Anketlerin "zırt dediği yer

Anketlerin "zırt dediği yer


Derler ki: "Arkadaşının kim olduğunu bana söyle; senin kim olduğunu sana söyleyeyim." Lafın aslı fransızca olduğuna göre patenti de bir fransıza ait bulunmalıdır.
Aşağıdaki tesbitin patenti ise, doğrudan benimdir: "Bir toplumun, sorunlarını nasıl tartıştığını bana söyle; o toplumun ne olduğunu sana söyleyeyim."
* * *
Bu sıralar, gelip geçici konuların dışında en fazla tartışılan, bizim Avrupa Birliğine (AB) üyeliğimiz. Bizi alacaklar mı? Biz girmeli miyiz?
Bunun "teoride"ki cevabı açıktır ve 1963/64 Ankara andlaşmasının metnindedir: Türkiye AB üyeliğine talip olmuştur; AB bunu kabul etmiştir. AB iyi niyetini Yunanistan'ın "akil Başbakanı" Karamanlis, üyelik için başvurusunu yaptığında göstermiştir: Elindeki bütün imkanlarla Ankara'ya "Hemen, sen de başvur!" telkininde bulunmuştur. Geçenlerde Yeni Şafak yazarı Fehmi Koru bu telkine kulak asmayan "kronik Başbakanlar Demirel ile Ecevit"i şimdi eleştiren yazarların, o sıralar nasıl bir tutum takındıklarını merak ediyordu. Dönemin "Kronik Başbakan borazanları" ne demişlerdi bilemem ama, bırakınız benim gibi yazarları, AB kendi Türk dostu yöneticilerini bile - o zamanki 3 numarası Emile Noel gibi - "Türkiye de başvurusunu yapsın" diye seferber etmişti.
Bu başvuruyu da, AB kendisi yapamazdı ya.. Ama şimdi, AB diye çıldıran Demirel, hükümetini ayakta tutan ortağı Erbakan'ı kızdırmamak için söylenenleri duymazlıktan geliyordu. Şimdi "AB'ye ortaklık bizim hakkımız; söke söke alırız!" diye mangalda kül bırakmayan Ecevit de - Zor alırsın! - kapıldığı "3. dünya isterisi" içinde "Onlar ortak, biz pazar. Türkiye'yi soydurtmayız" meydan okumasıyla kapıyı kapalı tutuyordu.
Köprülerin altından çok su akıp gitmiştir. Artık, "resmi beyanlar"ın dışında "Biz girelim mi?" de, "Bizi alırlar mı?" da pek ala "tartışılması caiz" sorunlar arasına girmiştir.
Benim 1. soruya cevabım "girelim"dir. 2.deki fikrim, bizi almak istemedikleridir. Ama ben düşünüyorum ki AB aslında "gene resmi beyanların dışında", sadece bizi değil, öteki 12 adayı da almak istememektedir. Çünkü bunları ne yapacağı hususunda bir çözüme varmamıştır. İlk 6'lar - Ortak Pazar 6 üyeyle kurulmuştu - zaten bugünkü 15 üyeli haliyle tarifsiz yönetim sıkıntıları içindedir. Düşünebiliyor musunuz, bir de 25 - 30 üyeli halini?
Ondan dolayı da, gene resmi beyanların dışında, vadeleri uzatıp durmaktadır.
O, belki başka konu. Biz gelelim, bu sorunu Türkiye'de nasıl tartıştığımıza: "Kadınlar hamamı"nda tartışılacağı gibi..

"Zırt" nereden çıkıyor?
Aydınlanma devrinin büyük fransız yazarlarından Buffon'a göre "iyi tartışmalar ancak iyi tariflere dayanarak" yapılabilir. AB'nin bizde "iyi bir tarif"i bulunmamakta, hatta tam aksine, kafalar karma karışık olduğundan baştan itibaren saçmalıklar söylenmektedir. Daha 1963 tartışmalarında Ortak Pazar bazılarınca "Türkiye'yi soymak için kurulmuş bir yahudi tuzağı"ydı. Bu, o zamanki aşırı sağın deyimiydi ama "yahudi" kelimesini çıkartırsanız aynı görüşü paylaşan CHP ileri geleni "bilim adamları" da vardı ve bunlar 1978/79'da Ecevit'in yanında CHP yönetimine egemendiler. Halbuki o sıralar AET'nin dış ticareti 150 milyar dolar civarındaydı; bizim ithalatımız ise 250 milyon dolardı; Topluluğun dış ticaretinde Türkiye'nin yeri % 5'i bile bulmuyordu. Brüksel'de AET'nin bizi "soyma" amaçını Topluluk başkanı Jean Rey'e duyurduğumda adamın önce nasıl hayret ettiğini, sonra da nasıl güldüğünü hep hatırlarım.
Bugünkü anketlerde AB'nin aleyhinde veya lehinde vaziyet alanların "daha iyi bir tarif"e sahip olduklarına inanıyor musunuz? İşte, zurnanın "zırt" dediği yer.

Yarın: Ya, başka tartışmalar?