Bin yıllık Reich ve Pax Americana

Bin yıllık Reich ve Pax Americana


2. Dünya Harbini kazandığı takdirde Hitler "Bin yıllık Reich"ı kurmayı düşlüyordu. Amerika'nın Soğuk Savaştan galip çıkmasıyla birlikte açılan Pax Americana dönemini onunla tıpatıp bir tutmak şüphesiz haksızlıktır ama çok benzerlik gösterdiğini görmemek imkansızdır. İki sistemin de esasını bir "tek güç"ün varlığı oluşturmaktadır. Ötekiler ona "biat edecekler"dir. Gönül rızasıyla veya zorla.. Gönül rızasıyla da olsa "tek güç"ün, her daim bütün ötekileri kendisine itaat ettirme kudretine sahip bulunması şarttır.
Pax Americana buna sahiptir.
Geçenlerde gene bir Amerikalı, gerçekçi ve sağduyulu yazar William Pfaff "International Herald Tribune"de şu tesbiti yapıyordu: "ABD, nükleer silaha başvurmadan da yeryüzündeki her hangi bir milletin askeri kuvvetlerini yok edebilir. Eğer isterse hemen hemen bütün öteki devletleri sosyal ve ekonomik çöküntüye uğratabilir".
Zaten ABD, kendisi için önemli gördüğü hususlarda kendi bildiği gibi hareket etmekten kaçınmamaktadır. "Afganistan Operasyonu" bunun bir örneğidir. Gerçi Amerika bunda dost ve müttefiklerinin, - hatta başka herkesin de - desteğini istemiş ve bulmuştur. Operasyonun karargahı, Florida'daki Tampa'dadır. Le Monde muhabiri Sylvie Kauffmann oradaki durumu şöyle anlatmaktadır: "Karargahın bir, Merkezi Komuta (CentCom) bölümü vardır. Afrika'dan Orta Asya'ya kadar uzanan bir bölgedeki askeri harekatın sorumlusu Amerikalı General Tommy Franks orada bulunmaktadır. Bir de, onun karşısında, koalisyon üyesi ülkelerin askeri irtibat heyetlerine ayrılmış bina. Onların mensupları CentCom'a asla alınmamaktadırlar. Bunun tek istisnası İngiliz komutanlardır".
Bilindiği gibi, ABD'nin daveti üzerine askeri irtibat heyeti göndermiş müttefikler arasında Türkiye de vardır.

Paranın kudreti
Hitler'in "Bin Yıllık Reich"ı ile Pax Americana arasındaki en büyük fark, şüphesiz, birincinin başında totaliter bir yönetim bulunurken ötekinde oraya demokratik yoldan gelinebilir olmasıdır. Gerçi Amerikan demokrasisinde paranın rolü hiç bir zaman küçük tutulmamıştır. Fakat Yüksek Mahkemenin son yaptığı ve bu rolü adeta sınırsız hale getiren değişiklikler, gene William Pfaff'ın deyimiyle "temsili bir cumhuriyeti bir plutokrasiye dönüştürmüştür". (Bk. Redhouse sözlüğü: Plutocracy = Zenginler egemenliği).
Sözü gene Pfaff'a bırakalım: "Önümüzdeki 20/30 yıl ABD'nin kullanmakta olduğu akıl almaz gücü nasıl değerlendirdiğinin ölçüsünü verecektir. 11 Eylülden önce de ülkede dünya egemenliği için eğilimler vardı; fakat bunu uygulamaya koyacak siyasi irade eksikti. 11 Eylül bu eksiği tamamlamıştır".
Şimdi Amerika dünyaya "kendi bildiği gibi bir düzen" vermek için harekete geçmiş görünmektedir. Önceki imparatorluklar bu kadar büyük bir güçe kumanda etmemiş olsalar da tarih göstermektedir ki süreklilik sadece askeri ve ekonomik güçle sağlanamamaktadır. Bunların yanında entellektüel ve kültürel dinamizm son derece önemli olmaktadır ve Pax Americana'nın o tarafı henüz bilinmemektedir.
* * *
Türkiye Başbakanı İnönü'nün Amerika'yı ziyareti sırasında bambaşka "dünya şartları" bulunmaktaydı. Türkiye Başbakanı Ecevit'in ziyareti yepyeni bir ortamda yapılmaktadır. Başbakanımız bunun bilinçinde olmalıdır.
Yunanistan Başbakanı da..