"Halk plan değil, pilav istemişse.."

"Halk plan değil, pilav istemişse.."


       Devlet Planlama Teşkilatı eski mensuplarının çoğu Süleyman Demirel başkanlığında yaptıkları ilk toplantıyı hatırlamaktadırlar. Toplantı, hatırlanmayacak gibi değildir. Yıl 1965, Demirel "Ürgüplü kabinesi"nde Başbakan Yardımcısı. Demirel'in rahmetli bir arkadaşının, İzzettin Turanlı'nın deyimiyle Mukaddes İttifak - Meclisteki CHP dışında bütün partiler - son İnönü hükümetini düşürmüştür. Normal olarak en büyük parti AP'nin genel başkanı yeni hükümeti kurmakla görevlendirilmelidir ama Demirel milletvekili değildir. Cumhurbaşkanı Gürsel görevi bağımsız Senatör Ürgüplü'ye verir. Demirel onun kabinesinde Başbakan Yardımcısıdır. O tarihteki devletin en önemli organlarından biri olan DPT, ona bağlanır.
     
Neden? Çünkü Demirel - Özal gibi - askerlik süresinin bir kısmını, örgüt yüksek mühendis ihtiyacı duyduğundan orada geçirmiştir. Bu ona, "Planlama uzmanı" payesi sağlamış olmalı ki iş ona verilmiştir. Her halde Özal da daha sonra aynı özelliği dolayısıyla onun Müsteşarlığına getirilecek ve orada "takunyalılar saltanatı"nı kuracaktır.
       O gün DPT'de yeni Başbakan Yardımcısı başkanlığında ilk toplantı yapılmaktadır. Örgüt mensupları, edindikleri alışkanlıkla, toplantı saatinden önce oradadırlar. Çünkü eski Başbakan İnönü, ki toplantıların çoğuna bizzat o başkanlık eder, bunlara daima tam vaktinde gelir. 15 dakika geçer, Demirel yok; yarım saat geçer, Demirel yok; bir saat geçer, Demirel yok. Yeni Başbakan Yardımcısı 1 saat 55 dakika sonra boy gösterir. Bunun üzerinde hiç durmaksızın, toplantıyı açar.
       İkinci toplantı gününde Demirel'in geçikme süreci 1 saat 45 dakikadır. Bu sefer, sonradan memleketin alışacağı "espri"lerinden birini yapar: "Görüyorsunuz, performansımda bir iyileşme var!"
       Örgüt mensupları buz gibi olurlar. AP Genel Başkanının plan ve planlama ve DPT'ye yaklaşımı hakkında bir fikir edinmişlerdir.
       Demirel 1965 seçimlerine "Plan mı, pilav mı?" sloganıyla girmiştir ve iktidarı tek başına, hem de yüzde 53 civarında bir oy çokluğuyla almıştır. Şimdi, başlayan bir modaya uyarak DPT'nin "olmayan bir ekonomi Bakanının sekretaryası" gibi çalıştığı feryadını yükselten Müsteşara - Aklı bugüne kadar neredeydi? - karşı Demirel çıksa ve dese ki: "Siz ne konuşuyorsunuz? Ben halka Plan mı, Pilav mı diye sordum, halk Pilav cevabını verdi. Biz de ona o günden bu yana pilav sunuyoruz. Zaten bütün seçimlerde biz pilavcılara oy verdi. Var mı bunun demokrasiye bir aykırılığı?" kim ne cevap verebilecektir?

İşte model: 1961 Anayasası

       Ancak pilavın pilavlıktan çıkıp lapa halini aldığı artık herkesçe farkedilir hale gelmiş bulunmasının sonuçu olmalı, bir "değişiklik özlemi" bütün çevrelerce dile getirilmektedir. Bunun yolunun bir yeni anayasadan geçtiği, Meclisi sultası altında tutan "liderler" hariç, hemen herkesçe kabul edilmektedir. Sadece onlardır ki mevcut anayasanın orasına, burasına ilişmekle işin geçiştirileceğine inanmaktadırlar ve bunu denemenin hazırlığı içindedirler. Başka bir sebep, üzerinde anlaşabilecekleri bir yeni anayasanın bulunmadığını bilmeleridir.
       Halbuki "Cumhuriyetin gördüğü en iyi anayasa" olduğu hususunda gittikçe görüş birliği oluşan 1961 Anayasası en azından bir "ilham kaynağı" olarak ortadadır. Onu vaktiyle "lüks" veya "bol" görenler aradan geçen seneler ve tecrübeler sonuçu daha gerçekçi düşünmeye başlamışlardır. O anayasanın "devlete karşı bireyi koruyan" ruhu kösteklenecek yerde desteklenseydi bugünkü çok şikayet - her çevreninki - ortaya çıkmayacaktı.
       Acaba medya için bu konuya eğilmek zamanı gelmemiş midir? Hiç olmazsa bir tartışma zemini oluşturma açısından?



Yazara E-Posta: m.toker@milliyet.com.tr