Denktaş ve Baykal ve Kıbrıs ve CHP

Denktaş ve Baykal ve Kıbrıs ve CHP


Siz, siz olunuz ve elinizdeki malı "Küçük olsun, benim olsun" diyen birine emanet etmeyiniz. Ederseniz, onu geri almanız son derece güç olur: Emaneti alan onu sahiplenir. Üstelik malınız "eşeğin kuyruğu gibi" ne uzar, ne kısalır.
Aslında, kısalır: Çünkü böyle hallerde, "uzamayan, kısalır".
* * *
Kıbrıs'ı alan, "Kıbrıs işi"ni hallederek gitmeliydi. "Kıbrıs'ı alan", "Kıbrıs'ı veren" belki gerçekte yoktur; yahut, bunlar şahıslara maledilemez ama bizde "Kıbrıs fatihi" ünvanını sırtlayan olmuştur; onun miğferli posterleri elden ele dolaştırılmıştır: Dolmuşların arka camlarına kadar.. "İzmir'i alan", aradan bir ay geçtiğinde "Mudanya Mütarekesi"ni imzalayarak silahlı çatışmaya son vermiş; ertesi yıl bitmeden, kurulacak yeni devletin ana sözleşmesi Lozan'da "yedi düvel" tarafından kabul edilmiştir.
1974'ten bu yana Kıbrıs'ın hala bir "statü"sü yoktur ve çözümlenmemiş sorun Türkiye'nin çok daha önemli, hayati meselelerinde karşımıza bir handikap olarak çıkmaktadır. Üstelik, dengeler değişmiş şekilde.. Çünkü uzun yıllar, "avantajlı durum"daki Türkiye kendisinden beklenen "alicenap yaklaşım"ı, bir bakıma, oradaki "küçük olsun, benim olsun" tutkusundaki temsilcisinin popülist, demagojik tutumunu yenip gösterememiştir. Şimdi ise "avantajlı durum" karşı tarafa geçmiştir; fakat bizimkinin Rum karşıtı, belki okul arkadaşı olduklarından, yani aynı kafada bulunduklarından, fırsatı bu sefer o, heba etmektedir.
Gerçekten yazık. Belki de asıl yazık, Ankara gibi Atina'nın da "olayın düzeyine" bir türlü çıkamamış olmasıdır.
"Küçük olsun, benim olsun" bütün tutumların en talihsizidir.

Ülkenin bugünkü hazin durumunda pek çok kimse CHP'den "bir şeyler" beklerken "tarihi parti", ülkeden de hazin bir durumdadır ve ne zaman gelip çatacağı meçhul bir seçimde, aynı genel başkanın önderliğinde bir evvelkinin akibetine adaydır: Söz sahibi olmamaya. Çünkü "küçük olsun, benim olsun" zihniyetindeki genel başkan, elhak, amacına ulaşmıştır; Parti onundur ama, bugün - herkes görüyor - hiç bir "kıymet - i harbiye"ye sahip bulunmadığı gibi yarın da bunun ötesine geçecek gibi görünmemektedir. Küçüle küçüle, her şey biter gider. En parlak isimler dahi, şaşaasını sadece "şerefli tarihi" ile sürdüremez. Bırakınız, şaşaayı: CHP'de bir kıvılcım dahi eski CHP'lilerin bugünkü özlemidir. Medyadaki nüfuz sahibi bazı "hayırhah kimseler"in himmetine rağmen "Baykal'ın CHP'si" bazı uyduruk partiler ve onların başındaki eksantrikler kadar bile kamuoyunda akis uyandırmamaktadır. Hiç bir önemli sorunda ne onun fikrini soran vardır; ne de o "benim fikrim budur" diye ortaya çıkmaktadır.
* * *
Böyle hallerde ne yapılır? Keşke onlar değişebilseler: Keşke "Küçük olsun, benim olsun"un, "Roma'da ikinci olmaktansa köyümde birinci olmayı tercih ederim" miskinliğinden başka bir yere götürmediğini görüp anlasalar. O zaman Kıbrıs'ın "Türkiye için bir handikap oluşturmaması" yolu belki daha çabuk açılabilecektir. - Tabii, Ankara'da o düzeyde iktidar bulunması şartıyla (Ecevit / Cem / Gürel üçlüsü değil) -. Mecliste "bir CHP'nin bulunmaması"nın demokratik hayatımızdaki eksikliği kapanabilecektir.
Ama ne Denktaş; ne Baykal dünün adamıdırlar. Üstelik Denktaş'ın Kıbrıs davasına çok kadri geçmiştir de CHP Baykal'dan "hizipçilik"ten başka bir şey görmemiştir. Bunların şimdi değişmeleri beklenecek, hatta ümit edilebilecek bir ihtimal midir?
O zaman, yapılacak tek şey "onları değiştirmek"tir. Kıbrıslılar ve CHP'liler için..
Başka bir yol bilen varsa, lütfen bildirsin.
Adres: Metin Toker / Milliyet Gazetesi / İstanbul!