Dünyanın en güzel mesleği

Dünyanın en güzel mesleği


Mektup bayram tebrikiyle başlıyor ve diyor ki: "Yazılarınızı Cumhuriyet ve Akis'ten itibaren izleyen bir okuyucunuzum. Milliyet'te 'Bırakın, şu CHP'yi!' yazınızdaki görüşe aynen katılıyorum. Mustafa Kemal ve İsmet Paşalarımız tarafından kurulan..."
Sonra devam ediyor.
Sonra imza ve adres.
Mektubu geçenlerde aldım.
Cumhuriyet/1940'lı yıllar; Akis/1950 ve 60'lı yıllar; Milliyet/değişimli 1970, devamlı 80 ve 90'lı yıllar; "Bırakın, şu CHP'yi" yazısı/2001..
Okuyucuyla yaşanan ve yaşanmakta bunca yıl devam eden beraberlik: Geride kalan güncelden bugünün günceline gelen ve yarının güncelinde sürecek bir birliktelik..
Ne muhteşem bir serüven.
Gazetecilik: Dünyanın en güzel mesleği.
1- Çok severek,
2- Adam gibi yapmak şartıyla..
Böyle bir mesleğin, kamuoyu araştırmalarının "itibar merdiveni"nde en alt basamakları işgal etmesinin beni son derece rahatsız ettiğini söylemeliyim. Ama daha hazini, bunun bize has bir durum değil, genel olmasıdır. Milletlerarası Basın Enstitüsünün (IPI) 2000 yılı Boston toplantısında bildirildi ki çok ülkede o basamaklar "medya" ve "politikacılar" tarafından paylaşılmaktadır.
Gene de belirtmek lazımdır: Bu merdiven ülkelerin "genel seviyesi"ne göredir. Bazılarında en alt basamak, ötekilere nazaran yere daha yakındır ve Türkiye bunlar arasındadır. Türk toplumu daha üst bir düzeye sahipken gazeteciler o basamaklarda bulunmadıkları gibi global tiraj da - mesela 1960'larda - 3 milyonluk tepeyi çoktan bulmuş, hatta aşmıştı. Bugün satışsızlıktan yakınanların "Siz doğru dürüst gazete çıkarıyorsunuz da mı satın alan olmuyor?" cevabıyla karşılaştıkları kimsenin meçhulü değildir.

Boston'da bir hususa daha parmak basıldı: İtibarsızlıklarını politikacılar medyaya, medya politikacılara yıkmaktadır. Politikacılara göre itibarsızdırlar, çünkü medya onları en kötü yönleriyle göstermektedir; medyaya göre itibarını kaybetmektedir, çünkü seviyesiz politikacılara da yer vermek mecburiyetindedir. Bundan çıkan ders, politikanın kendisinin daha seviyeli hale gelmesi; medyanın ise politikacıyla fazla içiçe, hele karşılıklı çıkar ilişkilerine dayandığı izlenimini veren görüntüsünden kurtulması gerektiğidir. Her halde medya, üst basamaklara adım atmak istiyorsa önce bu meşum göbek bağını kesmelidir.
Bu, Türkiye için belki başka bazı ülkelerdeki öneminin de üzerindedir. Basına "kingmaker = iktidarı tayin" kudreti dünyada hep atfedilmiştir ama bizde bazıları bunu fazla ciddiye alıp abartmışlardır ve "onu karalayıp bunu yüceltmek"le amaça varılacağını sanmışlardır. Sonuç, basın hakkındaki "karşılıklı çıkar şüphesi" bulutlarının yoğunlaşması ve bunun tüm medyayı kapsaması olmuştur.
Halbuki gazete hancı, politikacı yolcudur.