Diken Üstünde bir "Silahlı Kuvvetler"

Diken Üstünde bir "Silahlı Kuvvetler"


Bugünün Türkiye'sinde Silahlı Kuvvetlerin bir özelliği vardır. Bürokratın en yükseği konuşsa, medyada "Devlet diyor ki.." diye yer almaz. Başbakan Yardımcısına kadar - onlar dahil - bir Hükümet üyesinin sözleri de "Hükümet diyor ki.." muamelesi görmez.
Ama rütbesi orta boyda bir Ordu mensubu - belli veya meçhul - medyaya bir görüşünü geçirtti mi o, "Asker diyor ki.." olur.
* * *
Avrupa Birliğinin Türkiye'de "yeminli yanlıları" ve "yeminli karşıtları", genelde Cumhuriyetin nihai amaçlarından biri olan "çağdaş uygarlık düzeyi"ne ulaşmada mutabık "etkili çoğunluk"u kendi saflarına çekebilmek için "ikna gayreti" içindedirler. Buna, AB'ye girmekle mi; dışında kalmakla mı daha kolay varılır.
Bunun tartışmaları 1963'de, katılımın senedi Ankara Andlaşmasının imzalanmasından önce yapılmış, tamamlanmış ve karara bağlanmıştır. Bugün lehte söylenenler de, aleyhte söylenenler de "grosso modo = üç aşağı, beş yukarı" aynı şeylerdir. Güncel sorunlar - kürtçe öğrenim ve yayın, Kıbrıs, Ege - karşıtlar tarafından büyülteç altına sokulmaktadır; o kadar. Yoksa AB'ye karşı "argümanlar"ın esası hep aynıdır: Bu, bir Hristiyan klübüdür / Hayır, Yahudiler tarafından müslümanları soymak için kurulmuştur / Hayır, Sevr'i hortlatarak Türkiye'yi bölmenin, Cumhuriyeti yıkmanın, Kapitülasyonları geri getirmenin peşindekilerin tuzağıdır.
Böyle düşünenler, AB'de yok da değildir.
Peki, Türkiye'nin içinde hiç mi yoktur? "Etkili çoğunluk", onun en önemli parçası TSK, bunların mı tereddütlerini benimseyecektir? Ülke, herkesin tüylerini "Ne yapacaklar?", "Satarlar mı?" korkusundan diken diken eden bir "parti liderleri sultası"nın eline düştü diye?.

Chirac - Fransa Devlet Başkanı -
yeni yıl kutlama töreninde, daha bu ayın başında, Başbakan Jospin'in gözlerinin içine baka baka "Cumhuriyetin bölünmezliğini hiç kimse bozamaz" dedi. Sosyalist hükümet bölgelere - Korsika'ya - daha fazla "kendini yönetme yetkisi" tanımak istiyor. Muhafazakar Chirac da karşı çıkıyor. Fransız "ulus - devlet"i bunu kendi kararlaştıracak. AB'ye, ne?
Blair
- İngiltere Başbakanı - Ortak Pazar parası Euro'yu henüz istemiyor. Simitis - Yunanistan Başbakanı - istiyor. İki "ulus - devlet" de, kendi bildiğini yapacak. AB'ye ne? AB üyesi "ulus - devlet"lerin, asgari müşterekler dışında, hiç bir şeyi kabul etme mecburiyetleri yoktur.
Hiç bir şeyi kabul etme mecburiyetleri yoktur. Çünkü AB bir "ulus - devletler topluluğudur" ve bu niteliğini yitirdi mi, her üye çekip gitme hakkına sahiptir. İsmet Paşa 1963 Ankara Andlaşmasını imzalarken sordu: "İstediğim zaman, çekip gider miyim?".
"Evet" dediler ve imzaladı.
* * *
Asker adına sadece MGK'da konuşulmasının ve dışarda sadece Genelkurmay Başkanının veya onun görevlendirdiği Komutanın - kendi içlerinde mutabakata vardıktan sonra - konuşmasının "sayılamayacak kadar çok yarar"ı vardır.
Bu lüzumu son sıralar biraz fazla ihmale uğradı gibi..