Benim Oyum!

Oy verebilseydim DP'ye verirdim. 1950'de seçim sandığımla aynı yerdeydim; yedek asteğmendim. Oy verebilseydim gene DP'ye verirdim.1954'te Paris'ten yeni d"nmüştüm; Ankara'da çalışmaya başladım. Sandığım İstanbul'da kalmıştı. Oy verebilseydim gene DP'ye verirdim.1957 seçimlerindedir ki benim gençliğimin DP' si tarihe karışmış, hatta çıkışı olmayan yola girmişti. Oyumu İsmet Paşa'nın başkanlığındaki CHP'ye verdim. 1961, 1965, 1969 seçimlerinde de... 1973 seçimlerine CHP Bülent Ecevit' in liderliğinde girdi. İsmet Paşa'nın son zamanlarda yayınlanan "Defterler" kitabının 8 Ekim Pazartesi günlüğünde ş"yle bir not vardır: "Metin'in Milliyet'te seçim üzerine bugünkü yazısı beni güç durumda bıraktı". Kitabın düzenleyicisi Ahmet Demirel aynı sayfaya şu açıklamayı eklemiştir: "Her genel seçimden bir "nceki Pazar günü oyunu hangi partiye vereceğini sütununda açıklayan Metin Toker 1973 seçimlerinde oyunu CHP'ye vereceğini yazmıştı". İsmet Paşa'nın 9 Ekim tarihli sayfadaki notu ise şuydu: "Kemal Demir geldi. Metin ile g"rüştü. Metin'in yazısını şimdilik mesele yapmadım". O, oyların, maceracı tarafına güvenmediği Ecevit'e verilmemesini tavsiye etmişti. 1977 seçimlerinde de oyumu Ecevit'le, CHP'ye verdim. Fakat o da artık benim "umudum CHP" olmaktan çıkmıştı.O sütun büyük ilgi çekti. Çok seçmen oyunu kararlaştırmak için seçimden bir hafta "ncesini bekliyordu ve oradaki tahlile g"re oyunu kullanıyordu. O yazılarda hiçbir zaman duygularıma kapılmadım. Hep partilerin g"rünen ve ümit edilen performansına baktım. 12 Eylül'den sonraki ilk seçimlerde "Oyum ™zal'ın ANAP'ındadır" idi; o da çok ses getirdi.Son seçimlere kadar mevcut partilerden biri veya ikisi şu veya bu sebepten bana ümit vermeye devam etti. Hatta son iki seçimde "DYP de, SHP de olabilir", "CHP de, DSP de olabilir" idi. Fakat 18 Nisan 1999 seçimlerinden bir hafta "nceki yazının başlığı şuydu: "Oyum: Hiçbirine!" Bu benim, mevcut partilerden, sistemi düzeltmek için bütün ümidimi kaybetmiş bulunduğum ifadesiydi: "Türk siyaset hayatında bugün bir fiili durum oluşmuştur. Partiler ortadan kalkmıştır, sahnede genel başkanlar - liderler demeye dilim varmıyor - kalmıştır. Demokratik parlamenter sistemde esas olan farklılığı partiler temsil ederler. 1999 seçimlerine giderken bunu aramak beyhudedir, artık yoktur, partiler genel başkanlarının formatını almışlardır. Genel Başkanlar ise 1995 seçimlerinden bu yana - iktidar olmuş veya kurulan iktidarları desteklemiş bulunanlardan bahsediyorum - birbirlerinin aynıdırlar. Halk dilinde buna 'al birini, vur "tekine' denilir."Bugün, toplum bu genel başkanlara müstahak, bu genel başkanlar topluma hiç layık değillerdir. Bunlara istenmedikleri anlatılmalıdır. Genel başkanlar b"yle şeyleri anlamakta kalın kafalıdırlar; ama seçmen de bu g"revi, anlaşılan 1999'da gereği gibi yapmamıştır. Hiçbir partiye oy vermeyenlerin sayısı ancak bir milyon kadarda kalmıştır. Bunun bir sebebi o genel başkanların durumu g"rerek yeni meclisi bir kurucu meclis gibi çalıştıracakları ümidinin çok kimseye egemen kalmasıdır.Halbuki bugün g"rülüyor, şu anda bile iktidarın üzerine oturmuş olanlar, bırakınız bunu, erken seçimi dahi düşünmüyorlar ve nimeti sonuna kadar hep birlikte yemeyi tercih ediyorlar. O halde yapılacak şey gelecek seçimlerde hiçbir partiye oy vermemek ve onları seçimlerden oysuz çıkarmaktır. Bunun bir takım karışıklıklara sebep olacağı muhakkaktır; ama "denizler durulmayacaktır, dalgalanıncaya kadar". Fransızlar kendi seçimlerinin ilk turunda buna benzer davranabilmişlerdir, ikinci turda bu sayede akıllar başa kısmen gelmiştir. ™nümüzdeki ilk seçimlerde ne yapılacaksa yapılmalı, buna giren partiler yeni meclisi kurucu meclis gibi çalışmaya mecbur bırakmalıdır. Tabii, onları bir an "nce yeni seçime gitmeye de mecbur etmeye çalışarak. 1946 seçimlerinde seçmendim. Seçim sandığım İstanbul' da, ben Ankara'daydım. Gazetem Cumhuriyet, demokrasimizin bu ilk seçimlerini izlemek üzere beni başkente g"ndermişti.