"Aman, mahalleye zarar vermesin!"

"Aman, mahalleye zarar vermesin!"


Cottarelli'nin de yakında "işten çıkarılanlar kafilesi"ne katılması ihtimalinin belirdiğini biliyor musunuz? IMF'in Türkiye Masası şefinin işine son verecek olan tabii Ecevit Hükümeti değildir. IMF'in ve onun ikiz kardeşi Dünya Bankasının asıl patronu, Amerika'daki yeni Bush yönetimi, nerede bir mali kriz olsa oraya koşulmasının karşısındadır. Bu işlerden sorumlu Hazine Bakanlığının başına da o düşüncedeki - ve IMF ile Dünya Bankasını şiddetle eleştiren - kimseler getirilmektedir. Etkili International Herald Tribune gazetesinin geçenlerde birinci sayfadan beş sütun üzerine - zaten sayfa, altı sütundur - verdiği bir habere göre daha 1998'de IMF'in "artık kaldırılması" gerektiğini söylemiş bir ekonomist, Stanford Üniversitesinden John Taylor Hazine Bakan Yardımcısı olacaktır.
Bakanlık koltuğuna oturmuş bulunan Paul O'Neill'in kendisi IMF'in "geçmiş tutum"unu şiddetle eleştirmiş ve onun paralarını "Rusya'yı mali krizden kurtarmak için" Clinton kadar cömertçe akıttırmayacağını açıklamıştır. Bakana göre IMF 1997'deki Asya mali krizini de çok daha önceden sezmeliydi. Bizi yakından ilgilendiren başka bir tesbit ise "bazı IMF programlarının iyi yürüdüğü, bazılarının aksadığı, bazılarının ise başarı kazanmadığı"dır. Verilen bir örnek "IMF ile işbirliği halindeyken Arjantin ve Türkiye gibi ülkelerin 2000 yılında ciddi sorunlarla karşılaşmış bulundukları"dır.
Zaten mesela John Taylor IMF'in programlarını da beğenmemektedir. Müstakbel Hazine Bakan Yardımcısına göre 1995'te IMF'in ve Clinton yönetiminin girişimleriyle Meksika'ya açılmış 50 milyar dolarlık kredi, ülkenin "altta kalmış" ekonomisini kalkındırmaktan ziyade yatırım yapmış yabancı zenginlerin çıkarlarını koruma amaçı gütmüştür. - Bizde de bu eleştiri yapılmıyor mu? -
Sinyor Cottarelli'nin "işten çıkarılanlar kafilesi"ne ne zaman katılacağı bilinmez ama IMF'in bazı ekonomilerin yardımına "Aman, mahalleye zarar vermesinler" diye koşma döneminin kapanacağı anlaşılıyor.

Düşündürmesi gereken şudur ki bizim Avrupa Birliğine (AB) alınmamızı destekleyenler de bunu daha ziyade o sebeple yapmaktadırlar. Türkiye'nin "AB dışında kalırsa" bir takım huzursuzluk veya tadsızlıkların doğacağından korkmaktadırlar. Yoksa, "Türkiye küçük bir mali destekle düzlüğe çıkar" veya "Türkiye AB standartlarına elhak uyan bir ülke haline gelmiştir" diye düşünenler pek yoktur. Her iki halde "motör görevi"ni Clinton yönetiminin yapması bunun bir delilidir. Yeni Bush yönetiminin ne IMF'i Türkiye lehinde seferber etmesi, ne de AB'yi "Türkiye'yi dışarda bırakmayınız" diye sıkıştırması beklenmelidir.
O zaman, kendi ayağımız üzerinde durma gereğimiz büsbütün ortaya çıkmaktadır.
..ki, işin güçlüğü buradadır. Kendi ayağı üzerinde ancak fos bir "alternatifsizlik umacısı" sallayarak durabilen titrek iktidar Türkiye'yi nasıl ayakları üzerine kaldırabilecektir?