AB laik değil mi?

AB laik değil mi?

AB laik değil mi
AB laik değil mi?

Bir laf vardır: "Şeytan, ayrıntılarda gizlidir".
Bu demektir ki: "Şeytanı bulmak için, ayrıntılara bakınız".
Genç gazetecilere ne güzel bir tavsiye!
Avrupa Birliğinin son Nice - Nis - toplantısında bizi en çok ilgilendirmesi gereken bir husus "yazılı" değil, "silinmiş" bir maddededir. İmzalanan ve "Avrupa Birliğinin anayasası" yerine geçerli "Avrupa Şartı"nın giriş bölümünde "Avrupa'nın din mirası"ndan bahsedilmekteydi. Bu, son dakikada, Fransız hükümetinin isteği üzerine çıkarıldı.
Fakat, olay bitmedi. Hatta, başka bir olay başladı. Adı "Hristiyanlığın tanıklığı" - yahut, "sesi" - olarak tercüme edilebilecek "Temoignage chretien" diye haftalık bir derginin girişimiyle sivil ve din adamı, 70 şahsiyet bunu "üzüntüyle karşılayan" bir bildiri yayımladı. Kendilerini üzen, dediklerine göre, "böyle bir laiklik anlayışı"ydı. - Bizde de Fazilet, sözüm ona laikliğin kendisine karşı değildir de, kemalist laiklik anlayışına karşıdır ya.. - Bunlar da "din sorunu"nun, bu laiklik anlayışı tarafından bir endişe ve bir şüphe konusu edilmesinden yakınıyorlardı.
İmzalayan din adamları Kardinal, Monsenyör, Peder gibi Hristiyan kilisesinin rütbe sahipleridir. Daha ilginç olanlar, siviller: AB'nin eski Başkanı Jacques Delors; yöneticilerinden Cheyson; Trautmann, Lienemann, Evin, Camdessus gibi isimler. Şansölye Schmidt de, bildiri kendisine götürülse mutlaka imzalardı. Bunlar, AB bir Hristiyan klübü olduğu için orada Türkiye'ye yer bulunmadığını - samimiyetle, çünkü Türk düşmanı değildirler - savunan kimseler.

Biz, kendimize bakalım
Kim zannediyorsa ki biz Avrupa Konseyine girerken, NATO'ya alınırken, AET ile Ankara andlaşmasını imzalarken din faktörü hiç bahiskonusu edilmemiştir, hiç çıkarılmamıştır o, yakın geçmişi bilmiyor, yahut unutmuş demektir. Bütün bunlar hep yaşandı; yaşandı ve engeller aşıldı.
Nasıl? Bir defa, o örgütler "Hristiyan mirası"na sahip kimse ve toplumlarca kurulmuş dahi olsalar tamamile laiktirler; dini inançlar kişilerin vicdanlarındadır. AB de öyledir; bildiri imzalayıcılarına rağmen.. Bunlar karşılarında hep, üyelik adayı olarak laik bir devlet ve toplum, Türkiye ve Türkleri bulmuşlardır. Türkiye'nin Atatürk'ten beri bundan başka bir imajı hiç olmamıştır; Ecevit, Erbakan'ı 1973'te iktidar ortağı yapana kadar.. İmaj o tarihten itibaren bulanık hal almıştır. Eğer Türkiye laik niteliğinde sıkı durursa şeytan, ayrıntıda Türkiye'ye "posta koyamayacaktır".
* * *
Bundan ötesi Türkiye'nin "AB'ye girmek için" değil, Atatürk'ün gösterdiği "çağdaş uygarlık düzeyi"ne ulaşmak amaçıyla zaten yapması gereken - ve çok geç kalmış - düzenlemelerdir.
AB'ye sunulacak Ulusal Programı bunlar oluşturmalıdır.
..ve memleketin sağlam kuvvetleri, sağduyuyla, bunların arkasında olmalıdır.