‘S-400’ler barışı garantilemek için’

15 Temmuz 2019

“Biz S-400 alarak savaşa hazırlanmıyoruz. Barışı ve milli güvenliğimizi garanti altına almaya çalışıyoruz” diyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, savunma sanayiini geliştirmeye yönelik diğer tüm atılımların amacının da aynı olduğunu vurguladı.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Türkiye’nin S-400 hava savunma sistemi tedarikinin keyfi değil, bir zorunluluk olduğunu, tamamen kendi toprakları içinde ve bölgesinde barışı koruma amaçlı olduğunu belirterek, “Biz, S-400’leri alarak savaşa hazırlanmıyoruz. Barışı ve kendi milli güvenliğimizi garanti altına almaya çalışıyoruz” dedi.

Erdoğan, gazete ve televizyon kanallarının genel yayın yönetmenleri, bazı yazar ve akademisyenlerle dün Vahdettin Köşkü’nde bir araya geldi.

Toplantıya Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar, Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı Fahrettin Altun, Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın da katıldı.

S-400 tanıtım filminin gösterilmesinin ardından konuşan Erdoğan, daha sonra soruları yanıtladı. Türkiye’nin milli güvenliği ve egemenlik hakları bakımından önemli bir tartışma olan S-400 tedariki konusunda gösterdikleri onurlu duruş için basına teşekkür etti. Türkiye’nin uzunca bir zamandır, milli bir meselesi üzerinde, her kesimden insanıyla, kurumuyla böylesine güçlü bir birlikteliği ortaya koyamadığını dile getiren Erdoğan, “Ülkemizin, S-400 alımı ve bu çerçevede süren tartışmalar bize, milletimizin sağduyusu ve irfanı ile bunların sesi olduğuna inandığım medya duyarlılığının tüm gücüyle ayakta olduğunu göstermiştir. İnşallah 82 milyon olarak hepimizin ortak geleceğini ilgilendiren diğer hususlarda da benzer bir kenetlenme ortaya koyacağımıza inanıyorum” diye konuştu.

‘Olgulara dayalı’

Türkiye’nin milli güvenlik hassasiyetlerinin, herhangi bir vehme veya örtülü başka bir amaca değil, tamamen olgulara dayalı olduğunu ifade eden Erdoğan, şöyle devam etti: “Coğrafyamız, binlerce yıldır hep bir cazibe merkezi olmuştur. Ecdadımızın bu topraklara girişi de öyle kolay gerçekleşmemiştir. Biz bu coğrafyayı yönetmek üzere geldiğimizden beri kesintisiz bir mücadele içindeyiz. Bu toprakları vatan kılma çabamıza yönelik tehditler daima olmuştur, bundan sonra da olacaktır. Tabii bu tehditlerin niteliği, döneme, şartlara, ittifak ilişkilerine göre farklılık göstermektedir... Türkiye Cumhuriyeti, Yunanistan gibi küçük bir devlete değil, onu üzerimize gönderen geri plandaki dönemin devasa güçlerine karşı kazandığımız zaferle kurulmuştur.”

Yazının devamı...

TOPLUMSAL PROJELERİN EN BÜYÜK DESTEKÇİSİ MİLLİYET VE PROJELERİMİZ

3 Haziran 2019

Türkiye medyası olarak son birkaç aydır kaçınılmaz bir biçimde siyaset ve seçime kilitlenmiş görünüyoruz.

Oysa dünya medyası devletlerin ‘savaş çığırtkanlık-larına’ rağmen güncel haber koşuşturmasını siyasi haberlerin dışında da arıyor. Bilimsel araştırmaları, teknolojik gelişmeleri önemsiyor, sağlık ve çevre gibi konular daha bir öne çıkmış görünüyor. Özellikle küresel sorunlara inanılmaz kafa yoruyorlar. İklim değişikliği sonucu geleceğe yönelik olası felaketlere işaret eden her tartışmayı, insan sağlığını tehdit eden sorunları manşetlerine taşıyor, bu alandaki projelere katkı sunuyor, kampanyaların, toplumsal projelerin bir parçası olmanın bilinciyle hareket ediyorlar.

Peki, biz ne yapıyoruz?

En iyisini yapmaya çalışıyoruz. Milliyet olarak bu sorunun yanıtı elbette gazetemizde, manşetlere taşıdığımız haberciliğimizdedir. Ama bu madalyonun ‘görünen’ yüzü. Milliyet adına son beş ayda yaptıklarımızın gurur verici özeti ise ‘görünmeyen’de.

Örnek çok.

Bu yıl sporun en iyilerini seçtik. Gillette, Milliyet, Gençlik ve Spor Bakanlığı ve Türkiye Milli Olimpiyat Komitesi olarak… Bunu sosyal bir projeye dönüştürmenin gururunu ise Güneydoğu Anadolu Bölgesi’ndeki 35.000 çocuğun spor malzemesi ihtiyacına katkı sunarak yaşadık.

***

Çanakkale şehitlerimizden hiçbir dönemde vazgeçmedik. 1960’larda Şehitler Anıtı’nın yapımını, açtığı bağış kampanyasıyla sağlayan ve tüm halkın takdirini kazanan Milliyet olarak bu yıl da Çanakkale Zaferi için bestelenen iki eserin dünya prömiyerine ev sahipliği yaptık.

Yazının devamı...

SİYASİ POLEMİK VE RUH HALİMİZ

22 Nisan 2019

'Bir bilgi, sizin bakış açınıza karşı olduğunda o bilgideki yanlışları görmek kolaydır. Ancak bilgi önceden kabul ettiğiniz görüşlerinizi destekliyorsa, bu bilgiye dair yalanları göstermek çok daha zordur.'

Madem “mazbata tartışması” bitti. O zaman rahatlıkla yazalım…

Türkiye’de siyasal ve toplumsal “kamplaşma” yeni bir şey değil. Hemen her dönemde vardı. Ve bu çatışmacı ortamdan beslenenler, daima kamuoyunun medyaya tepki göstermesinin de haksız sebeplerini yarattılar.

İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu seçimlerden hemen sonra böyle bir yanlışa imza attı ve geçirdiği “demokrat” kimliğine rağmen kendisine yer verilmediği gerekçesiyle bazı medya gruplarına karşı tehditkâr bir dil kullandı:

“İsim veriyorum; NTV’yi Şahenk ailesini, Habertürk’ü, Ciner ailesini, CNN Türk’ü, Demirören ailesini takip ediyorum… Ailelerine ve geçmişten bugüne iş dünyasına yaptıkları katkılardan dolayı kendilerini uyarmayı kendime hak gördüğüm için uyarıyorum. Gün gelir isimlerini anmaktan bile vazgeçerim…”

Demirören medya grubunda yer alan yayın organlarının seçim süresince bir toplumun değişim ve dönüşümde önemli rol oynayan yerel yönetim politikalarını bütün partilere eşit mesafede durarak sayfalarına taşıyıp taşımadığına elbette okurları/izleyicileri karar verecektir.

Milliyet için konuşursak, bir okurun haber “beklentisi”, olması gereken, son derece anlaşılır bir durum. Ancak bir meselenin tarafı haline gelen ya da kendi “alışkanlıklarına” ve “düşüncelerine” en uygun mecrayı seçen okurların; doğru olmadığı açıkça belli olan yalan ve çarpıtma söylemlerle doğrudan medyayı hedef almaya yönlendirilmesi kabul edilir gibi değil. Ne yazık ki Adorno’dan alıntı yaparsak, “Hakikatin yalan, yalanın da hakikat gibi göründüğü bir dönemeçteyiz şimdi.”

Sadece medyayı değil, medyada okur- izleyici haber alışkanlıklarını, gerçek ve yalan habere yönelik tepkilerini ve ilişkisini ortaya koyan çok sayıda araştırma söz konusu.

Yazının devamı...

YEREL YÖNETİMLER VE MİLLİYET

15 Nisan 2019

Dünya değişirken, toplumların düşünce ve davranış biçimleri de değişiyor. Biz de Milliyet olarak seçim süresince bu değişim ve dönüşümde önemli rol oynayan yerel yönetim politikalarını her gün sayfalarımıza taşıdık. Yerel yönetime talip olan adayların kentin modernizasyonu ile ilgili, bireylerin de yeniliklere ayak uydurmasını sağlayacak çözüm odaklı önerilerine yer verdik. Bir kentin; sakinlerini parçalayan, ayrıştıran değil, birleştiren ortam ve kültür yaratma zorunluluğuna dikkat çektik.

Sadece bu seçim döneminde değil, bundan önceki seçimlerde de Milliyet Gazetesi yerel yönetimlerin işleyişini, özellikle kırsaldan kente göçün aile yapısındaki değişim ve dönüşümünü konu alan pek çok araştırmaya imza atmıştır. Haberlerimiz, sanayileşme ve kentleşmeden doğrudan etkilenen, toplumsal yaşamın biçimlenmesinde rol oynayan yerel yönetimlerin önemini ortaya koymayı kendisine görev bilmiştir. Biliyoruz ki; kentleşme modernleşmenin bir sonucudur. Kentleşmeyle birlikte ekonomide sanayi ve hizmet sektörlerinin ön plana çıkması, kişi başına düşen gelirin artması ve kent yaşamıyla birlikte özellikle kadınların ücretli istihdam sürecine dâhil olması bu hızlı değişimde önemli rol oynamakta.

Ama şunu da biliyoruz: Kırdan kente göç edenler, yeni bir yaşam inşa etme ümidiyle gelseler de, kendi geleneksel kültürlerini, yaşantılarını, daha da önemlisi alışkanlıklarını da beraberinde taşıyorlar. Haliyle mevcut zihniyet ve davranış biçiminde ‘direnme’ hali uyum sorununu da beraberinde getiriyor. 3. sayfa haberi dediğimiz toplumsal içerikli haberlerimizin önemi de buradadır. Aile kurumunun içine sızan, aileyi parçalayan, darmadağın eden “bir anlık cinnet” hikâyeleri, toplum bilimcilerin dikkatine sunduğumuz, düşünülmesi gereken, oldukça önemli bir duruma işaret etmekte. Kırsalı kente taşıyan bu paradoksal durum, toplumsal gelişmenin de önünde önemli bir engel olarak duruyor. Hemen her gün konuya ilişkin sosyal araştırmaları; nüfus planlamasından konuta, sağlıktan, eğitime, ekonomiden kültürel yapıya kadar aileyi “var” eden, ya da “yok” eden birçok veriyi sayfalarımıza taşımamız bundandır.

Tam da bu nedenle Milliyet, günlük politikalar üzerinden şekillenen yerel yönetimin çözüm odaklı söylemlerinin yakın takipçisi oldu. Gerek hükümetin gerekse muhalefetin söylemlerinin kentleşmedeki önemini ortaya koyan açıklamalarını manşetlerine taşıdı.

“Hizmet belediyecili-ği”nden “gönül belediyeciliği” kavramına geçen AK Parti’nin, 24 Haziran seçimlerinde sandıktan güçlü çıkarak bütün kamuoyu araştırmalarını alt üst eden MHP’nin, belediye başkan adaylarının belirlenmesinden, kampanya yürütme sürecine kadar pek çok yeni deneyime imza atan CHP ve İYİ Parti’nin haberleri, adayların algı yönetimi ve oy oranını artıracak potansiyele sahip olup olmadıkları üzerine birçok haber, önümüzdeki süreçte nasıl bir gazetecilik sunacağımızın da kanıtı.

Milliyet arşivlerine girdiğinizde ve geçen yıldan bu yana “yerel yönetim” başlığıyla arama yaptığınızda 3 bin 328, “belediye” olarak arama yaptığınızda 117 bin 260, “belediye başkanı” olarak ise 450 bin 440 haberin işlendiğini görürsünüz... Yerel yönetimlerle ilgili Eren Aka imzalı röportajlar bu süreci nasıl değerlendirdiğimizin en önemli çalışmasıdır. Aka, İstanbul’dan Kars’a neredeyse bütün il ve ilçe belediyelerinin projelerini ve çalışmalarını sorunlarıyla birlikte okurlarımıza aktardı.

Haberlerimiz mi? O kadar çok ki... Başta Mert İnan imzalı, tarihi dokuyu bozan sorunlardan, kentsel dönüşümün yarattığı çevre bilincine kadar çok sayıda haberimiz, günlük politikalar üzerinden siyasetin seçim sürecinde nasıl bir yol izleyeceğinin de göstergesi oldu.

*

Yazının devamı...

Kampanya biterken

27 Mart 2019

Seçimler için son düzlüğe girildiği bugünlerde, Cumhur İttifakı İstanbul Belediye Başkan adayı Binali Yıldırım gazetelerin yöneticileri ile bir araya geldi.

Toplantının açılışında

7 Ocak’ta kampanya açılışı yaptığını hatırlatan Yıldırım, “Şimdi sonuna geldik. Pazar günü sandığa gidiyoruz. Yurt genelinde seçimler yapılacak. Hayırlı olsun milletimize, memleketimize. Geçen bu süre içinde yazılı medya olarak gösterdiğiniz hassasiyet nedeniyle teşekkür ediyorum. İstanbul konularına, projelerine gündemin en azından bir kısmının İstanbul’da tutulabilmesi yönündeki gayretiniz için teşekkür ederim” diye konuştu.

Kendisinin mümkün mertebe İstanbul’la sınırlı, İstanbul özelinde bir kampanya sürdürmeye gayret ettiğini dile getiren Yıldırım, genel siyasi tartışmalara çok fazla müdahil olmadıklarının altını çizdi. Çizdikleri bu çerçevenin içinde kalmaya gayret ettiklerini hatırlatan Yıldırım, “Ümit ederim meramımızı İstanbullulara bir nebze de olsa anlatmışızdır” dedi.

“Kampanya değerlendirmesi yapar mısınız? Nasıl bir manzara var?” şeklindeki bir soruya Yıldırım, “Gittikçe hava güzelleşiyor… Başlangıçta kıştı şimdi günlük gülistanlık” cevabını verirken, anketlerle ilgili bir başka soruyu ise şöyle yanıtladı:

“Mutlaka anketler havada uçuşuyor. Ben anket yaptırmadım özel olarak. Daha ziyade partimiz kamuoyu araştırmaları yapıyor. Bazı kuruluşlar kendiliğinden yaptırıyor. Anketlerle ilgili farklı sonuçlar var. Biraz benim gördüğüm bu seçim bir ilk. Yerelde ittifak ilk defa uygulanıyor. Parametreler çok matematiksel olarak modellenemiyor. Kararsızların nasıl dağıtılacağı konusunda analitik bir yöntem geliştiremediler. Açıklıyorlar anketleri ama emniyet payı da bırakılıyor. Asıl anket pazar günü. Gün geldi çattı. Sandıktan çıkan anket asıl ankettir.”

Peki, son günlerde kimi anket şirketi yöneticilerinin dile getirdiği gibi sandığa gitmeyen seçmen sayısında bir artış olabilir mi?

Yıldırım, bu konudaki görüşünü şöyle dile getiriyor: “Ben tahmin etmiyorum. Böyle bir iddiada olanlar var. Yani sandığa gidiş düşük olacak diye. Ama bizim insanımız seçimleri önemser. Batı veya otokratik ülkelerdeki gibi değil. Sandığın gücüne güvenir Türk insanı. Sandığa gidecektir.”

Yazının devamı...

Ağrı Dağı’nın eteklerinde

26 Mart 2019

Başta Cumhurbaşkanı Erdoğan olmak üzere Cumhur İttifakı’nın önde gelen isimleri terör örgütü ile ilişkili kimi isimlerin muhalefet listelerinde yer aldığını dile getirmeye başladıktan sonra gözlerin çevrildiği “Kürt oyları hangi ittifakta ağırlıklı olarak yer bulacak?” sorusu Ağrı’da da gündemdeydi. HDP Eş Genel Başkanı Sezai Temelli’nin konuya ilişkin açıklamalarıyla hız kazanan tartışma Ağrı’da da yankı bulmuş görünüyor.

Hayli soğuk bir gün olmasına rağmen Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın kenti ziyaret edeceği haberi Ağrı’daki havanın siyaseten ısınmasına yol açmış. Miting başlamadan önce Posta Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Emre İskeçeli ile kentin nabzını tutmaya çalışırken HDP seçmenleriyle Cumhur İttifakı seçmenleri arasındaki sürüp giden tartışmanın da tanığı olduk. Kimileri kayyum da olsa şehre hizmet getiren bir belediye başkanının yıllardır özlemini çektiklerini dile getirirken kimileri de bilinen ideolojik tutumlarından taviz vermiyordu.

Cumhur İttifakı’nın mitingi ilçe belediye başkan adaylarının tanıtımıyla başladıktan sonra kürsüye Ağrı Belediye Başkan adayı Savcı Sayan çıktı. Türkçe başladığı konuşmasını aralarda Kürtçe devam ettiren Sayan’ın temel vurgusu “Biz Kürtlüğü HDP’den öğrenecek değiliz. Temelli’den öğrenecek değiliz” tezi üzerine kuruluydu. “Yaparsa Savcı yapar” sloganları eşliğinde yaptığı konuşmasında Savcı Sayan, Ağrı’yı artık Ağrılıların yönetmesi gerektiğini dile getirip, “Bu şehrin evladı olarak her türlü sorunun altına elini koyma kararlılığı gösteriyorum. Ben bu şehirde doğdum, büyüdüm, var oldum. Şimdi Ağrı’ya olan borçlarımı ödemeye, kendisine yakışır bir hale getirmek için adayım” şeklinde konuştu. Sayan’ın, sık sık kürsüyü işaret ederek, “Gençlerimizi bölmek, kavga çıkarmak isteyenlere inat işte Cumhur-başkanı’nın kürsüsünde Kürtçe konuşuyorum. Bizi bölmek isteyenlere bundan daha iyi bir cevap olabilir mi?” sözleri mitinge katılanlar tarafından alkışlarla, sloganlarla kesiliyordu.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, kürsüye geldiğinde ise miting meydanındaki hareketlilik daha da arttı. Erdoğan’ın konuşmasında da eleştirilerindeki vurgu HDP’ye yönelikti. HDP’nin Kürtlerin sorunlarıyla ilgilenmediğini dile getiren Erdoğan, “Diyarbakır belediyesi önünde Kürt kardeşlerim evlerinden kaçırılan kızları için çadır kurup ağlamadılar mı? HDP, Kürt kardeşimin bu sorunuyla ilgilenmedi” dedi.

Ağrılı seçmenden devlete sıkı sıkı sahip çıkmalarını isteyen Erdoğan, “Kürtçülük yaptığını söyleyenler bu ülkeye düşmandır. Devletimizi asla bölemeyecekler. Bugün ister Irak’ta ister Suriye’de olsun bir Kürt kardeşimiz varsa başı sıkıştığında ilk akıllarına gelen yer Türkiye’dir. Bu devlet hepimizin ortak devletidir. Kürt kardeşlerimizin iradesini Batı’da götürüp CHP’ye, İP’ye, SP’ye peşkeş çekenlere Ağrı’dan sesleniyorum. Bu ülkeyi bölemeyeceksiniz” diye konuştu.

Miting dağılırken meydanın tansiyonu Ağrı’da umut olarak atıyordu...

Yazının devamı...

Evet, ısrarcıyız: Sadece çok söz değil yeni şeyler de söyleyeceğiz

25 Mart 2019

Aslında önceki hafta “Söylenecek o kadar çok sözümüz var ki” derken, sadece bir vurgu yapmayı hedeflemiyorduk. Milliyet’in basılı versiyonunun dedikoduların aksine devam edeceğini ısrarla vurguluyor, bu arada teknolojik olanakların gelişmesinin farklı versiyonların oluşmasına, güçlenmesine imkân sağladığını, bunun da yeni çalışma, düşünme, örgütlenme biçimlerini zorunlu hale getirdiğini hatırlatıyorduk.

Bu çerçevede küçük bir örnek vermek isterim: Avusturya’nın 3. Büyük medya şirketi Styria Media Group AG’ye bağlı ve 110 yıllık bir geçmişe sahip Keline Zeitung. Gazetenin süreç yönetiminin, dijital ve basılı ürünlerinin ve içerik yönetim sisteminin tamamen değiştirilmesini içeren yenilenme sürecini dikkatle incelemek gerekiyor.

Örnek incelendiğinde görülecek, ofis dizaynından başlayarak çalışma saatlerinin revizyonuna kadar alt yapıda çok detaylı bir çalışmanın ardından platformları ayrı ayrı kapsayacak ama sonunda bütünlüklü bir marka oluşturmak için gerekli adımların atılabileceği bir entegrasyon hedeflenmiş. Meraklısı konuyu Institute for Media Strategies sayfalarından inceleyebilir.

Milliyet için birkaç not

Son günlerde artan siyasi tansiyonla birlikte yine okumadan, dinlemeden, anlamadan kendi siyasi meşrebine uymayan her söz, yazı ya da fotoğrafa linç edercesine saldırmak çok geçerli bir davranış modeli haline geldi. Üzerine ne kadar konuşsak az. Ya da belki kimse konuşmak istemiyor! Yine de “söylesem tesiri yok, sussam gönül razı değil” deyip birkaç küçük hatırlatma yapmak gerekiyor.

Milliyet köklü geçmişiyle sadece toplumun hafızası değildir. Aynı zamanda dünyadaki gelişmelere ve yeniliklere açıktır. Yurttaşların bilgi edinme, haber alma hakkına sahip olduğunun bilincindedir. Milliyet internet gazeteciliğinin haberi ‘anında’ yayması, bloglarda sürdürülen ‘etik’ tartışmalar, sosyal medyanın ‘eleştirel’ yorumları ve küresel haberleşme araçlarıyla yaratılan ‘devrim’ niteliğindeki gelişmeleri titizlikle takip eder. Milliyet dijital ortamda bilgi kirliliği, manipüle edilen haberler ve dezenformasyona karşı; doğru, güvenilir kaynak arayışı ve tüketim ihtiyacının da artacağının bilincindedir.

Daha önce de üstüne basarak hatırlattım. Başta yayınları olmak üzere, her türlü faaliyeti için okurlarına, izleyici ve takipçilerine karşı hesap vermekle yükümlüdür. Kişiler hakkında yanlış, kişilik haklarını zedeleyen yayınlardan kaynaklanan cevap ve düzeltme hakkına saygılıdır. Cevap hakkına, kötüye kullanılmaması ve kabul edilebilir biçimde yapılması kaydıyla izin verir.

Yazının devamı...