Cumhurbaşkanıyla Başbakan takışırlarsa..

Cumhurbaşkanıyla Başbakan takışırlarsa..


     PARİS

       Bu hafta, tam da aynı gün, Türk basınının "3 Büyükler"inden Milliyet bizdeki Cumhurbaşkanı - Başbakan çekişmesini "Yine KHK, yine veto", Hürriyet "Sezer'den yine iade" ve Sabah "Yazık oluyor" başlığıyla verirken Fransa'nın "ciddi gazete"si Le Monde onlardaki Cumhurbaşkanı - Başbakan takışması için "Chirac - Jospin: Savaş ilan olundu" başlığını atmaktan çekinmiyordu.
       Aslına bakılırsa, durumlar pek aynı değildir. Fransa'da iktidar, iki başlıdır; Cumhurbaşkanlığı ile Başbakanlık aşağı yukarı aynı ağırlıktadır. Üstelik, önümüzdeki Cumhurbaşkanlığı seçimine Chirac ve Jospin "hesapca" rakip aday olarak gireceklerdir. "Hesapca..." Bunun dışında, patlayan olay da "karşılıklı yolsuzluk"lardan oluşmaktadır. Chirac Paris belediye başkanıyken bir takım ihalelerde, partisine yardım yapılması şartıyla - "hiç olmazsa kendi cebine atmamış ya.." diyenler var - bazı kazıkçı müteahhitlere iltimas geçmiş. Bu, bir kasetle ortaya çıktı.
       Tam bu sırada ikinci bir yolsuzluk, Chirac'cıların imdadına hızır gibi yetişti. Bir avukat, kendisinde de bulunan aynı kaseti, hinnihacette Chirac'a şantaj yapabilsinler diye, Jospin'in Maliye Bakanına vermiş. Ama babasının hayrına değil. Avukatın bir müşterisi vardır: Meşhur modacı Karl Lagerfeld. Bakandan kaset karşılığında modacının vergi borcunda 50 milyon franklık bir indirim istenilmektedir ve bu yapılmıştır. Kaset, soruşturma açılsın diye savcılığa verilecek yerde..
       Yani, iki ucu pis bir değnek ve bizdeki Cumhurbaşkanı - Başbakan çekişmesiyle "makam benzerliğinden başka" ilişkisi yok.
       Ancak, böyle hallerde bizde olanın aksine, Fransız kamuoyu dokunulmazlık filan dinlemeyip, ahbap çavuşların adalete hesap vermelerini istiyor. Bakalım, orada muvaffak olacaklar mı?

Ecevit'in "sindirme metodu"

       Buna karşılık, bizdeki çekişmenin de çok ilginç yanı gözden her halde kaçmayacaktır. Ecevit'in böyle hallerde hep kullandığı bir metod vardır: Karşısındaki birini sindirmek istedi mi, özellikle medyadaki silahşörlerini - bunları sağlamada inanılmaz derecede mahirdir - onun üzerine saldırtır. Ancak son zamanlarda, karşısındakiler biraz dişli çıkıyorlar. Ne "5+5"i geçirebildi, ne de Sezer'i ilk raundda pes ettirebildi. Hatta Sezer çekişmeden kuvvetlenmiş çıktı. Bu raundda da - silahşörlere rağmen - yenik çıkacağa pek benzemez. Sabah gazetesinin bu konudaki "Cumhurbaşkanının vetosu özelleştirmeye darbe indirdi" ikinci başlığı asıl, onun hemen altındaki Salih Memecan'ın karikatüründen darbeyi yemektedir: Üç ortağın "yalapşap" hazırladıkları defolu KHK'lar, bu sebeple ellerinde kalmaktadır. Yoksa özelleştirme, "illa yapılacak" diye, yalapşap KHK'larla yapılmayacaktır. Böyle sebeplerle yalapşap KHK imzalamaktır ki, asıl, Cumhurbaşkanı görevine ihanet olur. Asıl o zaman, Çankaya'ya güven kaybolur.
       Bunlar, başarılı olduğundan dolayı değil, bizzat Başbakan'ın itiraf veya iddia ettiği gibi "alternatifsiz bulunduğu için" memlekete kabul ettirilen bir hükümetin kaçınılmaz çelişkileridir. Kaldı ki Hükümet alternatifsiz değil, Mecliste destekten mahrumdur. O yüzden, Meclisi kanun çıkarmaya zorlama yerine Çankaya'yı yalapşap KHK imzalamaya zorlamak kolayına geliyor.
       Ama, yürümüyor işte! Bu, sonsuza kadar devam mı edecek?
       Cevabı, cesaretle aranması gereken soru bu.



Yazara E-Posta: m.toker@milliyet.com.tr