilk çalışma günüdür. Gerek iş yaşamında gerek ise okul yaşamında verimlilik kavramı büyük ölçüde önem taşır. İki günlük tatil sonrası tekrar iş,okul yaşantısına uyum sağlama süreci sebebi ile, pazartesi günkü üretkenlikte bir miktar düşüş söz konusu olmaktadır. Bazı çalışmalar, kişilerde kalp krizi ve felçlerin meydana gelmesinde; günün ilk saatlerine, özellikle de pazartesi günleri, sabah 08–09 saatleri arasına dikkat çekmişlerdir. Hafta içi gündüz çalışan kişilerde, sabah saatlerinde meydana gelen fizyolojik değişiklikler ve artmış otonom sinir sistemi aktivitesinin kalp krizi ve felç gelişiminde büyük bir rolü olabileceğini göstermiştir. Ayrıca bu araştırmalarda hafta sonu tatili sürecinden, planlı ve stresli aktivitelere dönüşün ilk günü olan pazartesiye geçişte gerekli olan fiziksel ve zihinsel aktivite artışı da, kalp krizi ve felç gelişmesinden sorumlu tutulmuştur.

Peki madem pazartesi gününden kaçınamıyoruz ozaman bizde onunla savaşabiliriz. Nasıl mı hemde çok kolay bir şekilde egzersiz ve fiziksel aktivite ile önemli ölçüde rahatlamış oluyoruz. Üstelik sadece kaygının sebep olduğu risk faktörlerinden değil pek çok faydasından yararlanıyoruz.

Fiziksel Aktivite ve Düzenli Egzersiz

Fiziksel aktivite ve egzersiz; Mevcut olan sağlık halinin korunmasının bir aracı olarak kişilerin sağlığını geliştiren, yorgunluğa ve hastalıklara karşı direncini arttıran hareketler senkronizesinin bütünüdür.

EGZERSİZ FİZİKSEL VE PSİKOLOJİK STRESLE BAŞETMEDE ÇOK ÖNEMLİ BİR ROL OYNAR.

Egzersiz vücudumuzda pek çok biyokimyasal değişikliğe sebebiyet verir. Egzersiz esnasında vücudumuzda bazı hormonların kan plazmasındaki düzeyi artar. Bu hormonlardan biri, depresyon semptomlarının azaltılmasına yardımcı olur. Egzersiz ayrıca beyinde endorfin seviyesini arttırır. Bu hormon ise vücudun doğal morfin benzeri ağrı kesici ve mutluluk maddesidir.Tüm bunların vücudumuzda salınması için ilaca ihtiyacımız yok sadece biraz motivasyon ve bilinç ile kaygıdan depresyondan kurtulabilir pazartesiyi yenebiliriz.

Nasıl bir yol çizmeliyiz hangi tür egzersizleri yapmalıyız sorusunun cevabı ise fizyoterapistinize danışın. Unutmayın her egzersiz kişiye özeldir. Basma kalıp egzersizlerden uzak durun.

Yazının devamı...

Topuklu Ayakkabı Giyerken Bel, Ayak Sağlığınızdan Olmayın

12 Ekim 2017

Topuklu ayakkabı kullanımı, özellikle metropol bayanları için olmazsa olmazlardan. Kabul edelim, gerek şıklığımızı tamamlamak, gerek moda akımına uymak gerekse boyumuzu olduğundan biraz daha uzun göstermek için topuklulardan vazgeçemiyoruz.

Peki biz bayanları kullanırken mutlu eden topuklu ayakkabıların zararlarından dolayısı ile yaşam kalitemizi olumsuz etkilediğinden söz etsek?

Ayak anatomimize uygun olmayan, dar ve yüksek topuklu ayakkabılar, vücudumuzda şekil bozukluklarına sebebiyet vermektedir. Sadece ayaklarda değil, normal yürüyüş şeklimizde ve vücudumuzun genel biomekaniğinin bozulmasına sebebiyet vererek bacaklar ve omurgada da aşınma ve şekil bozukluklarının ortaya çıkmasına neden olmaktadır.

Durun hemen paniklemeyelim öncelikle sınırımızı belirleyelim. Yapılan araştırmalara göre 5 santimetre yüksekliğindeki topukta normal yürüyüş bozulur. 7.5 santimetrelik topuk yüksekliği ise ayaktaki yük ve basınç miktarını 7 kat artırır. Günlük aktivitelerde tercihini yüksek topuklu ayakkabılardan yana kullananlar, gün içerisinde 6 kilometre fazla yürüyüş yapmış kadar ayaklarına ilave yük bindirirler. Yüksek topuklu ayakkabı, bel ağrısından ziyade bacaklarımızın arkasındaki kas ve bağların kısalmasına, bacakların ön ve yan bağları ile kasların gerilmesi ve zorlanmasına sebep verebilir. Ayrıca ayaktaki ağrı ve şekil bozuklukları ile dizlerimizede zarar verebilmektedir. Tüm bunların yanı sıra dengemizin de çabuk bozulduğu için ayakta burkulma riski artar ve ayak bileğindeki bağ ve eklemlerde zedelenmelere sebebiyet verebilir. ilave olarak bacak arkasındaki kas ve bağların kısalması, bacak ön ve yan bağlar ile kasların gerilmesi ve zorlanmasına neden olur.

Tüm bunların yanı sıra;
Nasır oluşumu,Tırnak problemleri, Aşil tendon kısalığı...
İyisi mi biz 4 santimetreden fazla topuklu ayakkabı tercih etmeyelim:) Tabi böyle bir seçimin mümkün olmadığı durumlarda yani tercihini topuklu ayakkabıdan yana kullananlarda olabilecek olumsuz etkilemi azaltmak için neler yapmalı?

Yazının devamı...

Bel-Boyun Fıtığınızın Olması Pilates Yapmanıza Engel Değil!

7 Ekim 2017

Bel-boyun fıtığım var pilates yapamam diyorsanız fena halde yanılıyorsunuz. Aksine daha da güçleniceksiniz. Son zamanların en popüler sporlarından olan pilates ile alakalı biraz konuşmaya ne dersiniz?İlk giriş cümlemde de dediğim gibi son zamanlarda bu spora toplumun hatırı sayılır büyük kısmı tarafından adeta zayıflatıcı gözü ile bakılıyor. Ama çeşitli egzersiz hareketlerinden meydana gelen spora sadece bu gözle bakarsak pilatesin yaratıcısı joseph’e ayıp etmiş oluruz. Sizlere pilatesin tarihsel sürecinden bahsedip sıkmak istemiyoırum. İçerisinde yer alan her bir hareket küçük modifiyeler ile büyük mucizelere sebep oluyor desek abartmış sayılmayız. En büyük faydalarından biri tüm vücudu eşit bir şekilde geliştirmek ile beraber bu sisteme uyan kaslar yapılan her bir harekette forma girer,pilates’de yer alan egzersizler ile vücuttaki asimetriler düzelmek ile beraber,kordinasyon problemi yenilir,doğru nefes alma ile kan akışının hızlanmasına, damarlarımızda bulunan kanın sistemli bir şekilde kaslara, organlara, kemiklere ve dokulara gitmesine yardımcı olur.Yani olaya zayıflamak için bakmayalım lütfen:) Bir diğer önemli nokta ise lütfen işinin ehli kişilere başvurup onların eşliğinde bu sporu yapmayı tercih etmeniz zira yapılan en küçük yanlış hareket bir ömür ya da belirli bir süre beraber yaşamanız gereken sağlık sorununa mahkum edebilir. Mevcut olan sağlık problemlerinizde klinik pilates eğitimini almış olan alanında uzman fizyoterapistleri seçmeniz size fayda sağlıyacak olup zaten muzdarip olduğunuz sağlık sorunlarınızı daha fazla alevlendirmemiş olup yaşam kalitenizden birşey kaybetmeyeceksiniz.

Pilates çeşitleri nelerdir?

Mat pilates, reformer pilates(aletli pilates) ve klinik pilates

Klinik pilates Nedir?

Klinik Pilates, kişinin omurga sağlığını düzeltmek, kas iskelet sistemi ile ilgili hastalıklardan (skolyoz gibi omurga sorunları, kas ağrıları, kas romatizması, bel ve boyun fıtıkları, diz problemleri, ayak bileği sorunları vs) korumak ve tedavi etmek için uygulanan pilates yöntemidir. Klinik Pilates uygulanan her hasta alanında uzman fizyoterapist tarafından değerlendirilir.Fizyoterapistin uygun göreceği egzersiz programına göre diğer tedavileri takiben ya da diğer tedavi yöntemleri ile birlikte uygulanabilir. Uygun görülürse doğrudan klinik pilates ile tedaviye başlanabililr. Diğer tedavi yöntemleri gibi klinik pilates de tedavi yöntemlerimizden biridir. Burada önemle üstünde durulması gereken kişinin alanında uzman fizyoterapist kontrolünde ve gözetiminde olmasıdır. Klinik Pilates, postürün düzeltilmesi, güç ve esneklik artışını sağlaması yanı sıra beden kuvveti, denge, koordinasyon, kan dolaşımı ve genel anlamda formu korumak açısından da iyileştirici ve geliştirici etkiler sağlayan bir yöntemdir.

Klinik Pilates egzersiz sistemi sadece birçok egzersiz türünde olduğu gibi kasları harekete geçirmeyi hedeflemekle kalmayıp aynı zamanda diğer egzersizlerde genellikle göz ardı edilen önemli bir nokta olan vücudun dengede olmasını da hedef alır. Etki mekanizmaları olan bir yönü de egzersizlerin birçok tekrara dayanmasından çok, çeşitli hareketlerden oluşmasıdır.

Klinik Pilatesi Kimler Yapabilir?

Klinik Pilates egzersizleri her yaştan insanın rahatlıkla uygulayabileceği bir egzersiz sistemdir. Ayrıca Klinik Pilates egzersizleri engelli bireylere de adapte edilebilir.

Yazının devamı...

Mobbing bel ağrısına sebep oluyor

6 Ağustos 2017

MOBBİNG(PSİKOLOJİK TACİZ) BEL AĞRISINA SEBEP OLUYOR!

Bel ağrısı tıpkı boyun ağrısında olduğu gibi bütün toplumlarda yaygın olarak görülen bir sağlık problemidir.Dünya nüfusunun %65-80'i hayatlarının herhangi bir döneminde bel ağrısı ile karşılaşmaktadır.Bunu tetikleyen sebepler ise diğer sağlık problemleri olduğu gibi yaşamımızı idame ettirmemiz için yapmış olduğumuz diğer faaliyetlerde olabilmektedir.

Yaşadığımız dünyada modernleşme ile birlikte sadece çevresel değil aynı zaman da sosyal yöndende değişime uğrmaktayız ve maalesef bu durum beden sağlığımızda da negatif etkilere sebebiyet vermektedir.Öyle ki artık bel ağrısı gripten sonra görülen yaygın hastalık belirtilerinde yerini almıştır.Her ne kadar bel ağrılarında iyileşme dönemi iyi olarak değerlendirilse de bel ağrısına bağlı sakatlık tedavisi güç olan bir durumdur.Aniden meydana gelen bel ağrısı bulunan hastaların yarısından fazlası 6 hafta içinde iyileşmekte iken %7–10 kadarı 3 aydan uzun sürüp iş gücü ve ekonomik kayıba yol açmaktadır.Çalışan kişilerde ise bel ağrısıni tetikleyen sebeplerin başında mobbing gelmektedir.Kişi günün çoğunu işyerinde geçirmekte olup maruz kaldığı mobbing ile diğer beden sağlığını olumsuz etkilediği gibi bel ağrısınada sebebiyet vermektedir.Yine herşeyin başı stres devreye girmektedir.

Çalışan nüfusun her yıl %25-50’si bel ağrısına yakalanmaktadır.Özellikle çalışan kesimi daha fazla olumsuz etkilemektedir bu durum kişiyi sosyal yaşamından alıkoymak ile beraber uzun süreli fiziksel,ruhsal,duygusal ve gelişimsel bir engele yol açması sebebi ile sosyoekonomik açıdanda önem teşkil etmektedir.

Bel ağrısının sebebiyeti nedir?

Bel ağrısına birçok durum sebep verebilmektedir bunlar fazla kilolu olmaktan tutunda işyerinde yaşadığınız stres asıl önemli sebeplerden biri ise maruz kaldığınız mobbing(psikolojik taciz).Bu durumda birçok şeye sebebiyet verdiği kadar bel ağrısınada yol açmaktadır.

Bel ağrısı sebeplerini kısa başlıklar altında toplarsak ;

Yazının devamı...

KARPAL TÜNEL SENDROMU NAMIDİĞER SİNİR SIKIŞMASI

24 Aralık 2016

KARPAL TÜNEL SENDROMU NAMIDİĞER SİNİR SIKIŞMASI

Birçok insan günlük aktivitelerinde farkında olup yada olmadan sürekli aynı taraf elini,kolunu kullanmaktadır.Ancak kanıta dayalı olarak yapılan çalışmalarda da elin yoğun kullanımının karpal tünel(sinir sıkışması)risk faktörü olduğunu desteklemektedir.Karpal tünel sendromuna mesleki faktörler ile ilişkisi olduğu gibi günlük yaşamımızda da sebep olabilecek etkenler mevcuttur.Örneğin bulaşık makinasında yıkanan bulaşıkların,deterjanlarda çok kimyasal var denilerek tekrar yıkamak yada aman elektrik-su tasarrufu yapayım şu çamaşırlarıda elimde yıkayım derken karpal tünel sendromuna yakalanma risk faktörümüzü arttırmış oluyoruz.Belki de bu yüzdendir bayanlarda bu hastalığın görülme oranının fazla olmasının sebebi.

Peki nedir bu KARPAL TÜNEL SENDROMU?

El bileğinden parmakları oynatan 9 adet tendonun ve bir sinirin geçtiği bir tünel bulunur.Bu tünele karpal tünel denilmekte ve bu tünelin içinden geçen median sinirinin bası altında kalması sonucu ortaya çıkan hastalığın adına karpal tünel sendromu adı verilmektedir.Halk arasında diğer anlamı olan Sinir sıkışması olarak bilinir.

KTS(karpal tünel sendromu) kimlerde görülür?

Karpal tünel sendromu erkeklere nazaran kadınlarda daha fazla görülür.El bileğinin sürekli bükülü pozisyonda kaldığı durumlarda (klavye kullanmak,elde çamaşır yıkamak,hamur yoğurmak vb.),el ve el bileğine sürekli yük binen işlerde çalışanlarda daha sık görülür.Son yapılan bilimsel çalışmalarda karpal tünel sendromunda bilek çevresi, bel çevresi ve vücut kitle indeksi arasındaki ilişkiler araştırılmış olup bel çevresi ve tüm vücut yağının kts de rolünün olduğu belirtilmiş.Yani vücut ağırlığımızında kts (karpal tunel sendromu) riskini etkilediği belirlenmiş.

Bu sebeplerin dışında kts'yi(karpal tunel sendromu) bazı hastalıklarda tetikleyebilir.Bunlar;Diyabet,hipotroid,gut hastalığı,romatoid artit.Ayrıca hamilelik periyodunda vücut sıvılarının artması karpal tünel içinde basınç oluşmasına ve bu durumda geçici olarak karpal tünel sendromuna sebep olabilmektedir.

Belirtileri nelerdir?

Yazının devamı...

Her boyun ağrısı FITIK değildir!

29 Kasım 2016

Her boyun ağrısı BOYUN FITIĞI DEĞİLDİR!

Boyun ağrısı, çalışanından çalışmayanına toplumun büyük bir kısmını canından bezdirecek kadar bunaltan bir patolojidir.

Toplum nüfusunun önemli bir dilimi yaşamlarının bir döneminde boyun ağrısına maruz kalarak şikayet etmişlerdir. Toplumumuzda boyun ağrısı denilince akla ilk gelen boyun fıtığıdır.Ancak her boyun ağrısının sebebi boyun fıtığı değildir.Öncelikle bu algıdan kurtulmamız lazım.Günlük yaşantımızda pek çok etken boyun ağrısına sebebiyet verebilmektedir. Günümüzde ise özellikle masa başında çalışanlarda, bilgisayar kullananlarda boyun ağrısı yaygındır. Boyun ağrısı görülme sıklığı yaşın ilerlemesi ile beraber olarak artar. Günlük yaşamda maruz kalınan gerilimler ve iş stresi boyun ağrısını arttırır. Boyun ağrısı ile beraber birlikte dengesizlik, sırt-omuz ağrısı, ellerde uyuşma, baş dönmesi, dengesizlik ve baş ağrısı görülebilir.

Boyun Ağrısına Neden Olan Problemler

Boyun ağrısına en çok sebebiyet veren etkenlerden bahsetmek gerekirse;

Kas ve Bağ Zedelenmeleri: Boyun ağrılarının en sık nedenidir. Genellikle boyunu destekleyen kasların çok gerilmesi ile meydana gelir. Ağır bir şey kaldırmak, aşırı spor, iş aktivitesi, yanlış masa başı çalışması kas spazmına neden olabilir. Ayrıca yanlış pozisyonda uyuya kalma, yüksek yastık ve kötü seyahat şartları da boyun tutulması yapabilmektedir. Çoğu zaman basit tedaviler ile spazm ve tutulma çözülmektedir.

Psikolojik Faktörler: Vücudumuzdaki kasların çoğu çalışmadığı zaman tamamen gevşer. Ancak 'yerçekimine karşı koyan kaslar' olarak bilinen ve boyun kaslarını da içeren bazı kaslar vücudumuzu dik pozisyonda tutmak için sürekli çalışmak zorundadır. Boyun kasları çok çalışırlarsa, gerilim tipi baş ağrısına sebep olurlar. Kişi herhangi bir konuda endişe duyduğunda, üzüldüğünde kaslarını gereğinden daha fazla kasar. Bu durum, kasların başın arka kısmına yapıştıkları yerde aşırı bir gerginlik oluşturur. Kas yapışma yerleri duyarlı ve ağrılı hale gelir. Ağrı çok şiddetlendiğinde boyundan yukarı başın arka kısmına ve öne doğru yayılır, hatta bazen ağrının gözlerinin arka kısmında hissedildiği söylenir.

Diğer Nedenler;

Yazının devamı...