Gazeteci Olan Adamın Hikâyesi

GÜLSÜN TOKER BİLGEHAN Ama, şu anda yoğun bakımda.Metin Toker gazeteci doğulmayacağına, gazeteci olunabileceğine inanıyordu. 1940ların başında da zaten bu mesleğe heves ettiğinde, zamanın meşhur gazetelerinden Son Telgrafın Yazı İşleri Müdürü Reşat - Şişman - Fevzi ona "Bu iş sana göre değil, sen iyi bir aile çocuğuna benziyorsun" diye karşı çıkmıştı. Galatasaray Lisesini birincilikle bitirmişti ve Tıp Fakültesinde okuyordu. Ama o gazeteci olmak istiyordu ve oldu... 1943 yılının bir sonbahar gününde, Nadir Nadinin onu elinden tutup, Cumhuriyet gazetesine götürdüğünden bu yana hep bir gazeteci, sadece bir gazeteci olarak yaşamını sürdürdü. Kendi söylemiyle:"Okuyucuyla yaşanan ve yaşanmakta bunca yıl devam eden beraberlik. Geride kalan güncelden bugünün günceline gelen ve yarının güncelinde sürecek bir birliktelik...Ne muhteşem bir serüven.Gazetecilik: Dünyanın en güzel mesleği.1- Çok severek,2- Adam gibi yapmak şartıyla..."Metin Toker öyle yaptı... Bazı meslektaşları iş hayatına, bazıları siyasete girdiler, milletvekili, bakan hatta başbakan oldular. 1957 yılında yazdıklarından dolayı 7 ay 23 günlük mahkumiyetinden sonra, Demokrat Parti yöneticilerinin yeni bir hısımından korkan Cumhuriyet Halk Partisinin dokunulmazlık zırhını kazandırmak için önerdiği milletvekilliği adaylığını hemen reddetmişti. Politikayı sevmiyordu, mesleğinin gereği kimi olumsuzlukları göze almayı kabul ediyordu. Nitekim yine hapse atıldı. İki kızı da o tutukluyken doğdular. Hiç pişman olmadı. Kendi yerine Ankara listesinden CHP adayı olan gazeteci arkadaşının milletvekili seçilmesine de çok sevindi. İsmet Paşaya ve Kasım Güleke,"Biliyor musunuz, Bülent Ecevit Amerikadan geldi. O politikaya girmek istiyor. Mükemmel bir insandır. Bana ayırdığınız yeri ona veriniz. Pişman olmaz, karlı çıkarsınız" demişti.Kendisi "Akis" efsanesini sürdürmeyi tercih etti. "Akis", sadece dönemin tiraj rekorları kıran dergisi olarak basın tarihine geçmedi. Ayrıca Hikmet Bayur, Faik Ahmet Barutçu, Cemil Sait Barlas, Mükerrem Sarol, Fatin Rüştü Zorlu, Server Somuncuoğlu, Avni Başman, Doğan Avcıoğlu, Mümtaz Soysal, Cüneyt Arcayürek, Güneri Cıvaoğlu ve daha pek çok ünlü ve renkli kalemi buluşturdu. Metin Toker son günlere kadar da, yeni yetişen genç gazetecilerin "usta"sı olmaya devam etti. Bununla birlikte, meslek yaşamı boyunca, "çırak"lık heyecanını hiç kaybetmedi.Fakat kuşkusuz, gazetecileri en çok etkileyen, bir meslektaşlarının 1955 yılında Milli Şef İsmet İnönünün kızıyla evlenmesi olmuştu. Metin Toker, Özden İnönü ile yaşadığı aşk hikayesini anlatmayı sevmezdi. Bir yıl sonra bitirmeyi planladığı, anılarını yazdığı "Gazeteci Olan Adamın Hikayesi"nde de bu konuya az değinmeye özen göstermişti. Allahtan, benim itirazlarımı zaman zaman dinledi!Tarihçiler ve siyaset bilimcileri için ise, İsmet Paşanın yanı başında, Pembe Köşkte, Metin Toker gibi bir yetenekli gözlemci yazarın uzun bir dönem yaşaması bulunmaz nimet olmuştur. "Demokrasimizin İsmet Paşalı Yılları" ciltleri bugün hem meraklıları, hem de öğrenciler tarafından zevkle okunmaktadır ve yakın tarihimiz için çok değerli kaynak kitaplardır.Metin Tokerin daha yapacak çok işi var. Anılarını bitirecek, onların basımını, 60. meslek yılını ve 80. yaş gününü birlikte kutlayacak. Sonra, torunlarının nikah şahitliğini yapacak... Zaten çocuklar ona "büyükbaba" diye sesleniyorlar. Ancak onların çocuklarının "dede" demelerine izin verecekti... 59 yıllık meslek hayatında ilk defa bugün, Metin Toker gazetedeki yazısını yazamadı. Onun vefalı, sevgili okuyucuları çok iyi bilirler ki, yıllar boyunca hiçbir hastalık, yurtiçi ve yurtdışı gezi, doğum, ölüm, hatta hapishanede bulunmak Metin Tokerin daktilosunun başına geçmesini engelleyememişti. Dün okuduğunuz makalesini bana, bir hastane odasında, kolunda serum, burnunda oksijen tüpü ile yazdırdı. Son iki aydır daktilosunun tuşlarına vuracak gücü kalmamıştı ama yazı günü geldi mi, beni çağırıyor, noktasına, virgülüne kadar kafasının içindekileri dikte ettiriyordu. O haliyle, ne uzun ama aynı zamanda anlamlı cümleler kuruyordu! Yüzüme baktı, fikirlerini sözlere dökmekte güçlük çekiyordu. Nasıl söyledim, bilemiyorum, "Babacığım, canını dişine tak!" deyiverdim. Herhalde öyle yaptı, birden toparlandı ve hiç duraksamadan makalesini yazdırdı. Umarım haftaya yine alışık olduğunuz "gazeteci"yi sütununda bulursunuz.