Bu, "Kopenhag kriterleri"nde yok ama..

Bu, "Kopenhag kriterleri"nde yok ama..


Toplumlar vardır, bir konunun tartışmasına katılanlar ona, ceplerinde bir kartla giderler ve görüşmeler tamamlandığında onu çıkartıp gösterirler. Bunun üzerinde "çözüm" yazılıdır.
Bizde de bir kartla gidiliyor ve bizde de, işin sonunda o çıkartılıp gösteriliyor. Ama bizde, bunun üzerinde yazan "vatan haini"dir.
Bu iki toplumu aynı sepetin içine koyabilir misiniz?
Avrupa Birliği (AB) üzerindeki tartışmalarda ya buna katılmadan yanasınızdır ve vatan hainisinizdir; ya, katılmaya karşısınızdır ve gene vatan haisinizdir. Çünkü tartışma, en ziyade bilgisizlikten, süratle öyle bir hal alır ki sanki siz, katılma yanlısı iseniz "bizden ne isterlerse verip girelim" demektesinizdir. Katılmama yanlısı iseniz her itirazınız bir bahanedir ve siz Türkiye Cumhuriyetinin çağdaş uygarlık düzeyine erişmesini istemeyen, onu orta çağ karanlığında tutmaya çalışan birisinizdir.
İşin en tuhaf tarafı şuradadır ki karşı taraftan - AB - ne öyle, ne böyle bir katılma şartı koşulmaktadır. Zaman zaman oralı bir takım zıpırların ortaya çıkıp "Ermeni soykırımını tanıyacaksınız!" diye tutturmalarının kıymet - i harbiyesi bizim bir takım zıpırların "Gireriz ama, hiç bir şeyimize karıştırtmayız!" demelerinin kıymet - i harbiyesinden fazla değildir.
Haydi, AB konusunda bir "dış unsur" var. Bizim kendi aramızda yürüttüğümüz tartışmalarda durum farklı mı? Buyrunuz, yıllardır hala süren "Susurluk"u: "Vatan hainleri" ile "vatan hainleri"nin çarpışması değil mi? Alın, Kürt sorununu / idam sorununu: "Vatan hainleri" ile "vatan hainleri" karşı karşıya bulunmuyorlar mı? Sandalyasına yapışmış Ecevit için erken seçim istemek "vatan hainliği"nin tipik bir örneğidir.
Hiç bir "ileri toplum"da "vatan haini" yaftası, tartışmalarda, bizde olduğu kadar kolay, karşı tarafın boynuna asılmamaktadır.

Dönelim, Aydınlanma devrinin büyük fransız yazarlarından Buffon'un "iyi tartışmalar ancak iyi tariflere dayanılarak yapılır" sözüne.. Tartışmalara katılanlar "iyi tarif"i nerede bulacaklardır?
Medyada.
Güldürmeyin, insanı. "İyi tarif"ten bahsediliyor; "akıl karıştırma"dan değil, "akıl bulandırma"dan değil..
Parti liderlerinin, partilerini bağlayan açıklamalarında.
Güldürmeyin, insanı. Bir dedikleri öteki dediklerini, bir gün dedikleri başka gün dediklerini tutuyor mu? Başbakanın kendisinin konuya vakfını şuradan anlayınız ki Barcelona'daki toplantıda eline geçen konuşma fırsatını ailenin tutkusu, suyu çıkmış "Köy - Kop fasaryası"nı anlatarak kullanmıştır.
Olacak şey mi? Ama, oluyor bizde.
Toplumu bilgilendirmek için ciddi gayret sarfeden, yetenekli kimseler yok mu? Var. Boş mu duruyorlar? Durmuyorlar. Ancak görüntülü veya yazılı medya onları fazla umursamıyor. Onlarla "çekici program" veya "ilginç dizi" hazırlama zahmetine katlanmıyor. Zaten oralar da, parsellenmiş durumda. Görsel veya basılı televolelerle nasıl rekabet edecekler? Üniversiteliler ekrana çıkarıldığında ise, onlardan "iyi tariflere dayanan seviyeli tartışma" değil, "sansasyon" bekleniyor. Ona göre "partner"ler seçiliyor.
O zaman, toplum ne yapsın? Bir tartışmaya katılacaklar, konu üzerinde önce bir elemeye mi tabi tutulsunlar? Elemeden, yeter sayıda "katılmaya ehil" kimse çıkar mı dersiniz?
* * *
Kopenhag kriterleri arasında "toplumun, sorunlarını nasıl tartıştığı" yok.
Allahtan.
Yoksa AB'nin kapısından bakamazdık.