Kadın olmanın tarifsiz güçlüğü

Metin Toker

FADİME'nin başına gelenler - Bence "Fadime'nin maceraları" demek daha doğru; çünkü öyle bir çaçaronun başına bir şey gelmez; olsa olsa o, bir takım maceralar yaşar - Türkiye'nin ve bugünün bir olayı diye ele alındı. Öyle alınmakta da, devam ediyor.
Çok doğru. Çok da haklı. 1950'den itibaren başlayan "dinsel örgütlenmeye müsamaha" 1970'lerde açık şekilde tarikatların kol gezip dergahların açılma, yenilerinin kurulma aşamasına ulaştı. 1980'lerden bu yana ise bunlar eğitim alanında bir dinsel sektör oluşturup devletle rekabete giriştiler ve itiraf etmek lazım, boynuz kulağı geçti. Bunun bir çok sebepleri var ki bu yazının konusu o olmadığından bunların üzerinde burada durulması gereksiz. Ancak 1990'larda pıtrak gibi baş veren ve özellikle büyük şehirleri ahtapot gibi saran "İslam manastırı" hüviyetindeki yurtlarda, Kuran kurslarında, hele şeyhliği, seyitliği, mübarek kişiliği kendinden menkul hoca efendilerin şifa dağıttığı, insanları - özellikle kadınları, kızları - okuyup üfledikleri dergahlarda - daha doğrusu tezgahlarda - nelerin döndüğünden az çok şüphe ediliyordu da ne olup bittiği tam bilinmiyordu.
Fadime, hangi sebeple olursa olsun işte bu cerahati deşti ve çirkin gerçek tabak gibi ortaya çıkarak kamuoyunu dehşete düşürdü. Hele buralara kızını, oğlunu, kadınını iyiniyetle - siz, "safça" diye okuyunuz - kaptırmış bulunan kimseleri.. Fadimeli, onu takip eden kendisi gibi "kapalı çaçaronlar"ın ve bu fırsattan yararlanıp ekranları paylaşan, aralarında bazen kavgaya tutuşan, fakat bir aynı hedefi güden "ulema"nın katıldıkları programlar bundan dolayı bir süre "rating rekorları" kırdı.
Halbuki olaya at gözlükleri çıkarılıp daha geniş bir perspektif içinde bakılırsa farkedilecektir ki tarihin derinliklerinden bu yana kadın, her yerde erkekler için hep "en fazla cinsel haz veren beden" gözüyle görülmüştür.
Bugün de öyledir. Cezayir'in boğaz kesen İslamcı mücahitlerinden Amerikan Silahlı Kuvvetlerine, Bosna'dan Bangladeş'e giren Pakistan askerlerine ve Cinci Ali ile şifa isteyen kadına "gelirken prezarvatif getir" siparişi veren Müslüm Hocanın egemen oldukları "bizim dergahlar"a kadar...

Kadının "en fazla cinsel haz veren beden" sayılmasının tarih ve coğrafya ayırımı bulunmadığı gibi din - iman ile de bir ilgisi yoktur. Muzaffer ordulara yağma hakkı tanındığı devirlerde nasıl kadın - hele genç ve güzel kadın - en kıymetli ganimeti oluşturmuşsa bugün de Cezayir'de olan şudur: Din devleti kurma peşindeki mücahitler yakın köyleri basıp kadınları kaçırıyorlar. Sonra onları kategorilere ayırıyorlar. Yaşlı kadınlar ev içi hizmetlere - temizlik, yemek pişirme gibi - orta yaşlılar ev dışı hizmetlere - tarlada çalışma, odun kesme gibi - tahsis ediliyorlar.
En gençler ise erkeklerin koynuna gireceklerdir. Amerika Silahlı Kuvvetlerinde tacizden ırza geçmeye, vakalar öylesine çoğalmıştır ki. Orduya kadınların artık alınmaması ciddi ciddi gündeme gelmiştir. 2. Dünya Harbinde Japonların kendi askerleri için genellikle Koreli kadınlardan oluşan - Japon kadınlara en çok onlar benzermiş - binlerce "huzur dağıtan ev" açtıkları bilinmektedir. Ciddi ve soğuk sarışın İsveçli askerler BM kuvveti olarak Zaire'e gönderildiklerinde ilk iş körpe zenci kızlara tecavüz etmişlerdir. Demek bunun "medeniyet düzeyi" ile de bir ilgisi yoktur. Kızlar ister o zenciler gibi yarı çıplak, ister bizim çaçaronlar gibi öcü kıyafetli olsunlar: Erkeğin onlarda gördüğü beden, onlardan istediği "cinsel haz"dır. Zor kullanmanın güçleştiği şartlarda ise olaya bir kulp takmak gayet kolaydır ve bunun da dini imanı, ideolojisi yoktur. Adına ister sol terminolojiyi kullanıp "devrim nikahı", ister sağ terminolojiyi kullanıp "muta nikahı" diyebilirsiniz. İran'da "bir kaç saat için geçerli" muta nikahı kıyıldığını biliyorsunuz değil mi?
Vaktiyle bizde buna "vizite" denilirdi!
Bütün bu mürailikleri bırakıp iki gencin - ya da, yaşları ne olursa olsun bir kadın ile bir erkeğin - serbest "birlikte yaşama"yı seçmeleri daha dürüst bir davranış değil midir?
Ama, ya "ahlaki kurallar"? Hangi "ahlaki kurallar"? Kızının ahlakını sadece tesettürde, "emin melce" diye Cinci Ali'lerin dergahını görenlerinki mi? Fadime işte onu iflas ettirdi.
Zor iş dostum, zor iş: Kadın olmak hep güç iş olmuştur.
Tarihin bütün dönemlerinde, küreiarz'ın bütün noktalarında ve... bugünkü Türkiye'de.
Bu, bir akıl verme değil, bir tesbit yazısıdır.