Bu politikacılarla siz huzurlu musunuz ki?

Bu politikacılarla siz huzurlu musunuz ki?


Belki hepsinden daha fazla rahatsız ediciler, bugünkülerdir. Evvelkiler de "gene bir halt edecekler" diye yüreğimizi ağzımıza getirmişlerdir de bunlar bunu, her güne bindirmişlerdir. Her halde hayli uzun bir süre var ki - 12 Eylül öncesine gene de gitmiyorum - politikacı, Türkiye'de "güven verici" değil, "güven vermeyici" anlamınadır. Buna karşı her kurum, hatta herkes kendine göre - boks deyimiyle - "gardını almıştır".
Bu, iktidar politikacılarına elbette rahatsızlık vermektedir ve şikayetlerine yol açmaktadır.
"Canım, bürokrasiye söz geçiremiyoruz. Bizi dinlemiyor; kendine başına buyruk".
Neden? Sana güvenmiyor da, ondan. Küçük çıkarın gerektirince, gözünü kırpmadan bürokrasiyi harcayıveriyorsun. Kurbanların sayısı o kadar çok ki..
"Bari bırakalım, ülkeyi de özerk kurullar yönetsin! Bunlar, vur deyince öldürdüler. Devlet, devre dışı kaldı. O zaman seçim de yapmayalım, her şeyi onların eline terkedelim; biz çekip gidelim. Olacak şey mi, bu?"
Nedeni ne, bunun? Sana güvenmiyor, onun için. Baksana, işine gelmeyince hemen tehdit etmeye başladın bile..
Peki, onlar güvenmeyecekler de 28 Şubatta işleri tam zıvanadan çıkartmamak için "Nizamiyeden dönmüş" Asker, sana, ülkenin her hangi bir işinde "onlar iyi bilirler", "onlar doğru düşünürler", "onlar gereğini yaparlar" diye bel mi bağlayacak?
İşte Askerin, Türk milletinin yüksek hedefleri arasındaki "çağdaş uygarlık düzeyi" içinde yaşamasının esaslı bir adımını oluşturacak AB üyeliği konusunda "kendi çıkışları"nı yapmasındaki sebep budur: AB'ye karşı olması değil; bunu, sadece güvenilmez ve yetersiz politikacıya bırakılmayacak kadar ciddi bir iş sayması.
Atatürk'ün "her ileri hareketin öncüsü" olarak Tarihe tanıttığı "üniformalı çocuklarımız" bunun sağlıklı yolunu açma çabasındadırlar. Belirttikleri çekinceler arasında hiç biri, o "yüksek ideal"in esasını kapsamamaktadır. Adeta "keşke bunu biz yapmasak da, siyasi iktidar gereğini, kuşkuya mahal bırakmayacak tarzda yerine getirse" özlemi, hallerinden sezilmektedir. Çıkışlar dışarıya da ciddi uyarı niteliğindedir, onlara "bizi atlayıp geçebileceğinizi hayal etmeyin" ihtarını yapmaktadır.
Askere toplum üzerinde böyle bir güç veren, elindeki top / tüfek değildir. Bütün araştırmalar "en fazla itibar sahibi kurum" olarak TSK'ni göstermektedir.
ABD Başkan Yardımcısı Cheney'in Türkiye'ye geldiğinde mutlaka Genelkurmay Başkanıyla görüşme arzusu bu bilincin herkesce paylaşıldığının delilidir.

Burada bir noktayı belirtmekte fayda vardır. Asker esasa değil, bazı "önemli ayrıntılar"a çekincesini söylerken esası tamamile benimsediğini ne kadar tekrarlasa, o kadar yararlıdır. Çünkü görüntüyü ön plana çıkaran iyi niyetli / kötü niyetli çevreler "İşte, Asker de bu işe karşı" propagandasını işletmektedir. Türkiye'de her şeyin iyi bilindiğini söylemek zordur; üstünkörü bilgi sahiplerini bu propagandayla etkilemek kolay olmaktadır. Hele, ihtiyatsızca, "Türkiye'nin önünde başka alternatifler vardır" iddiası ortaya atılırsa..
Hayır, yoktur.
2. Dünya Harbi sonrasında Türkiye, güvenliğini NATO'ya bağlamış ve yaşam biçimi olarak "Avrupa tarzı"nı seçmiştir. - Avrupa Konseyine daha ilk günden katılmamız bundan dolayıdır -. Bunların tartışılacak tarafı bulunmamaktadır. AB üyeliğimiz bunun doğal sonucudur; ne biz, ne onlar bunun zaten başlamış sürecini boşuna zorlaştırmamalıyız.
Bugün tartışılan odur, sadece odur, Asker de bunu yapmaktadır. Hiç kimse başka hesaplara kalkışmamalıdır.