İşte, meselenin esası! Ama...

İşte, meselenin esası! Ama...

Metin TOKER

İTİRAF ederim ki geçen gün, Fransa'nın ünlü Le Monde'unda eski Başbakanlardan - gerçek bir Türk dostu - Raymond Barre'ın şu değerlendirmesini okuduğumda "Aferin! Ne doğru teşhis koymuş.." diye düşündüm.
Nasıl, düşünmem ki? Barre - şimdi Lyon Belediye başkanıdır da.. - diyordu ki: "İnsanlar yirmi seneden beri aynı kellelerin ekranda görünmelerinden, aynı lafları sabah, öğle ve akşam etmelerinden gına getirmiştir. Allah rızası için, değişsin, bunlar!"
Var mı Türkiye'de bunun altına imza atmayacak? Sandım ki Raymond Barre Türkiye'den bahsediyor. Meğer, Fransa'nın "asıl meselesi"ni dile getiriyormuş. Kendisi dahil, Fransa aynı kellelerden bıkmadı mı? Hep Chirac, hep Valery, hep Jospin, hep Mitterrand, hep Le Pen! Arlette diye bir kadın, herkes kendini bildi bileli, "ültra sol"un Cumhurbaşkanı adayı!
Bugünlerdeki bizim gazete fotoğraflarına göz attım ve tekrarladım: "Aferin, Barre"! Fotoğraflarda 2 bin yılına giden Türkiye'nin kaderini çizme görevini üstlenmiş - Barre'ın deyimiyle - "kelleler"e baktım: 1957'den tanıdığımız Ecevit, 1960'ların Cindoruk'u, 1964'ün Morrisson'u - sempatizanları için: Çoban Sülü - Demirel, 1970'lerin unutulmaz "hizipçi"si Deniz Baykal.
Hepsinin etrafında, o yılların "ikinci adamlar"ı. Demirel'inkilerin bir kısmı hala orada, bir kısmı Çiller'in yanında. Söylendiğine göre Tansuhanım iyi el sıkıyormuş. Ancak başka bir söylenti, bu gidişle yakında erkek eli sıkmayacağı yolunda. Artık Menteşe'ler, Gölhan'lar, Cevheri'ler, Ekinci'ler yeni bir tercih yapacaklardır. Ecevit'in tek yakını zaten Rahşanhanımdı; gene öyle. Erbakan ve tayfası da, yerli yerinde.
Yani, madalyonun o tarafında tablo tamam.
Ancak eğer Raymond Barre Fransa'yı değil de Türkiye'yi kastediyor olsaydı sözüne mutlaka bir "Ama.." ile devam etmesi gerekecekti. "Ama", diyecekti, "yeni gelen bazen eskiyi hiç aratmaz!" Hatta daha karamsar bile olabilir ve içini şöyle çekebilirdi: "Heyhattır ki bazen, onu dahi aratır!"
..ve örnek diye Mesut Yılmaz ile Tansu Çiller'i gösterirdi.
Sahi, yok mudur bizi kurtaracak "bahtı kara maderimiz"den?
Yahut eski bir söze sarılıp "Her halk, layığı olduğu yöneticiyi bulur" diyerek o kaderimize boyun mu eğeceğiz?
Sanırım, tercih bizim: Yani, halkın.



Yazara EmailM.Toker@milliyet.com.tr