Cumhurbaşkanı Toto - 2

Cumhurbaşkanı Toto - 2


       Cumhurbaşkanı seçiminin - her hal ü karda = hangi durumda, hangi şartlar altında olursa olsun - Demirel'in süresinin dolduğu 16 Mayıstan mutlaka önce harekete geçecek mekanizmasının 1) Anayasa değiştirilmezse, 2) Anayasa değiştirilir de seçim hakkı TBMM'de bırakılırsa nasıl işleyeceği dün bu sütunlarda gözler önüne serilmişti. (Bk. MİLLİYET, 16 Ocak 2000 - "Metin Toker'in Not Defterinden")
     
3. ihtimale, Anayasa değiştirilir de seçim hakkı TBMM'den alınıp doğrudan halka verilirse çeşitli senaryoların ne olabileceğine şimdi bir bakalım.
       Türkiye Cumhuriyeti Başkanlarından ilk, 8.ncisi - Turgut Özal - buna taraftar olup şampiyonluğunu yapmış, sonra 9.ncusu - Demirel - böyle bir eğilim göstermişse de "olmazsa olmaz" deyip - olmayacağını anlayınca - fazla ısrarlı davranmamıştır. Başka bir tuhaflık Özal Cumhurbaşkanı, Demirel değilken - ikisi birden olacak değillerdi ya.. - Özal "Cumhurbaşkanını halk seçsin" dediğinde Demirel'in buna şiddetle karşı çıktığı; fakat Çankaya'ya yerleşince aynı havayı bizzat çalmaya kalkıştığıdır. Gerçi Süleymanbey bunu "Dün dündür, bugün bugündür" diye izah etmekte ve bunun "müthiş bir hikmet - i siyaset" diye algılandığını sanmaktadır ama birilerinin kendisine bu davranışın "korkunç bir oportünizm" olarak değerlendirildiğini söylemesi zamanı gelmiştir. "Hayırsız halef"i - DYP'nin başında - Çiller de, partisinin görüşünü "doğrudan halk oyuyla 5 + 5 yıl için" şeklinde sunmakta, "fakat beğenilmezse TBMM oyuyla gene 5 + 5 yıl için olsun" çarkını da almaktadır. "Bu 5'lerden biri Demirel'e tekrar verilsin, Süleymanbey hiç olmazsa 5 yıl Çankaya'dan inip benim ayağımı DYP genel başkanlığından kaydırmasın da, sonrasına Allah kerim" felsefesinin Tansuhanımın "hikmet - i siyaset"inde yattığını dağdaki tavşanlar bile farketmektedirler.
     "3. alternatif", yani "Cumhurbaşkanını TBMM değil, doğrudan halk seçsin" teklifi bir anayasa değişikliği olarak Meclise sunulacak mıdır, bu hiç muhtemel görünmemektedir. Artık herkes bilmektedir ki bırakınız Amerika'daki gibi bir "Başkanlık sistemi"ni, hatta Fransa'daki gibi bir "Yarı Başkanlık sistemi" bile bütün rejimi kökünden değiştirecek düzenlemeler gerektirecektir. Buna ne Türk parlamentarizmi şu anda hazırdır; ne de zaten Türk parlamentosu böyle bir yetkiyi seçimlerde halktan almıştır.

Kıssadan hisse

       8. ve 9. Cumhurbaşkanları arasındaki önemli bir benzerlik ikisinin de "Parti genel başkanlığı"ndan gelmiş bulunmalarıdır. Bunun sonucu olarak Çankaya'dan da "kumanda etme" heveslerini ikisi de yenememişlerdir. Buna çare diye bir şekliyle Başkanlık sisteminden medet ummuşlardır ama Özal bunu bulamamıştır; Demirel de ne bulursa - bir uzatma - onunla yetinmeye razı görünmektedir. Kıssadan çıkarılacak hisse "eski genel başkanlar"ın en kötü Cumhurbaşkanı olduklarıdır. Üstelik 1982 Anayasası Cumhurbaşkanlarına hiç de küçümsenmeyecek yetkiler tanımaktadır. Hele bir Cumhurbaşkanı, "Demirel gibi dişli" değil de, "Ecevit gibi yumuşak" bir Başbakan bulursa Çankaya'yı "İmparator yetkileri"yle donatabildiğine yaşadığımız günler şahittir.
       Öyle görünüyor ki Cumhurbaşkanı seçimi, geçerli anayasaya uygun şekilde 16 Nisandan 16 Mayısa uzanan süreç içinde yapılıp tamamlanacak, siyaset hayatı yeni bir "Çankaya sakini" ile devam edecektir. Ya da Cumhurbaşkanını seçme hakkı TBMM'de bırakılmakla beraber "Demirel'e özel" bir "uzatma"ya mutlak lüzum bulunduğuna 367 milletvekili inandırılacaktır. Demirel ne yapacaktır? Vaktiyle bir Cumhurbaşkanı seçiminde İsmet İnönü'nün Cevdet Sunay için dediği gibi "Şimdiye kadar ne yaptıysa, onu yapmaya devam edecektir".
     
Ümit olunur ki çok makul "bir defalık 7 sene" süresi bu hercümerç içinde kaynayıp gitmesin.
       Cumhurbaşkanı seçimi 16 Nisana kadar daha çok mürekkep akıtacaktır.



Yazara E-Posta: m.toker@milliyet.com.tr