‘S-400’ler barışı garantilemek için’

“Biz S-400 alarak savaşa hazırlanmıyoruz. Barışı ve milli güvenliğimizi garanti altına almaya çalışıyoruz” diyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, savunma sanayiini geliştirmeye yönelik diğer tüm atılımların amacının da aynı olduğunu vurguladı.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Türkiye’nin S-400 hava savunma sistemi tedarikinin keyfi değil, bir zorunluluk olduğunu, tamamen kendi toprakları içinde ve bölgesinde barışı koruma amaçlı olduğunu belirterek, “Biz, S-400’leri alarak savaşa hazırlanmıyoruz. Barışı ve kendi milli güvenliğimizi garanti altına almaya çalışıyoruz” dedi.

Erdoğan, gazete ve televizyon kanallarının genel yayın yönetmenleri, bazı yazar ve akademisyenlerle dün Vahdettin Köşkü’nde bir araya geldi.

‘S-400’ler barışı garantilemek için’

Toplantıya Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar, Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı Fahrettin Altun, Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın da katıldı.

S-400 tanıtım filminin gösterilmesinin ardından konuşan Erdoğan, daha sonra soruları yanıtladı. Türkiye’nin milli güvenliği ve egemenlik hakları bakımından önemli bir tartışma olan S-400 tedariki konusunda gösterdikleri onurlu duruş için basına teşekkür etti. Türkiye’nin uzunca bir zamandır, milli bir meselesi üzerinde, her kesimden insanıyla, kurumuyla böylesine güçlü bir birlikteliği ortaya koyamadığını dile getiren Erdoğan, “Ülkemizin, S-400 alımı ve bu çerçevede süren tartışmalar bize, milletimizin sağduyusu ve irfanı ile bunların sesi olduğuna inandığım medya duyarlılığının tüm gücüyle ayakta olduğunu göstermiştir. İnşallah 82 milyon olarak hepimizin ortak geleceğini ilgilendiren diğer hususlarda da benzer bir kenetlenme ortaya koyacağımıza inanıyorum” diye konuştu.

‘Olgulara dayalı’

Türkiye’nin milli güvenlik hassasiyetlerinin, herhangi bir vehme veya örtülü başka bir amaca değil, tamamen olgulara dayalı olduğunu ifade eden Erdoğan, şöyle devam etti: “Coğrafyamız, binlerce yıldır hep bir cazibe merkezi olmuştur. Ecdadımızın bu topraklara girişi de öyle kolay gerçekleşmemiştir. Biz bu coğrafyayı yönetmek üzere geldiğimizden beri kesintisiz bir mücadele içindeyiz. Bu toprakları vatan kılma çabamıza yönelik tehditler daima olmuştur, bundan sonra da olacaktır. Tabii bu tehditlerin niteliği, döneme, şartlara, ittifak ilişkilerine göre farklılık göstermektedir... Türkiye Cumhuriyeti, Yunanistan gibi küçük bir devlete değil, onu üzerimize gönderen geri plandaki dönemin devasa güçlerine karşı kazandığımız zaferle kurulmuştur.”

‘Patriot satmadılar’

Türkiye’nin, savunma sistemlerini satın almak için ABD’ye başvurduğunu belirten Erdoğan, “Dönemin başkanı Sayın Obama başta olmak üzere Amerikalı yetkililerle bu meseleyi defalarca konuştuk. Talebimizi ifade ettik. Maalesef, bize o zaman Patriotlar satılmadı” ifadelerini kullandı.

Erdoğan, “Uzun ve çetrefilli görüşmeler neticesinde Rusya ile S-400 alım satım konusunda mutabık kaldık” dedi.

‘Koridoru kırdık’

Bu sürede Suriye krizinin giderek derinleştiğini ve Türkiye için yeni tehditler üreten bir bataklık haline dönüştüğünü vurgulayan Erdoğan, “Sınırlarımız boyunca oluşturulmaya çalışılan terör koridorunun batı kanadını Fırat Kalkanı ve Zeytin Dalı harekâtlarıyla önemli ölçüde kırdık... Rejimin daha önce Halep, Hama, Dera gibi yerlerde yaptığı katliamların, İdlib’de de tekrarlanmasının önüne geçmek için Rusya ve İran ile üçlü bir mekanizma oluşturduk. Her ne kadar rejim sürekli ateşkesi ihlal ediyor olsa da İdlib’in güvenliğini sağlama konusunda Rusya ile anlayış birliğini koruyoruz” değerlendirmesini yaptı.

Erdoğan, bölgedeki gözlem noktalarına rejim saldırılarının devam etmesi halinde karşılık vermek yerine, birtakım çözümler üretmenin gerektiğini taraflara açıkça ifade ettiklerini vurguladı.

‘Kandil kalmayacak’

Kuzey Irak’ta Pençe ve Pençe-2 harekâtlarının başarıyla devam ettiğini söyleyen Erdoğan, “Bu sürecin sonunda artık Kandil diye bir tehdit kaynağı kalmayacağına da inanıyorum. Kandil’e alternatif Sincar’ı inşa etmeye çalıştılar. Orası da şu anda temizlenmiş durumda. Ve bunu da başaramadılar. Temennimiz o dur ki başaramayacaklar. Böylece Fırat’ın doğusunda kökleştirmeye çalıştıkları terör koridorunun doğu ucunu da kapatmış olacağız” diye konuştu.

‘Bir zorunluluk’

Cumhurbaşkanı Erdoğan, S-400’lerin gelişiyle ilgili olarak da şunları söyledi: “Ortaya çıkan tablo, Türkiye’nin S-400 hava savunma sistemi tedarikinin tamamen kendi toprakları içinde ve bölgesinde barışı koruma amaçlı olduğunu göstermektedir. Biz, S-400’leri alarak savaşa hazırlanmıyoruz. Barışı ve kendi milli güvenliğimizi garanti altına almaya çalışıyoruz. Savunma sanayimizi geliştirmeye yönelik diğer tüm atılımlarımızın da amacı budur. Evet bizim tüm hazırlıklarımızın gayesi şu anda barışı korumaktır.”

Türkiye için siyasette ve ekonomide özellikle de savunma sanayinde güçlü olmanın bir tercih değil, bir zorunluluk olduğunu belirten Erdoğan, “Uzağa gitmeye gerek yok. Şöyle, çeyrek asır önce Bosna Hersek ve Kuveyt, daha yakın tarihte Irak, Suriye, Ukrayna, Yemen, Katar meseleleri, İsrail’in bölgedeki yayılmacılığının yol açtığı sorunlar, güçlü olunmadığında nasıl bir sonuçla karşılaşılacağına işaret ediyor” diye konuştu.

‘Tarihimizin en önemli anlaşması’

(S-400 sevkiyatı sırasında sanıyorum 24 batarya geldi. Atılacak füzeler de Rusya’dan mı gelecek, burada mı üretilecek? Ayrıca, aktive edildiğinde Ruslar onu görecek mi? Sadece Türkiye’nin kontrolünde mi olacak?) Rusya ile bağlantılı olan konularda biz bütün hassasiyetlerimizi kendileriyle konuştuk. Süreklilik tabii ki olacak. Zira etrafımızda bizler için tehdit oluşturan bazı ülkeler varsa, bunlara karşı bizler de tedbirimizi almak durumundayız. Bunların hepsi bu tedbirin birer ön ayaklarıdır. (Rusya ile muhtemel bir sorunda bu savunma sistemi Rusya’ya karşı da kullanabilecek miyiz?) Kontrolü tamamen bize aittir. Silahlı Kuvvetlerimiz tamamen bu kontrolü elinde tutacaktır. Yazılım konuları filan bunların hepsi de ortak üretimle ilgili süreçtir. O süreçte bu adımlar atılacaktır. 100 kadar arkadaşımızı oraya gönderdik. Eğitimlerini aldılar. Kendileri de eğitmen oldular... Ben inanıyorum ki tarihimizin en önemli anlaşması, S-400 anlaşmasıdır. Çünkü bu, bir pazar olma mantığı değildir. Bu aynı zamanda bir ortak olma ve üretime beraber geçme sürecidir. S-400’lerle birlikte Türkiye düşmana korku verecektir. (S-400 ödemesi dolarla mı yoksa rubleyle mi?) Bu alımla ilgili olarak maalesef rubleye tam manasıyla geçemedik. Bu konuyla ilgili Merkez Bankalarımızın ortaya koyduğu tavır, bu işin gecikmesine neden oldu. Liderler olarak biz yerli paramıza geçiş yapalım istiyoruz. Ama bu bürokratik oligarşi diyoruz ya işte bu noktada onlar devreye giriyor. Bunu aşacağız.

‘NOBEL BARIŞ ÖDÜLÜ TÜRKİYE’YE VERİLMELİ’

Türkiye’nin son dönemde Arap coğrafyasında yaşanan trajik gelişmelerin bir parçası yapılmaya çalışıldığının da inkar edilemez bir gerçek olduğunu vurgulayan Erdoğan, Türkiye’nin, Cumhuriyet döneminde binlerce yıllık devlet tecrübesi, kadim medeniyet geleneği, güçlü tarih ve kültür birikimi sayesinde zaman zaman küçük yaralar almış olsa da bu tuzakların hiç birine düşmeden günümüze kadar geldiğini, izlediği tutarlı ve ahlaki politikadan taviz vermediğini belirtti.

Suriye başta olmak üzere bölgedeki çatışmalar ve krizlerden kaçan 4,5 milyona yakın insanın Türkiye’de sükunetle barındırılıyor olmasının dahi başlı başına bir başarı olduğunu dile getiren Erdoğan, “Aslında Türkiye’ye tamamen kendi fedakarlığı ile yürüttüğü bu sığınmacı politikası sebebiyle Nobel Barış Ödülü verilmesi gerekir... ‘Nobel’ dediğiniz zaman ‘adalet’ diyorlar. Türkiye’den başka bunu dünyada yapan bir başka ülke var mı? Yok. Peki niçin bu konu ele alınmıyor veya niçin değerlendirmeye tabi tutulmuyor. Bu gayretleri herhangi bir karşılık beklediğimiz için değil sadece kültürümüzün de gereği bu adımları atıyoruz” ifadelerini kullandı.

Erdoğan, Türkiye’nin bölgesini istikrara ve güvenliğe kavuşturma çabaları sebebiyle takdir edilmek yerine cezalandırılmaya çalışıldığını kaydetti.

‘FETÖ VÜCUTTA ADETA METASTAZ YAPMIŞ’

Cumhurbaşkanı Erdoğan, “FETÖ ile mücadelede biz bu işin bittiği kanaatinde değiliz. Zaten olmadık. Çünkü vücutta adeta metastaz yapmış bir kanser mikrobu gibi. Dolayısıyla da bunun tamamen temizlenmesi lazım. Bunun kesinlikle kesilip alınması lazım” dedi. Gazetecilerin FETÖ ile mücadele konusundaki sorularını yanıtlayan Erdoğan, şunları söyledi: “15 Temmuz konusunda hala bizi anlamak istemeyenler var. Çok yakın bazı dostlar bile bakıyorsunuz, ‘İşte bunların üzerine bu şekilde gitmek doğru mudur, değil midir?’ diyenler oluyor. Şu anda biliyorsunuz, yargının ilk derecesinde de zaten kararlar verilmeye başlandı, veriliyor. Ama FETÖ ile mücadelede biz bu işin bittiği kanaatinde değiliz. Zaten olmadık. Çünkü adeta metastaz yapmış bir kanser mikrobu gibi. Dolayısıyla da bunun tamamen temizlenmesi lazım. Bunun kesinlikle kesilip alınması lazım. Gün geçmiyor ki, televizyonlarda ‘Şu kadar FETÖ’cü gözaltına alındı. Şu kadarı tutuklandı’ haberleri çıkmasın. Devam ediyor, devam edecek. Demek ki, himmet toplantıları devam ediyor ki, bunlar yakalanıyor. Bu toplantılar olmasa, bunlar yakalanmaz. Yakalandıklarına göre, rahat durmuyorlar. Hala çalışıyorlar. Dolayısıyla biz de devlet olarak bunlar üzerindeki çalışmalarımızı devam ettireceğiz. Hep söylediğim gibi bu can bu tende oldukça bu mücadeleyi sürdürürüz.”

‘BİRİ HAVA SAVUNMA BİRİ TAARRUZ SİLAHI’

(F-35 ile S-400’ün bir arada kullanılması için bir strateji var mı?) S-400 bir hava savunma sistemidir. F-35 bir taarruz silahıdır. Biz oradaki 9 ortak ülkeden biriyiz. Hatta ortak olmanın ötesinde üretimine katılan ülkeyiz. S-400 farklı bir şey, F-35 farklı bir şey. Biz burada ödemelerimizi en sağlıklı şekilde yapan bir ülkeyiz... Türkiye eğer F-35’ten çıkarsa uçak başı maliyet 7-8 milyon dolar civarında artacak. Kim bundan zarar görecek? Oradaki diğer 8 ülke. Şu anda ben tabii Başkan Sayın Trump’ın altındakilerle vesaire aynı düşüncede olduğuna inanmıyorum. Bunu da en son Osaka’da yaptığımız toplantıda tüm dünya basınının önünde kendi arkadaşlarına filan hepsine çok açık, net söyledi. Temenni ederim ki F-35 konusunda farklı bir istikamette gelişme olmaz. Şimdi zaman zaman bazı yaptırımlardan filan bahsediliyor. Bu konuda da Sayın Trump’tan aldığım izlenimlerden de hareketle söylüyorum. Mesela CAATSA, ikide bir söylüyorlar, CAATSA ile ilgili imzayı Sayın Trump 2017’de attı. CAATSA’nın kapsamı içinde Türkiye yok, böyle bir şey söz konusu değil. Bizim projemiz onun da öncesine gidiyor. Dolayısıyla daha da ileri gidecek olursak, bunun içinde F-35’le ilgili de herhangi bir şey söz konusu değil. Buradan da ben herhangi bir sıkıntı doğacağına inanmıyorum. Başkan Trump’ın CAATSA yaptırımlarından feragat etme ya da erteleme yetkisi var. Tablo böyle olduğuna göre zaten orta yolu bulması gereken Sayın Trump’ın kendisidir. (Amerikan yönetimiyle son birkaç gün içinde herhangi bir temas oldu mu?) Konuyla ilgili olarak savunma bakanımız, Amerikan savunma bakan vekiliyle görüşmeleri oldu. Bu arada gerek Sayın Bolton’la İbrahim Bey, gerekse bu arada gelişmeyle ilgili de Sayın Trump’la da bir görüşme yapmamız söz konusu olabilir.

‘NATO BUNDAN MUTLU OLMALI’

(S-400’ü almamız NATO’nun geleceğini nasıl etkileyecek?) NATO’yu aslında güçlü etkiler. Yani, NATO’nun bundan mutlu, memnun olası lazım. Niye? Bugüne kadar NATO’nun en güçlü ayağı eğer 3-5 ülke varsa bunun bir tanesi Türkiye’dir. Hele hele bu bölgede Türkiye NATO’nun en önemli, en güçlü ayağıdır. Ödeme planlarına baktığımız zaman ABD’den sonra diyebilirim ki iki veya üçüncü sırada en sağlıklı ödeme yapan ülke de Türkiye’dir. Hani Avrupa’nın meşhur zenginleri var ya, onların hiçbirisi bizim gibi ödeme yapmıyor. Biz şu anda neredeyse 3’e filan yaklaştık. Böyle bir ödeme yapıyoruz. En son yaptığımız ödeme 1.9 milyar dolardı. (savunmadaki payımız). Yüzde 2’ye yaklaşmış vaziyetteyiz. Şu anda bizim aldığımız bu S-400’ler malzeme noktasında da, güvenlik, savunma sistemleri noktasında da güçlü olmamız kime güç katacaktır? Aynı zamanda NATO’ya güç katacaktır.

‘D.AKDENİZ’DE ÇÖREKLENMEYE KARŞI SOMUT ADIM ATIYORUZ’

Son dönemde, Türkiye’nin güvenlik hassasiyetini tetikleyen bir diğer gelişmenin de Doğu Akdeniz’de yaşandığını belirten Erdoğan, “Türkiye’nin ve Kıbrıs Türklerinin, Doğu Akdeniz’deki haklarını, hukuklarını, çıkarlarını yok sayan anlayışın bölgeye çöreklenme çabalarına karşın somut adımlar atıyoruz. Halen Fatih ve Yavuz sondaj gemilerimiz, bunun yanında da Barbaros Hayrettin Paşa Sismik Araştırma gemimiz, bölgede faaliyetlerini tüm tehditlere aldırmadan sürdürüyor. Tabii Deniz ve Hava Kuvvetlerimizin unsurlarıyla İHA ve SİHA’larla da güvenliği sağlıyor. Orada çok fazla koparılan kıyametler bizi ilgilendirmiyor. Biz şu an işimize bakıyoruz... Avrupa Birliği yaptırım uygulayacakmış. Ne ise senin yaptırımın, yap. Kusura bakma. Siz bir defa Kuzey Kıbrıs’taki Türklerin haklarını savunmadınız, verdiğiniz sözleri de yerine getirmediniz. Münhasır ekonomik bölge noktasında da Avrupa Birliği hala tek taraflı hareket etmeye devam ediyor. Biz şimdi burada sadece Kuzey Kıbrıs’taki soydaşlarımızla ilgili, onların hukukunu nereden hareket ederek koruyoruz? Garantör ülke olma vasfıyla bu adımı atıyoruz. Buradaki duruşumuz da diktir. Bu duruşumuzu sonuna kadar da koruyacağız... Önce ne yaptırım açıklayacaklarını görelim. Ayrıca genellikle blöf yapıyorlar. Onların sözlerini biz ne kadar ciddiye alacağız. Her söylediklerine de cevap vermemize gerek yoktur. Biz işimize bakalım. (ABD’nin Güney Kıbrıs Rum Kesimi’ne uygulanan silah ambargosunu kaldırması) Bu teklifi getiren zat (Demokrat Parti’li senatör Bob Menendez) Türkiye düşmanı olan bir zattır. Böyle bir zatın senatoya getirmiş olduğu bu teklif Türkiye ile ABD ilişkilerini adeta bozmaya yönelik hesapsız bir tekliftir. Ben inanıyorum ki Sayın Trump bu oyuna gelmeyecektir. Bu oyunu da bozması gereken Sayın Trump’ın buradaki taktikleri olacaktır. Bozması gerekir diye düşünüyorum. Bir senatörün yaklaşımları ABD-Türkiye ilişkilerini asla bozmamalı.

‘KARŞI ÇIKAN ABD SAVUNUCULARI VAR’

İç siyasette bile şu anda S-400 konusunda maalesef adeta Amerika’nın temsilcileri gibi gayret edenler var. Onları savunanlar var. Bu şekilde parlamentomuzun içerisinde hangi düşünceler nasıl tezahür ediyor, hepsi ortada. Bu keyfi değildir, bir zorunluluktur. Medya aracılığıyla gelişmeleri takip eden milletimizin ne kadar doğru, sağlıklı, berrak bilgilere ulaşırsa bu tür meselelerdeki kararlarını da o derece sağlıklı vereceğine inanıyorum. Benim iki özel kavramım var, milli-yerli... Bu ülkede milli duruş sergileyenler var. Yerli duruş sergileyenler var. Ama bu millilikten ve yerlilikten de uzak olanlar var. Bunlar ülke içerisinde Gazi’nin (Atatürk) geçmişte söylediği gibi, bunlar ihanet şebekeleridir. Bu ihanet şebekeleri bugün olduğu gibi yarın da olacak. Bunların ismi Ahmet, Mehmet’tir. Ama haindir.

‘Terbiyesizlik yapıyorlar’

Bizim özellikle bu süreçte ellerindeki en büyük silahları ekonomik yaptırımlardır. Bakıyorsunuz Fitch çıkıyor terbiyesizlik yapıyor. S&P ile alakamız yok ama kendine göre o bir terbiyesizlik yapıyor. Yok kredi derecelendirme kuruluşu olarak notumuzu düşürüyor. Şunu yapıyor, bunu yapıyor... Yeter ki benim milletim notumuzu düşürmesin. Biz buna bakıyoruz.