Ege'de ve Kıbrıs'ta sorun Yunandır

Ege'de ve Kıbrıs'ta sorun Yunandır

       AMERİKA'nın Türkiye - Yunanistan ilişkileriyle ilgili olarak bu sıralar hareketlendiği hissediliyor. En yüksek düzeydeki temsilci Holbrooke bir takım temaslar yapmıştır bile.. Savunma Bakanı Cohen bölgeye gelmiştir. Onun heyetinde bulunan Amerika Dışişleri Bakan Yardımcısı ve eski Ankara Büyük Elçisi Grossman'ın - ki her halde önceden tanıyordu - Dışişleri Bakanı İsmail Cem ile özel bir görüşme yaptığı açıklanmıştır.
       Türk tarafının Ege ve Kıbrıs konularında meselenin ayrıntı noktaları hakkında ne söylediğini - aşağı yukarı tahmin edebilsem bile - tabii bilmiyorum. Ümit ederim ki Türkiye'nin Kıbrıs'ta "iki bölgeli, iki toplumlu federatif devlet" tezini koruduğunu belirtmişizdir. Çünkü bu, bütün dalgalanmalara rağmen milli niteliğini muhafaza etmektedir. Söylenen başka "laf"ların kojonktür icabı olduğu hatırdan çıkarılmamalıdır. Zaten bunun da fazla bir önemi yoktur.
     Önemli olan, bir esası Amerika'ya - ve başta İngiltere - öteki müttefiklerimize kesin tarzda anlatmaktır: Ege ve Kıbrıs'ta sorun Yunandır. İşin o tarafını halletmeden hiç bir akılcı çözüme ulaşmak mümkün değildir.
       Niçin? Çünkü Atina'da bir hava vardır; bu hava Kıbrıs hakkındaki Zürih ve Londra andlaşmalarını yapan Karamanlis - Averof çiftine kan kusturtmuştur: Türkiye ile her yakınlaşmayı "Ellenizme hiyanet" olarak suçlamakta, bunun girişimcilerini derhal çarmığa germektedir. Buna ne, sonradan tekrar Başbakanlığa gelen Karamanlis, ne gerçekçi Miçotakis dayanabilmiştir. Ne de Simitis veya bir başkası dayanabilir. Karadayı ile görüşen Yunan Genelkurmay Başkanının - Atina basınının deyimiyle "Hükümetin bir memuru" - çekingenliği, hatta ürkekliği televizyonlarda izlenmiştir. Yarın görevinden alınıverilirse hiç şaşmamak lazımdır. Bu, bir "fasit daire"dir ve o kırılmadan ne Ege'de, ne de Kıbrıs'ta "hakça bir çözüm"e ulaşmak kabildir. "Hakça çözüm" için Kıbrıs işinde Türkiye'nin daha cömert davranması gerektiği bir vakıadır. Ama Ege'de Yunanlıların komplekslerinden ve ürettikleri "komplo teorileri"nden vazgeçmeleri lazımdır. Türkiye'nin ne Yunan topraklarında gözü vardır, ne de Ege'nin andlaşmalarla çizilmiş, Adaları silahlardan arındıran statüsüne itirazı. Bunun ötesi sadece demagojidir yahut - Yunanistan'ın başına hep felaket getirmiş - "megalo idea"nın uzantısı. Türk - Yunan ilişkilerine iyi niyetli her yaklaşım önce Atina'daki "dehşet havası"nı yok etmekle işe başlamalıdır. Yoksa, Hükümette zaman zaman "şahin"ler de yer alsa, Ankara'da uzlaşmaya açık bir kapı daima olmuştur.

     
Gönül çok isterdi ki bu basit gerçek sadece ABD'ye değil, AB'ye de anlatılabilse.. Fakat "Yunan vetosu" bunu orada çok daha güç hale getirmektedir.
       İş Amerika'da sanki daha mı kolay? Amerikan Kongresinde lobiler o kadar kuvvetliyken?.. Böyle bir lobi haberini dehşetle okuduğumu itiraf ederim:
       New York Times'a Steven Erlanger'in Washington'dan bildirdiğine göre "Senatonun dörtte üç, Temsilciler Meclisinin dörtte bir üyesinin imzaladığı mektuplarla Başkan Clinton'dan İsrail Hükümetinin karşı çıktığı bir Orta Doğu barış teklifini açıktan yapmaması istenmiştir. Daha hayret uyandırıcı taraf şudur ki Senatonun mektubunda Başkan Clinton'dan Filistinlileri el altından, İsrail'in son teklifini kabul etmeye ve barış görüşmelerinde öyle bir tutum izlemeye zorlaması talep olunmaktadır."
       O, İsrail lobisi. Ama Yunan lobisinin aynı derecede kuvvetli olduğu ve hele seçimlere gidilirken eş etkiye sahip bulunduğu kimin meçhulüdür?
       Clinton ve Holbrooke iyi de, bu lobiye mukavemetleri ne?


Yazara E-Posta: M.Toker@milliyet.com.tr