İyi ki öğretmiyoruz!

İyi ki öğretmiyoruz!


Yaz aylarında oran değişir; çünkü çeşitli dil konuşan yerli ve yabancılar gelir. Ama Büyükada'da bu sıralar, kış aylarında, türkçeden sonra en çok konuşulan dilin kürtçe olduğunu biliyor musunuz? İnanmak için delile ihtiyacınız varsa gidip çarşıda, özellikle inşaatlarda, arabaların kalkış ve iniş yerlerinde, hatta düpedüz sokaklarda dolaşabilirsiniz.
Peki, hemen karşıya geçiniz, Kartal'a geliniz. Eğer tepelere, gecekonduların yoğun olduğu bölgelere giderseniz kürtçenin "türkçeden sonra" değil, türkçenin de önünde "en fazla konuşulan" dil olduğunu görürsünüz. Kürtçe kıyıda, istasyon civarında, iş ve bankalar bölgesinde, biraz ileriye uzanınız Pendik'te bile "türkçeden sonra en ziyade işitilen dil"dir.
Büyükada nire, Kartal nire, Pendik nire - bunlara İstanbul'un hemen bütün semtlerini ekleyebilirsiniz -, Diyarbakır/Tunceli/Mardin nire?.
İyi ki, "kürtçe öğrenim"e müsaade etmiyoruz. Aman, Avrupa Birliğinin (AB) isteklerine uyup da müsaade etmeye kalkışmayalım. Eğer bu ödünü verip AB'ye girersek, maazallah, ertesi gün kürtçenin resmi dil olarak da tanınması isteğiyle karşı karşıya geliriz.
AB "milletlerin birlik ve beraberliklerini bozma" tuzağıdır. Bu tuzaklarda "dil"in en yüksek tahrip güçüne sahip mayin olduğunu bilmeyen var mıdır?
Yoktur da, AB ülkelerindeki istatistikler başka şey söylemektedir. Öğrenimleri serbest olduğu halde mesela Fransa'da Demografik Araştırmalar Milli Enstitüsüne göre "bölgesel diller"i konuşanların sayısı "dramatik tarzda" düşmektedir. En küçük çocukluklarında ana - babalarının, evde, kendilerine "fransızcadan başka bir dil" ile hitap ettiğini hatırlayanların büyük kısmı kendi çocuklarıyla sadece fransızca konuştuklarını bildirmektedirler. Ötekilerin oranı gittikçe azalmaktadır ve bu, 1970'lerde doğanlar için 5'te 1'e kadar inmiştir. Kullanımı olmayan bölgesel diller adeta sönmek üzereydiler ki en ziyade Korsika'dan esinlenilen "suni bir hasret üfürüğü" bazılarında "canlandırma" hevesi uyandırmıştır.
Ama oradan, fransız milletinin birlik ve beraberliğinin tehlikeye düşürülmesi! Zaten AB üyesi Fransa'nın "Anayasa Mahkemesi" buna kesinlikle izin verilmeyeceğini ilan etmiştir. Bir ölçüde kullanımı bulunan her bölgesel dilin de mutlaka bağımsızlık hareketi başlatmadığına Alsace bölgesi örnektir.

Dil, bir işe yararsa..
Benim çocukluğumda, 1930'ların İstanbul'unda azınlıklar, özellikle museviler "kendi dilleri"ni hala kullanmakta ısrarlıydılar. Bu, Darülfunun gençliğinin - o zamanki yüksek tahsil gençliği - öncülük ettiği "Vatandaş türkçe konuş!" kampanyasına yol açmıştır.
Azınlıklar niçin bir süre ısrar etmişlerdir? Çünkü o statüleri korumanın kendilerine bir takım avantajları geri getireceğini sanmışlardır. Kendi dillerini konuşarak varlıklarını sürdürmeye çalışmışlardır. Ne zamanki Cumhuriyet Türkiyesinin o taraklarda bezi bulunmadığını anlayıp onun devamlılığına inanmışlardır o zaman, herkes gibi, "vatandaşlık"ı tercih etmişlerdir. Ada vapurlarındaki, bir takım gazinolardaki, bazı lokantalardaki kakafoni de bitmiştir.
Benim gençliğimde, ilk gazetecilik yıllarından itibaren Doğuda mecburen kürtçe konuşanlar vardı. Çünkü Cumhuriyet orada herkese türkçe öğretemiyordu. Hükümet bunun bilincinde olduğu için mahkemelerde tercümana izin verilmişti. Cumhuriyet "herkese türkçe öğretme"yi hiç bir zaman başaramadı. Buna "göç olayı" eklenince Büyükada'da eski azınlık dillerinin yerini kürtçenin almış olmasının fazla şaşılacak tarafı var mıdır?
Dil ya bir işe yarıyorsa, ya da işe yarayanı öğretilmiyorsa konuşulur. İlla "millet bütünlüğünü bozmanın aleti" olarak kullanılmaz. O bütünlüğü başka yollardan korumaya çalışmak lazımdır. Hele böyle bir endişe Avrupa kervanına katılmanın engelini hiç oluşturmamalıdır.
Çünkü insanların "ana dil"lerini öğrenme ve kullanma arzuları son derece doğal bir duygudur. Zaten siz onlara devletinizin resmi dilini öğretmede aciz gösteriyorsanız, kuş dili konuşacak değillerdir ya..
Uygulanmayan yasak, ancak onu koyan ile yürütmeye kalkanı gülünç eder. Bir de, handikap haline getirmeyelim.









DİĞER YENİ YAZILAR