Hasta mıyım? İnsan mıyım?

Kırk yaşını birkaç sene önce arkada bırakmış olan kadın bir süreden beri çok hoşlandığı bir adamla çıkıyordu.
İlişki iyi gidiyordu. Mutluydu. Adam onu ailesiyle tanıştırınca evlilik hayalleri kurmaya başladı. Çok arzuladığı bir şeydi bu. Yıllarını işinde ilerlemeye ayırmış, erkeklerle ilişkilerinde evliliği ön plana çıkarmamıştı. Şimdi tam zamanı gibiydi. Hatta belki de son şanstı.
Ama, ilişki aniden sona erdi. Kadının tahmininin aksine, adam evlilik düşünmüyordu. Evlenmiş boşanmıştı, çocukları vardı. Kadın evlilik konusundan dem vurmaya başlayınca çekti gitti.
Kadın derin bir yeise kapıldı. Kendini yorgun, mutsuz, değersiz hissediyordu. İştahı kaçtı. Uyku uyuyamıyordu. İşte konsantre olamıyordu. Zaman zaman, iş çıkışı arkadaşları ile buluşmayı sevmesine rağmen, dışarı çıkmamaya başladı. Hayat ümitten yoksun, çorak bir belde haline dönmüştü sanki.
“Yataktan zor kalkıyorum” diye anlattı sonunda, gittiği psikiyatriste. Psikiyatrist ona depresyon teşhisi koydu. Antidepresan ilaca başlattı. Psikoloğa yolladı.
Üç ay kadar gitti geldi. Sonra başka bir adamla tanıştı. Yavaş yavaş neşesi yerine geldi. Hayatı normale döndü. İlacı ve psikoloğa gitmeyi bıraktı.

Nedeni olmayan depresyon
Sizce, kadın bir ruh hastalığı mı geçirdi? Yoksa normal bir insanlık hali mi idi yaşadığı?
Kadın Milattan Beşinci Yüzyıl’da yaşamış olsa ve Hipokrat’a gitse, modern tıbbın babası Yunanlı ona, İstanbullu psikiyatristin yaptığı gibi depresyon teşhisi koymayacaktı.
“Hasta değilsin. Derin bir kayıp, üzüntü hissi duyuyorsun. Normal bir insanlık halidir bu. Birkaç ay sonra bir şeyin kalmaz” diyecekti.
Tam bu kelimeleri kullanmayacaktı, tabii. Ama kadına kesinlikle hastalık veya bozukluk teşhisi koymayacaktı.
Bilindiği kadarıyla, Hipokrat depresyonu ve belirtilerini ilk doğru tarif eden kişidir.(*) Bu tarife göre depresyon “nedeni olan” ve “nedeni olmayan” depresyon olarak ikiye ayrılır. “Nedeni olan” depresyon malum insanlık hallerinin sonucu olarak meydana gelir, zaman içinde, üzüntünün nedeninin ne olduğuna bağlı olarak, azalır ve kaybolur. Sevgilisi tarafından terk edilmek, eş tarafından aldatılmak, ağır hastalık teşhisi konmak, işlerin kötü gitmesi, üniversite sınavını kazanmamak, “nedeni olan” depresyon hallerinin bazılarıdır.
Eskilerin “melankoli” dediği “nedeni olmayan” depresyonda ruhsal çöküntünün hangi sebepten kaynaklandığı, ne kadar süreceği bilinmez. Ve tekrarlanır.

Yaygın hastalık türü
Depresyon tedavisinde, olağanüstü bir tutarlıkla, 2500 yıl boyunca bu ayrım kullanıldı. Ta 1980’e gelinceye kadar. Bu tarihte, dünyadaki bütün psikiyatristler tarafından izlenen Amerikan Psikiyatri Derneği, iki değişik depresyon arasındaki ayrımı keyfi bir şekilde kaldırdı.
Belirli belirtileri gösteren herkesi, depresyonun nedeni bilinsin, bilinmesin, hasta saydı. Normal insanlık hallerinden dolayı derin yeis içine düşenler, gerçek klinik depresifler gibi hasta muamelesi görmeye başladı.
Çok zaman geçmeden depresyon kalp hastalıklarından sonra dünyadaki en yaygın hastalık ilan edildi. Psikiyatristler, insan olmaktan başka sorunu olmayan milyonlarca insanı hasta muamelesi yapmaya başladılar, ağır yan etkileri olan ilaçlara abone etiler.
Bu değişiklik bilime mi dayanıyor? Yoksa sırf psikiyatristler ve ilaç şirketleri daha çok para kazansın diye mi yapıldı? Bilimsel araştırmalar neye işaret ediyor? Klinik depresyonun nedeni biliniyor mu? Depresyonun nedeni beyindeki kimyasalların dengesinin bozulması mı? Beyin nasıl çalışır? Depresyona en iyi gelen şey nedir?
İlgilenenler gelecek hafta çarşambadan başlayarak depresyon konusunda hazırladığım bir dizide cevapları okuyabilir.
* The Loss of Sadness/ Allan V. Horwitz & Jerome C. Wakefield