Avrupa Birliğini bırak, kendi işine bak!

Avrupa Birliğini bırak, kendi işine bak!


       Sanki "ağaçların yüzünden ormanı görememe" lafı Türkiye'nin Avrupa Birliğine (AB) bakışını tarif etmek için söylenmiştir. İçerde bir kıyamettir, kopuyor: "AB komiseri kürtçeye özgürlük istedi - Hayır, herkes anadilini konuşmakta serbest olsun dedi"; "AB komiseri Kıbrıs için iki sene biçti - Hayır, Kıbrıs'tan hiç bahsetmedi"..
     
Böyle sürüp gidiyor ve genel hüküm: "Bu kafayla AB ile ortaklık müzakeresi 2004'de zor başlar!" Okuyan da zannediyor ki, AB'nin bütün derdi Türkiye'nin ortaklığa üyeliği. Efendim nerede, ben nerede! AB bugünkü şeklini bir hale/yola koymanın peşinde. İçine çeki düzen vermeden, bırakınız dış kapının mandalını, kendini üyeliğe en yakın sananı bile bulunduğu yerde tutacak.
       Eğer Türkiye kendi sorunlarını halletmek için AB ile pazarlığı bekliyorsa daha yıllarca bunları sürüncemede bırakacak demektir.
Bunların zaten AB üyeliğiyle ne ilgisi vardır, lütfen söyler misiniz? Türkiye kendi sorunlarına kendi cevap verse, sağduyunun yolunu kendiliğinden şıp diye buluverir. "Sağduyu, dünyanın en iyi bölüşülmüş nesnesidir" denilmez mi?
       * * *
       BİR ülkede azınlık hakları, çoğunluk haklarından ileri olabilir mi? Türkiye'deki Rum azınlığın bireyi anadili rumcayı konuşacak, onu öğrenecek, kültürüne ve folkloruna sahip olacak, o dilde yayın yapacak, özel okulunu kuracak - hep, devletin "nizamatı" içinde -; Türkiye'deki çoğunluğun Kürt kökenli bireyi bu haklardan mahrum bulunacak! Olacak şey mi, bu?
     Zaten, böyle şey de yok: O halde "Kürtçeye özgürlük" diye zam - zum edenin maksadı ne?
       Türkiye'deki Ermeni azınlığın bireyi kendi ibadetini kendi mabedinde, kendi inaçlarına uygun şekilde yapacak; Türkiye'deki alevi çoğunluğun bireyi bunu yapamayacak! Olacak şey mi, bu?
     Zaten böyle şey de yok: O halde "alevilere din özgürlüğü" diye zam - zum edenin maksadı ne?
       * * *
       ŞU soruya lütfen, samimi bir cevap veriniz: KKTC, onu TC'den başka tanıyan olmadığı için mi devlet niteliğinden yoksundur; yoksa KKTC, devlet niteliğinden yoksun bulunduğu için mi onu TC'den başka tanıyan yoktur?
       Bu, "Kıbrıs harekatı"ndan sonra zamanın Başbakanının onu "siyasi çözüm"e kavuşturacak yerde - ortam elverişliydi de.. - kendisini "Kıbrıs fatihi" diye pompalayanlara uyup bunu erken seçimle "seçim zaferi"ne dönüştermeye kalkışmasının şimdiye kadar telafi edilememiş sonuçudur. - Üstelik, onu da becerememiştir -.
     KKTC'deki son kriz, devlet olmayan bu devletin "parlamenter sistem"den "başkanlık sistemi"ne - daha kötü - geçmesine vesile verecek, başka hiç bir şeyi akla getirmeyecekse bizim politikacılar acaba neden ders alabilmektedirler?
       * * *
     MGK, 1961 Anayasasındaki yeri - ve yaptığı görev - itibariyle AB bizimle 1963/64 Ankara ortaklık anlaşmasını imzalarken onun tarafından hiç bir itiraza uğramazken bugün "askerin siyasi hayata egemenliği"nin odağı sayılıyorsa ondaki asker üye sayısı 1'e indirilse ve sivil üye sayısı 100'e çıkarılsa o zamanın siyaset adamı kalitesi geri getirilemedikçe bunun "kıymet - i harbiye"si ne olur ki? MGK'da fazla kalabalık olan, ötekini mi dövüyor ki?

     
Bırakalım AB'yi de, biz bu kendi işlerimize kendimiz bakalım.


Yazara E-Posta: m.toker@milliyet.com.tr

DİĞER YENİ YAZILAR