Evin içini bir, temizleyelim de..

Evin içini bir, temizleyelim de..


Şu, Kopenhag Kriterleri: 2


       Avrupa Birliğinin "ilerde" ve "ilk etap"ta 28 üyeden oluşacağı artık herkes tarafından öngörülüyor. Yani, eski "15 + 12 + 1" formülü rafa kaldırılmış halde. Bunlardan 15, mevcut üyeleri; 12, Doğu Avrupalılar ile Kıbrıs'ı; 1 de, Türkiye'yi gösteriyordu. 1 Temmuzdan itibaren başkanlık görevini yüklenen Fransa hep, "28" diyor. Ancak "ilerde"nin tarihi nedir ve "ilk etap"ı ne izleyecektir, bunlara getirilmiş bir açıklık yok. Fransa ilan etmiştir ki kendi başkanlığı sırasında eviçi temizlik yapılacak ve bir misafir odası hazırlanacaktır. Bu oda hazır olmadan eve gelmeye hiç kimse kalkışmamalıdır.
       Bu, ne demektir?
       15'lerin büyükleri ve eskileri bugünkü iç mekanizmanın 15 üyeyi bile kaldırmadığını söylüyorlar ve bu mekanizma değiştirilmeden üye sayısının arttırılmayacağını kesinkes bildiriyorlar. Mekanizmanın değiştirilmesi gereken parçaları ise kararların alınış şekli, Parlamentodaki temsil oranı, Birliğin yürütme organı olan Komisyonun teşekkül tarzı diye ilan edilmiştir. Değişikliğin gerçekleşmesinde veto hakkı geçerli bulunacağına göre bunun ne kadar zaman alacağını hiç kimse söyleyemez.
     O halde sanki Türkiye'nin önündeki en acil mesele Kopenhag kriterleriymiş gibi bunlarla yatıp bunlarla kalkmanın alemi nedir? Bunun sebebi pek çok çevrenin kendi davasını "Kopenhag kriterlerinin gereği" etiketi altında yürütme peşinde olmasıdır. Herkes kendi hedefini "Kopenhag kriterlerine uygun" diye pompalamakta hatta sözümona - acaba kime - jurnal etmektedir.
     Halbuki Türkiye'nin Kopenhag kriterlerine gerçek anlamını veren yüksek ve tartışılmaz prensiplerle ilgili sorunlarını kendi evinin içinde çözmeye ihtiyacı vardır. Bu ihtiyacı Cumhurbaşkanı Sezer kuvvetle vurgularken bunu yapması gereken Meclis, liderler tarafından tatile gönderilmiştir.

AB ile başlayan diyalog

       Aslında AB ile Ankara arasında "Kopenhag kriterlerinin ışığında Türkiye'de durum" üzerine bir diyalog Helsinki kararından, hatta onun bir yıl öncesinden itibaren başlamıştır ve sürmektedir. AB aday ülkeler için hazırladığı ilerleme raporları kapsamına Türkiye'yi de almıştır. Bunlardaki üslup dikkat çekicidir. Çeşitli konularda zaman zaman şöyle denilmektedir: "Türkiye bir demokrasi olmakla beraber..", "Laisizmin korunmasında askerin özel rolü bulunduğu belirtilmekle beraber..", "AB, Türkiye'nin güney doğuda karşı karşıya olduğu sorunların çapını bilmekle beraber..", 1995'teki anayasa değişiklikleriyle demokrasinin güçlendirilmesi yönünde adımlar atılmış olmakla beraber.."
     
Bu iyi niyetli cümleler hep "Ama Türkiye'nin, daha yapması gereken şeyler vardır" hükmüyle bitmektedir. Ne var ki AB "bunlar yapılırken" Türkiye'nin iki "temel özellik"ine, bütünlüğüne ve laik karakterine halel getirilmemesini de aynı kuvvetle vurgulamaktadır.
       O zaman Türkiye'nin "Kopenhag kriterlerinin insan hak ve özgürlükleri, kanun egemenliği, azınlıkların özelliklerinin korunması gibi evrensel prensipleri"ni yorumlamada ve uygulamada "zorlanma"sına niçin lüzum olsun? Bunlar Türkiye için "doğal bir gidiş"in zaten kilometre taşları değil midir?
       Belki gerekli olan, dikenli görünen üç konuda, idam - asker - kürtler üçlüsünde iki taraftaki "kraldan fazla kralçı"ların şerrinden korunmaktır.

       Yarın: Anahtar, Ankara'da kuvvetli hükümettir



Yazara E-Posta: m.toker@milliyet.com.tr