Cumhurbaşkanının cesur kararı

Cumhurbaşkanının cesur kararı


       Bu yazı henüz yazılmamışken, muhtemel üç başlığı vardı:
       Ya, "Cumhurbaşkanının cesur kararı"; ya, "Cumhurbaşkanının güç kararı"; ya da "Cumhurbaşkanı direnemedi".
       Zira durumun da üç muhtemel çıkışı bulunuyordu:
       Memurlarla ilgili Kanun Hükmünde Kararnameyi (KHK) Cumhurbaşkanı ya, kanun haline getirsin diye Hükümete iade edecekti; ya, imzalayıp Anayasa Mahkemesine gönderecekti; ya da düpedüz imzalayacaktı.
       Bu yazı, yazıldıktan sonra, "Cumhurbaşkanının cesur kararı" başlığı altında yayımlanıyor.
       * * *
       Herkes biliyor ki "28 Şubat kararları", irticaa karşı tutum ve davranışında demokratik laik Cumhuriyetin anayasasında belirlenmiş çizginin dışına çıkma eğilimini belirtmiş bir iktidara Milli Güvenlik Kurulunun (MGK) hizaya gelme çağırısıdır. Bunun gerekli tedbirlerini almayı Hükümet kabul etmiştir. Bunların arasında kamu yönetimine sızmış, hatta yüksek mevkilerine - Fethullah Hocanın direktiflerine uygun şekilde - tırmanmış şeriatçıların ayıklanması da vardı. Aradan geçen yılların ve değişen iktidarların sonunda görülen odur ki, bırakınız gölgedeki bunları, haklarında Hizbullah gibi bir terör örgütü üyesi suçlamasıyla dava açılmış memurlar bile devlet içindeki görevlerini fütursuz sürdürmektedirler. Cumhurbaşkanına şimdi sunulan KHK ile, Hükümete bunları temizleme yetkisi verilmek istenilmektedir.
       Hangi Hükümet? Başbakanı "28 Şubat süreci sona ermiştir" diyen Ecevit; Başbakan Yardımcısı, partisinin genel seçimlerdeki başarısızlığını - kendisinde arayacak yerde - 28 Şubatı kabullenmesine bağlayan Yılmaz olan bir hükümet. Üstelik bu hükümetin böyle bir kanunu Meclisten geçirecek sayısal gücü de vardır. Kaldı ki, 28 Şubatta Hükümet, 54. Erbakan - Çiller hükümetiydi. 55. ve 56. hükümetlerde bugünün kodamanları başlıca söz sahibiydiler. 57. hükümetin aktörleri malum. Durum buyken KHK'yi geçirmeye çalışırken ivedilikten, "acil durum"dan bahsetmek biraz fazla pişkinlik olmuyor mu? Akılları acaba neredeydi? Ortada bulunan Ecevit'in klasik "suçu başkasına yükleme" kolaylığının yeni bir tecellisidir. KHK'nin "müsebbibi" diye Askeri, engeli diye Cumhurbaşkanını gösterip aradan sıyrılacaksın; hatta ötekileri vuruşturmaya çalışacaksın! Temmuz ayının yüksek çıkan enflasyon rakkamlarını da özel sektöre fatura etmeye kalkışmak gibi..

Cesaret, işin neresinde?

       Bir Cumhurbaşkanının bir kararnameyi imzalaması veya imzalamaması elbette cesaretle ilgili bir husus değildir. Ama Sezer, bir taraftan "iktidarın basındaki silahşörleri" tarafından neredeyse, "imzalamazsan okkanın altına gider, bunun hesabını veremezsin; şeriatçı ilan edilirsin; önüne gelen kararnameyi zam - zum etmeden imzala" diye bir şantaja maruz bırakılmıştır. Buna karşılık "şeriatçı takım" kayıkçı hamlacılar gibi "Sakın ha, sakın ha, sakın ha.." sayhalarıyla Sezer'i "kendilerindenmiş" görüntüsüne sokmaya çalışmışlardır. Bu iki taraflı baskıya, hele "politikada acemi" sıfatı yakıştırılan Sezer'in başarıyla karşı koyabilmesinin ardında onun "sağduyu"yu kendisine rehber yapması gelmektedir.
     Sezer, 28 Şubatın felsefesine tamamile katılır, hatta ona hukuki bir dayanak sağlarken, - irtica aleti memurlara bir yargısız infazın bahiskonusu bulunmadığını vurgulamıştır -, açıkgöz - ve yüzsüz - takkeli / takkesiz, entel / takunyalı liboşları da avuçlarını yalama durumunda bırakmıştır.
       Bu, yeni Cumhurbaşkanının belki ilk hayati imtihanıydı. Onu başarıyla - ve cesaretle - vermiş bulunması ülkedeki tozkoparan fırtına içinde bir fener arayanların yüreklerine su serpmiştir.
       Bundan sonra herkes, her halde, Çankaya'da nasıl bir kimsenin oturduğunun bilinçi içinde olarak hesaplarını yapacaktır.



Yazara E-Posta: m.toker@milliyet.com.tr