Doymamıştan değil, görmemişten kork

Doymamıştan değil, görmemişten kork


       Görevleri arasında "geçmişin miraslarının korunması" bulunan Kültür Bakanı İstemihan Talay doğruca bir laf etmiş. Demiş ki: "Bu, karnı doymamış bir toplumda mümkün değildir." Belki "kolay değildir" deseydi daha iyi ederdi. Ancak ondan da doğru bir husus vardır: Asıl korkulacak olan, görmemişlerdir.
     
Kültür Bakanı, bu sıralar İstanbul'un "mesenliğe maydanoz" entel takımının ön safında yer alan "agresif feministler"in tırnak darbeleri altında.. "Mesen" diye Rönesans dönemindeki "sanat hamileri"ne derlerdi ama onlar bu himayelerini keselerinin ağızını açarak gerçekleştirirlerdi. Bizim maydanozcuların kalkan oldukları Vakıf ise pamuk ellerini ceplerine atacak yerde devleti "Daha, daha, daha ver.." diye sıkboğaz eden "kremdölakrem üyeler"den oluşuyor. Bakan "Yahu, bizden 40 milyon dolara yakın para aldılar; kendiliklerinden 1 milyon dolar koymadılar" diye yakınıyor.
       Üstelik bunlar "doymamışlar" da değil; olsa olsa "Allah gözünü doyursun"lardan..
       Görülüyor ki "karnı tok insan", otomatik şekilde "zararsız mahluk"a dönüşmüyor. Fakat Kültür Bakanı İstemihan Talay'ın "geçmişin mirasları"nın korunmasında engel saydığı "karnı doymamışlar", eğer "görmüş kimseler"dense, onların toplumlarında bunlara zarar gelmiyor. 2. Dünya Harbi'nde ve sonrasında Avrupa "karnı doymamışlar"la doluydu; onlar, karınlarını doyurmak için "geçmişin mirasları"na dokunmayı hatırlarından geçirmediler. Soğuktan donarken de tarihi eserleri yakıp ısınmayı düşünmediler. Çünkü "geçmişin mirasları"na, çocukluklarından itibaren saygılı büyütülmüşlerdi, bunlar onlara sevdirilmişti. Daha okullarının ilk sınıflarındayken toplu halde müzelere götürülüyorlardı, geçmişin mirası abideler gezdiriliyordu, değer hükümleri şekillendiriliyordu. Sonraları müzik dinliyorlar, şiir okuyorlardı.
     "Görmemişler" derken, birden zengin olup tüm çığlıkları mubah görenleri kastetmiyorum. İyinin ve güzelin kıymetini bilmeyen, içinden onu koruma duygusu gelmeyen, hatta onu tahripten marazi zevk alan kimselerden bahsediyorum. Bunlar "aç" veya "tok" olmuşlar, ne yazar? Geçenlerde Maçka parkının halinden bahseden bir yazıyı bu sütunlara almıştım. Bir kaç gün önce de Yılmaz Çetiner kendi sütununda Bebek parkının perişanlığını anlatıyordu. Bunlar "geçmişin mirasları" değil, tadlarına varmak için özel bir kültür de gerekmiyor; insan, onların zevkine kendiliğinden varır.
       Ama zevk, onların tahribinde odaklaşırsa?.
       * * *
       Hemen bütün düzeylerde "Türkiye için en büyük tehlike nedir?" diye tartışıp duruyoruz: "İrtica mı, yolsuzluklar mı; bölücülük mü, gelir dağılımındaki adaletsizlik mi?"
     
Hepsinin üstünde: Görmemişlik. Ötekiler şu veya bu tedbirle düzeltilebilir, hizaya getirilebilir, yok edilebilir. Karnı doymamışın karnı doyurulabilir. Görmemişi ne yapacaksınız? O, uzun zamana yayılan bir eğitim ve yaşam tarzının toplumda geçerli kılınmasının ardından, yavaş yavaş ve pek nazlı şekilde ufalanır, dağılır, kaybolur.
       Bunun tam aksinin yapıldığını, Türkiye'de dört nala, gittikçe görmemiş bir toplumun yetiştirildiğini farketmek için şu, "varoşlar" denilen ve bir çokluğun yaşadığı bölgelere bakmak yeterli değil midir?


Yazara E-Posta: m.toker@milliyet.com.tr