Çıkış yolu aynı ve tek

Çıkış yolu aynı ve tek


Daha 14 Şubat 2001'de bu sütundaki yazı "Cottarelli'nin de yakında işten çıkarılanlar kafilesine katılması ihtimalinin belirdiğini biliyor musunuz?" diye başlıyordu. Konu, Amerika'daki yeni Cumhuriyetçi yönetimin Dünya Bankası ve özellikle IMF'e karşı yönelttiği eleştirilerdi. Bunlar iki örgütün bir takım ülkelerde çıkan krizleri önceden sezmesi gerekirken kriz patladığında "yanlış reçeteler"le "milyarlarca doları heba etmeleri"nden şikayetçiydi. Kötü örnek olarak da Türkiye ve Arjantin gösteriliyordu.
Bu bilgiyi Washington'dan bana getiren elbette ki özel güvercinlerim değildi. Haberi duyuran ciddi dünya basınıydı. O sıralar Türkiye Başbakanı ekonomimizin "IMF reçeteleri"ne uyularak sağlığa kavuşturulacağını milletimize tekrarlıyordu.
Türkiye Başbakanı birden, boynuz kulağı aşarcasına, IMF'i "çağdışılık"la suçladı - Amerika yönetimi o kadar ileri gitmemektedir - ve bunu sanki içinde bulunduğumuz durum, bizim Hükümetin değil, IMF'in kabahatiymiş gibi kamuoyuna takdime kalkıştı. Ee, bunun doğal sonuçu, "mevcut olmayan programımız"ın muhtaç bulunduğu mali desteğin, isteyeceğimiz miktar ne olursa olsun "derhal" verilmesi değil miydi? Bu yerine getirilmediği takdirde Türkiye Başbakanı muhtemelen gene esip gürleyecek, belki gene "duvarı aşmak"tan, "kapı mandalını çevirmek"ten bahsedecekti. (Bk. 1978 Olayları)
Tam bir "Ecevit klasiği". Üstelik Başbakan, Bush ekibinin IMF hakkındaki eleştirilerinin mahiyetini de pek anlamamıştı.
Halbuki her şey göstermektedir ki Amerika - "Türkler refaha kavuşsunlar" diye değil de "Aman, mahalleye zarar vermesinler" diye - kesenin ağzını açmaya razıdır da bunu ister istemez Dünya Bankası ve IMF aracılığı ile yapacaktır. O da, Kemal Derviş'in ısrarla üzerinde durduğu gibi "siyasi güçün tam desteğine sahip" kabul edilir bir programla gelindiği takdirde. Burada "mideyi bulanduran sinek", ekonomimizdeki gerçek "yumuşak karın"ın "bankacılık sistemimiz" olduğuna nihayet kesin teşhis konmuş bulunması ve bu sistemdeki "yapısal bozukluklar"ın "derhal düzeltilmesi"nin "sine qua non = olmazsa olmaz şart" ilan edilmesidir.
O bozukluklar, hiç olmazsa 1965'ten bu yana siyasi güçlerin "vazgeçilmez mama"sını oluşturmuştur. Bunu yiyenlerin son prototipi, hapisteki bir Demirel ise ilkleri, bundan yıllarca önce bir basın toplantısı düzenleyip "Biz kamu bankalarından vallahi 26 değil, sadece 19 milyon lira kredi aldık" diye - tarihte muazzam rakamlar - temize çıkmaya çalışmış - ve herkesi güldürmüş - iki başka Demirel, Şevket / Hacı Ali kardeşlerdir. Usül hep sürmüş, hele Özal, Yılmaz, v.s, v.s. gibi "aynı soydan" politikacıların egemen oldukları yıllarda - artık Ecevit de dahil - iş kasaları boşaltmaya, hortumlamaya, kaşkarikolu özelleştirme operasyonları düzenlemeye kadar varmıştır.
Daha dün "çıpalı kur"a övgü yağdırmış "siyasi güçün başı" bugün "dalgalanmış kur"un kerametini anlatmak için, dillere destan edebi kudretine rağmen kelime bulmakta zorluk çekiyorsa bu, o düzeyde ne derece ciddiyet bulunduğunun delilidir.
* * *
Türkiye için çıkış yolu ne şundadır, ne bunda. Tektir ve hep aynıdır: Yeni bir siyasi cereyanın toplumu harekete geçirmesindedir.