Bir cinayet kurbanının anatomisi

Bir cinayet kurbanının anatomisi


Üzeyir Garih ile bir akşam yemeği davetinde aynı masada oturuyorduk. Gecenin ortalarına doğru sofradaki kağıt peçeteye bir şeyler yazdığını, bir şeyler çizdiğini farkettim. Bitirdiğinde gülerek bana uzattı. Bu, bir şiirdi. Yanında, eşimle benim karikatürlerimiz vardı:
Severim Metin Toker'i
O hep sözünün eri
Tarihçi, gazeteci, muharrir
Okuyana büyük zevk verir
Fikirleri gelişmiş, uygar, çağdaş
Bir yola koymuştur o baş
Büyük Baba oldu yakında
Durulmaz fiyakasından yanında
Hoş sohbet, sempatik, uslu
Her şeyin ötesinde namuslu
İyidir içki ile arası
İçmeyen onun için yüz karası
Bab - ı Alinin o kralıdır
Milliyet'in en iyi yazarıdır (x)
Bu, onun hoş bir adetiydi.
Üzeyir Garih'e bu yazın başında gene bir akşam yemeği davetinde rastladım. Elini uzattı ve ciddi ciddi:
"Ben Üzeyir Garih!" dedi.
Aynı ciddiyetle:
"- Ben Metin Toker! Nasılsınız?" diye sordum.
"- Ben çok iyiyim. Siz nasılsınız?"
"- Sizin gibi olmaya çalışıyorum".
Ben güldüm, o gülmedi. Son zamanlarda bu da, yeni edinmiş olduğu adetti. Ben, hele İstanbul'da pek az davete gittiğim halde ona her seferinde rastladığıma göre bunların hemen hepsine katıldığı anlaşılıyordu. Kendisine has renkli ve ilginç, çok yönlü kimliği bulunan, insancıl bir dosttu. İşlerinden bir kere bahsetti. O sırada henüz yanmamış Sait Halim Paşa yalısında, gene bir davette, rıhtım üzerinde konuşuyorduk. 12 Eylül öncesi olmalı. Güneydoğu Anadoluda tarım ve hayvancılık alanında yatırım planlıyorlardı. Fakat "eşkiya = teroristler" rahat vermiyordu. Geçenlerde GAP'ı ziyaret ettiğimde Alarko olarak Harran'a ilgi gösterdiklerini duydum.
Garih'in şirketi hakkında daima bana tekrarlanmış bir hususu söylemeliyim: "Ne yaparlarsa, mutlaka en iyisini yaparlar". İş sahasında kazandıkları başarıya bakınca, doğru olduğu anlaşılıyor.

Kurban gittiği anlamsız cinayetin ardından ortaya çıkmış bir gerçek gösteriyor ki Üzeyir Garih'in dopdolu bir de iç dünyası varmış. Mistik bir yapıya sahip bulunduğu anlaşılıyor. O tarafını tabii bilemem; ama temenni ederim ki bunun, bizde çok olan bezirganlarının tasalludundan yakayı çabuk sıyırır. Başka "aşırılıklar"ın da - kendisine dinlerüstü paye vermek veya Teşvikiye'yi onun adıyla değiştirmeye kalkışmak gibi - ciddiye alınmayacağını ümit ederim.
Ben Üzeyir Garih'i hep bir musevi Türk kimliğiyle gördüm, tanıdım ve izledim. Hiç şüphe etmiyorum ki, öyleydi de.. - Makbul bulmadıklarım, kendilerine "Türkiyeli yahudi" gözüyle bakanlardır -.
* * *
Bu, "Cinayetin kurbanının anatomosi". Bir de "Cinayetin anatomisi" var. O da, yarına.
--------
(x) Hiç kimsenin gıcık almaması için belirteyim ki en büyük torunum Zeynep bu hafta 17 yaşında oldu ve Bilkent Üniversitesine girdi. Yani, onca öteden gelen bir ses.. "Hala öyle" diyenler olsa da!