"İstediğini düşün, ama söyleme!"

"İstediğini düşün, ama söyleme!"


       Düşünce özgürlüğü ile ifade özgürlüğünün iki tekerlekli bisiklet gibi olduğundan hiç kimsenin şüphesi yoktur. Düşünmekte serbest bırakılıp ağzı kapatılan kimse "faydasız kilisenin papazı"na benzer
       Peki, her düşünce söylenebilmeli midir? Buna "evet" diyen en serbest fikirliler bile hiç olmazsa "ifade tarzı"nda bazı kayıtları kabul etmektedirler. Bunların başında "şiddete davet"ten, "kışkırtmacılık"tan, "kin ve fesat tohumları ekilmesi"nden kaçınılması gelmektedir. Biraz daha mutaassıplar buna "propaganda"yı da eklemektedirler.
       Fakat "ifade"ye kısıtlamalar getirilince bazı "düşünce"lerin kendileri de yasaklanmış, en azından gizlenmiş olmuyor mu? Atatürk "Büyük Nutuk"unda daha Anadoluya çıkarken kafasında Cumhuriyet fikri bulunduğu halde bunu çok uzun süre niçin telaffuz dahi etmediğini gayet iyi anlatır. Fransız veya Bolşevik ihtilaline gidilirken hedef baştan itibaren açık açık söylenmemiştir.
       Belki onun korkusundan, başkaları bahiskonusu olunca düşünce özgürlüğünde son derece "larj = cömert" olan Avrupalılar en "pasifist = barışçıl" tarzda dahi nazilerin "insan yakan fırınları"nın varlığından şüphe etmeyi, hatta onların önemini küçümsemeyi yasak etmişlerdir. Buna cüret eden LePen'i, bizim mahkemelerin Erbakan'ı cezalandırdığı kadar şiddetle siyasetten men etmişlerdir.
       Bununla belirtilmek istenilen, düşünce söylenilirken bunda güdülen maksadın basit bir aydınlatma mı, bir fikre ikna mı, yoksa karşı tepki, hatta karşı koyma yaratmak mı olduğu hususunun toplumlarca kaale alındığı gerçeğidir. Yani, harekete geçmek için mutlaka "eylem" mi beklenecektir?
       Bu alanda Erbakan'ın "sütten çıkma kaşık" sayılmayacağının unutulması pek safdilce bir davranış olur.
       Aynı şekilde, geçerli bir kanunun uygulamasına "Başbakanlık yapmış bir kimsenin 75 yaşında hapse konmak istenmesi kabul edilir şey değildir" diye itiraz edenlerin 85 yaşındaki Şili eski devlet başkanı Pinochet'nin hem de yabancı bir ülkede hapsedilmesine alkış tutanlardan oluşması onların pek de ciddiye alınmamasını haklı kılmıyor mu?

Cumhuriyet kendini savunacaktır

       Bir "Erbakan olayı"nın böyle bir sırada - insan hak ve özgürlüklerinin tartışılmakta olduğu bir sırada - patlak vermesi iki gerçeğin altının çizilmesi açısından yararlıdır. Hep kendine yontma adetindeki "Erbakan tayfası" aynı yaydan atılan okların herkesi aynı şekilde yaraladığını bir defa daha görüp anlamış olmalıdırlar.
       İkincisi, ne Kopenhag kriterlerinin, ne başkalarının "ifade özgürlüğünden soyutlanmayacak düşünce özgürlüğü"nü kısıntısız veya kayıtsız bıraktığıdır. Türkiye'de kısıntı ve kayıt, Cumhuriyetin kuruluş ilkelerine içten bağlılık olmasa bile onların içinde kalmadır. Bunların dışına çıkanlarla - hangi yönde olursa olsun - memleketin silahlı ve silahsız sağlam kuvvetlerinin mücadele hakkını ne demokrasi, ne Kopenhag kriterleri engeller.
       Zaten ne demokrasinin, ne Kopenhag kriterlerinin böyle bir niteliği vardır. Bu, o ilkelerin amansız düşmanlığını ta kuruluş günlerinden beri sürdürenlerin bugünkü konjonktürde başarılı olacağını sandıkları bir yeni yutturmacadan başka hiç bir şey değildir.



Yazara E-Posta: m.toker@milliyet.com.tr