Geçen hafta tezkere konusunda hükümetin açıklamasını dinlemek üzere merakla televizyonun önüne geçtim. Büyük bir düş kırıklığı!
Tartışmalar kapalı oturumda yapıldı. Meclis son yıllarda bir hükümete verilen en kapsamlı savaş yetkisini, isteği üzerine, Erdoğan’a veriyordu.
Ama o savaşlarda kanlarını akıtacak olan zorunlu asker gençler, o savaşları vergileriyle finanse edecek kişiler, yani Türk ulusu, bedellerin en büyüğünün kendinden neden talep edildiğini öğrenemedi. Pop konserinde bilet bulamayan seyirci gibi kapıda kaldı.
“Her şeyi bilmen gerekmez,” dendi halka, bir anlamda. “Anlamazsın. Karar almak bize, ölmek ve ödemek sana düşer.”
Meclis’in kapalı kapılar ardında aldığı bu karar demokrasimizin hala bebek bezi kullandığının bir kanıtıdır. Batı’da ne buna tevessül edebilecek hükümet vardır ne de tevessül etmesine izin verecek kurumlar.
Yetkililer, Suriye konusunda halkı yanlış bilgilendiriyor.
Bilinmesi gereken ilk şey Türkiye ve onunla birlikte hareket eden Suudi Arabistan ve Katar’ın yardımları olmasa Esad’ın, büyük bir olasılıkla, muhalifleri çoktan bastırmış olacağıdır.
Suudi Arabistan bölgede en büyük rakibi olan Şii İran’dan nefret etmekte, müttefiki Esad’ı alaşağı ederek mollalara darbe vurmak istemektedir. Esad’ı alaşağı etmekten ve mollalara darbe vurmaktan bizim çıkarımız nedir ki Suudilerle aynı saftayız?
Suriye’deki çatışmaların sürmesindeki ana etkenlerden biri muhaliflere yaptığımız ve yapılmasına aracılık yaptığımız silah yardımlarıdır.

İnsanlık dramı
Muhaliflerin Hama bölgesindeki liderlerinden, Abu Tarek adlı bir kişi birkaç gün önce Financial Times’a “Türkiye, Suriye devriminin karaciğeridir,” dedi. “Eğer çalışmazsa sorunlarla karşı karşıya kalacağız.”
Suriye’deki rejimi değiştirmek isteyenleri aktif olarak destekleyerek, biz bu savaşa vekaleten taraf olduk. Olduk ama neden taraf olduğumuzu, Esad’ın gitmesinden ne kazanacağımızı bilmiyoruz.
Suriye’de meydana gelen “insanlık dramı” veya “zulüm” bizim değil Birleşmiş Milletler’in sorunudur. Müdahale kararı alsınlar. Biz de katkıda bulunalım. Ama tek başımıza Robin Hood’luk etmek bize düşmez.
Ayrıca, Müslüman kanı dökmekte biz yokuz, diye NATO’nun Libya operasyonuna katılmayan bu hükümet değil miydi? Suriye’deki kan ne kanıdır?
Akçakale ve çevresinde olanları da doğru anlamak lazım. Suriyeli muhaliflere silah ve mühimmat takviyesi büyük oranda Türkiye’den ve o bölgeden yapılmaktadır. Orası muhaliflerin elinde olduğu müddetçe Türkiye’den Halep’e doğru sevkiyat kesintisiz devam eder. Esad hakim olursa sevkiyat durur veya aksar, muhalifler zayıflar. Bu nedenledir ki o bölgede çatışmalar durmamakta, zaman zaman mermiler ülkemizin topraklarına düşmekte, zayiata neden olmaktadır.
Esad’ın son istediği şey Türkiye ile savaşmaktır. Bu nedenle ülkemizi yanlışlıkla bombalıyor olabilir ama, hükümetin tabiri ile, saldırıyor olamaz. 
Doğaldır ki, nedeni ne olursa olsun, Suriye’nin ülkemizi bombalaması kabul edilemez. Ama eşit derecede kabul edilemez olan bir başka şey daha var: Yanlışlıkla ülkemize düşen birkaç top mermisinin savaş nedeni telakki edilmesi.

Etiketler