AB kendi söküğünü dikiyor

AB kendi söküğünü dikiyor

AB kendi söküğünü dikiyor
AB kendi söküğünü dikiyor

Türkiye'nin Avrupa Birliğine (AB) girmek için ne derece hazır olduğu görüşülüyor, tartışılıyor. Bizim açımızdan çok önemli tabii.
Ama aynı zamanda AB'nin de yeni üye almak için ne kadar hazır bulunduğu görüşülüyor, tartışılıyor. Şu anda buna hazır değil. Bu da bizim açımızdan, - öteki aday 12 ülke açısından olduğu gibi -, son derece önemli. AB ne kısa vadede - 1/2 yıl -, hatta ne orta vadede - 4/5 yıl - yeni üye almaya müsait görünüyor. Ancak biz bunun üzerinde fazla durmuyoruz. Çok şeyin üzerinde durmadığımız gibi.. Sanki gözümüzde bir at gözlüğü var. Halbuki AB'nin yarın başlayacak "Nis toplantısı", biten "Brüksel toplantısı"ndan, - bizim açımızdan dahi - önemli.
AB'nin başlıca üç organı var: Yürütme görevlisi Komisyon, Hükümet konumundaki Konsey ve Parlamento. Bugünün 15 üyeli Birliğin Komisyonunu 20 Komiser oluşturuyor. Bunları devletler tayin ediyorlar. Küçük her ülkenin 1, "5 Büyükler"in - Almanya, İtalya, Fransa, İngiltere, İspanya - 2 Komiseri var. Yeni katılımlarla AB 27 veya 28 üyeli olunca, Komiser sayısı da 12 veya 13 artacak. Halbuki, çalışma imkanı bakımından, 20 Komiser limit. "Büyükler", 2. Komiserden vazgeçiyorlar. Ama gene de, bir takım üyeler, hiç olmazsa "daimi Komiser"den mahrum kalacaklar. Onlarınki sıraya binecek. AB'nin "Küçükler"i bunu kabul etmiyorlar.
AB'de şimdi veto hakkı var. Konseyde çoğunlukla alınan kararlarda ise "ağırlıklı oy"lar geçerli. Ağırlık, nüfusa göre oluyor. Veto hakkı - bazı konularda - kalkınca bunların önemi artacak. Bu konular hangileri olsun; ağırlık mesela bugünkü Alman - Fransız eşitliğini nasıl etkileyecek? En önemlisi, "Küçükler" hayati bir çok meselede kendi iradeleri dışında "çoğunluk kararları"nın sultasını kabul etmeye mecbur kalacaklar. "Hayır" diyorlar.
Parlamentonun bugünkü, nüfusa orantılı tertip tarzı da aynı handikapı taşıyor.
Hiç kimse "milli çıkarlarının bir havuz içinde halihamur edilmesi"ne yanaşmıyor.

Boşuna - veya - maksatlı kuşkular
Bunun temelindeki sebep şu: AB, bir "ulus - devlet"ler topluluğu. Elbette küreselleşme - globalleşme - gibi cereyanlara açık. Ama bu ve bunun nereye kadar gideceği "ulus - devlet" üyelerin iradesi, rızasıyla çizilir. Belki AB'yi başka türlü gösterme çabaları mevcut. - Zaten bundan dolayıdır ki "globalleşmeye karşı milletlerarası takım" daha önce Seattle ve Prag'da yaptığı gibi yarın da Nis'in altını üstüne getirmeye hazırlanıyor -.
Gerçek şudur ki AB'ye üye olmak ne "vatanın bütünlüğünün tehlikeye atılmasını", ne de "Kıbrıs'ın teslim edilmesini" kabullenmek demektir. Türkiye - ve İsmet Paşa - daha 1963'te bunu bilerek Ankara Andlaşmasını imzalamıştır.
AB üyesi "ulus - devlet"ler kendi sorunlarını, son tahlilde, kendileri çözme hakkından feragat etmiş sayılmazlar.
* * *
Ama biz "bazı sorunlarımız"ı sahiden, hedeflediğimiz "uygarlık düzeyi"nde çözmeye niyetli miyiz?