Bu, bir Ağustos cilvesidir

Bu, bir Ağustos cilvesidir


       Nasıl, müminler için Ramazan "11 ayın sultanı" ise, bizim iklimlerdeki basın için de Ağustos "11 ayın belalısı"dır. Çünkü bizim iklimlerde Ağustos gelince herkes tatile gider ve haber de, aslan ağızına girer. Uğraş ki, oradan çıkarıp manşetlere taşıyasın.. O yüzden genelde ya spekülatif yorumlar yapılır ya da düpedüz muhayyele çalıştırılır.
       Vaktiyle Yunan gazeteleri işin kolayını bulmuşlardı. Ağustos gelince "Ege'de Türk - Yunan savaşı" diye - gazeteci deyimiyle - bir bomba patlatırlardı ve onun gürültüsüyle sonbaharı getirirlerdi. Şimdi, ilişkilerdeki yeni hava dolayısıyla onlar da sıkıntıda olmalılar.
       Bugünün "Köşk - Hükümet savaşı" biraz ona benziyor. Bizdeki fark bunun üzerine bazı "huzursuzluk kaşımaya meraklı" zevatın benzin dökmekteki gayreti. Yoksa ortada, telaşlanacak bir şey yok. Hatta denilebilir ki her şey, kuralların içinde ve kurallara uygun.

Hukuk mantıksızlık değildir

       Hükümet, Anayasaya uygun gördüğü bir Kanun Hükmünde Kararnameyi (KHK) Cumhurbaşkanlığına gönderiyor. Bu, onun hakkı.
     Cumhurbaşkanı KHK'yı Anayasaya uygun bulmuyor. Onun görüşüne göre konu, kararname değil, kanunla düzenlenmelidir. KHK'yı, tekrar düşünülsün diye Hükümete iada ediyor. Bu, onun hakkı. Cumhurbaşkanının yetkilerini düzenleyen 104. maddede KHK adı geçmiyormuş. Bizim Allahlık 1982 anayasasında daha ne eksiklikler veya fazlalıklar var. Cumhurbaşkanının KHK'yı, adı üstünde, bir kanun gibi ele alması son derece doğal.
       Hükümet KHK'yı yeniden görüşüyor. Başbakanın söylediğine göre onu gene Anayasaya uygun buluyor ve "aynen" Cumhurbaşkanlığına tekrar sunuyor. Bu, onun hakkı.
       Şimdi, Cumhurbaşkanı ne yapacak? Spekülatif yorumlar burada başlıyor.
       Ne yapacak; "aynen" geri gelen kanunlar için ne yapılıyorsa, o yapılacak. Yani, KHK'yı imzalayacak. Ancak Cumhurbaşkanı bunu Anayasaya aykırı bulmaktadır. Ahmet Necdet Sezer Anayasa Mahkemesi başkanlığı yapmıştır ama, Anayasa Mahkemesi değildir. Hükmü mahkeme verecektir. Böyle haller - çok şükür - Anayasada düşünülmüştür. Cumhurbaşkanı imzaladığı KHK'yı Hükümete gönderirken bunun anayasaya aykırılığı görüşünü belirterek yüksek mahkemeye başvuracak ve iptalini, muhtemelen yürütmenin durdurulmasıyla birlikte, isteyecektir. Bu, onun hakkıdır.
     Bundan sonrası Anayasa Mahkemesinin işidir. Yürütmeyi durduracak mıdır, durdurmayacak mıdır; KHK'yı iptal edecek midir, etmeyecek midir? Buna oradaki yüksek yargıçlar karar verecektir. Bu da, onların hakkıdır. Tabii, "sorunun aciliyeti" dolayısıyla ellerini biraz çabuk tutmaları onlardan beklenecektir.
       Bir de ortaya "Cumhurbaşkanının Başbakanı kabul etmediği" iddiası atılmıştır. Çankaya, bu haftaki mutad görüşmenin Cumhurbaşkanı Ankara'da bulunmadığı için yapılamadığını açıklamakla hiç olmazsa kendi tarafından "usullerde bir değişiklik olmadığı" resmi vaziyetini almıştır. Üst tarafı "spekülasyona devam" olur ve "huzursuzluk kaşıma meraklıları"nın ihtisas alanına girer. Ama yine de Sezer'in bu sürpriz İstanbul gezisini, yapmamasında "sayılamayacak kadar çok fayda" bulunurdu.
       Ortada pek, bir telaşlanma sebebi yok gibi.
       * * *
       Yalnız, bir merak her halde herkesin aklında olmalı: KHK, formalitelerin tamamlanması beklenilirken hiç olmazsa bir süre yürürlükte sayılacaktır. Bakalım hangi Bakan buna dayalı yetkisini kullanan - yani, tasfiyeyi başlatan - ilk Bakan olacaktır.. Hiç biri, gönülden hevesli görünmemektedir de..
       Kim bilir, belki de "ilk taşı atan" bizzat Başbakan olur.



Yazara E-Posta: m.toker@milliyet.com.tr